izmit escort | izmit escort | escort izmit | escort izmit | kocaeli escort
Bugun...


Sibel Çağlar

facebook-paylas
AKP Kadını Korumayacağım Diyor
Tarih: 22-03-2021 09:38:00 Güncelleme: 22-03-2021 09:38:00


İçişleri bakanı Soylu "1 milyon kişi başına kadın cinayeti oranları dünya 13 kişi, Avrupa 7 kişi, Türkiye 3,8 kişi" diye rakamları ters yüz ederek, İçişleri bakanı olarak yerine getirmedikleri görevlerinin üstünü örtmek istiyor.

 

Dünya’yı, Avrupa’yı bırak...

 

Meksika'ya bak.

 

Neredeyse herkesin silahlı olduğu ABD'ye bak.

 

Meksika'da devletin bu cinayetlerdeki rolünü ve kadın cinayetlerinin sistematikliğini vurgulayan suç türü, 2012'den beri federal yasalarda var.

 

Meksika'da cinskırımla beraber "kadın cinayeti" de bir suç türü olarak kanunda yer alıyor.

 

Türkiye'de ise ceza kanununda "kadın cinayeti" adı altında düzenlenmiş bir suç bile yok.

 

Böyle bir suçu yok sayarak, kadını ikinci sınıf gören tarikatların isteği üzerine İstanbul sözleşmesini iptal eden AKP hükümeti tanımıyor yani.

 

Ayrıca devlet istatistikleri şüpheli kadın ölümü diye geçen kategoriyi de rakamsal olarak dışarıda bırakıyor.

 

Şüpheli kadın ölümlerini de kadın cinayetinden saymıyor.

 

Mesela Şule Çet'in ölümü kadın cinayeti olarak geçmiyor.

 

Devletin sadece iki tane kadına yönelik şiddet araştırması var.

 

Sadece iki ve bununla istatistik oyunu oynamaya çalışıyorlar.

 

Oyun oynamayı bırakıp gerçeklere bakalım.

 

2002'den beri kadın cinayetleri yaklaşık yüzde 1400 artmış vaziyette.

 

Sadece bu yıl bilinen 300 kadar kadın öldürüldü, 171 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu. AKP hükümeti bunları da saymıyor.

 

Gerçekler, Soylu gibi otokratik faşist hükümetin sözcülerinin söylemediklerindedir.

 

Hindistan gibi dünya ortalamasını aşırı yükselten birkaç ülkeyi çıkarırsanız, istatistik oyunu oynamayıp gerçekleri  baz alırsanız, Türkiye'yi kendi ligindeki ülkelerle karşılaştırırsanız, zaten o rakamlarda da Türkiye'nin zirveye oynadığını görürsünüz.

 

Bunun yerine, sözde bilimsel veri adı altında çarpıtma yaptıkları kendi verileri ile spekülasyon yapıyorlar.

 

Ama teşekkür etmek gerek.

 

Çünkü, gerçek dışı düşük rakamlar paylaşarak, sanki daha az kadın cinayeti yaşanması sözleşmedeki gibi önlemleri almayı gereksiz kılıyormuş gibi bir algı yaratmanın peşine düştüler. Çelişkinin net şekilde ortaya çıkmış olmasına neden oldular.

 

Bu da demek oluyor ki, sözleşmeyi iptal etmenin gerekçesi "aileyi korumak" vs değil, kadın cinayetlerine karşı önlem almayı reddetmek, bu sorumluluktan kaçmak.

 

Kadın cinayetleri politiktir, derken somut olarak haklı duruma geçmiş oluyoruz.

 

Soylu'nun çabası toplumun yüzde 67,2'si tarafından, meclis içi temsilin yüzde yüzü tarafından onaylanan sözleşme karşısında itiraftır.

 

Aile demagojisi bir yana, gerçekler bunlar.

 

Bu gerçekler kitle itirazının ve mücadelesinin silahlarıdır.

 

Toplumu durup dinlenmeden tüm sosyal ve siyasal gerçeklik hakkında aydınlatma, hükümetin demagojisini dağıtma, riyakar, zulümkar rejimi hedef alan mücadele saflarını dizme görevi her sınıf ve politik bilinçli kadının omuzlarında!

 

Kendi diyanet başkanları 2018 yılında "kadına şiddete meşruiyet sağlayan tüm gelenek ve inanışlar reddedilmeli" demişken.

 

Erdoğan'ın yardımcısı Fuat Oktay "çözüm bizatihi gelenek ve göreneklerimizde mevcuttur" diyerek gösterdikleri gerekçe ve yerine koyacağız dedikleri çözüm üretme konusunda ne kadar samimiyetsiz olduklarını görmek için yeterlidir.

 

Gelenek ve görenekleriniz kadını eve, özgür iradesini elinden alarak erkeğin kişisel mülkiyetine prangalıyor.

 

Bu yüzden gelenek ve görenekleriniz, sınıflı toplumun ilkel formlarından devralınan bu antika normlar kadına şiddet uygulanan koşulların tamamlayıcısı ve sebebidir.

 

Peki  sizin çürük, kokuşmuş ortaçağcı tarikatlar geleneğiniz toplumundaki bu gelenek ve görenekler bir yana, sınıfsız toplumdan izler taşıyan İslam öncesi eski Türk toplumlarındaki gelenek ve göreneklerden birkaçını sayalım ve buyrun o öz gelenekleri uygulama için birlikte davranalım.

 

Tecavüzün cezası ölüm ya da toplum dışına atmak.

 

Kadınlar tıpkı erkekler gibi istedikleri zaman eşlerini boşayabiliyordu.

 

Kadının mülk ve miras hakkı erkek ile eşit olarak vardı.

 

Bir de Fuat Oktay'ın ve tarikatların ortaçağ zihniyeti Emevi "gelenek ve görenek"leri altında neler yapıldığına bakalım mı?

 

Tecavüz mesela, "sözleşmeye ihtiyacı olmayan" Türkiye'de tecavüz ederken suçüstü yakalanan adam, henüz tecavüz gerçekleşmediği için "yarım kaldı" indirimi aldı.

 

Tecavüzünü kameraya kaydeden sapık "eski sevgilisiymiş" indirimi aldı.

 

"Tecavüzde bağırmıyorsa, rıza göstermiş sayılır" indiriminden faydalanan var.

 

Üvey kızına tecavüz edip "kızın ruh sağlığı bozulmadı raporu"yla indirim alan var.

 

Ormanda saldıran, döve döve çırılçıplak soyan, ancak, astım krizi geçirerek bayılıp yakalanınca "orası ıssız bi yer, isteseydim yapabilirdim" indirimi alan var.

 

Tecavüz edip, hamile bırakan, sonra da "zaten bakire değildi" indirimi alan var.

 

Tanımadığı birine saati soran eşini delik deşik ederek öldürüp "cilve yaptı" indirimi alan var.

 

Eşini katledip, "kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum" indirimi alan var.

 

Kadın programında, "babam bana tecavüz etti" diyen kızını öldürüp "babasını kamuoyunda mahçup etti" indirimi alan var.

 

Mahkemeye takım elbiseyle geldi diye "iyi hal" indirimi alan seri tecavüzcü var.

 

Daha sayalım mı?

 

Ensar Vakfında çocuk tecavüzlerine "bir kereden bir şey olmaz" diyen kadın bakan...

 

"Küçüğün rızası vardı" diyenler varken başka bir şey söylemek fazlalık olur!

 

Sözleşmeye ihtiyacı olmayan, gelenek ve görenekleriyle övünen, onları her derde deva sanan ortaçağ zihniyeti taşıyan AKP hükümetinin Türkiye'si bu.

 

Yani bu uygulamalara savaş açan sözleşme, her bir AKP'liden, sahte Türk'ten, bezirgan İslamcıdan milyon kez daha fazla, kadınları sınıfsız toplum hafızalı Türklerin gelenek ve göreneklerine yaklaştırıyor.

 

Sözleşmedeki haklarını öğrenmek ve gerici, ortaçağcı rejimi yıkmak üzere savunmak, yücelmek ve Türkiye'nin yarınını kurma kavgasında güçlü bir devrimci savaşçı olmak isteyen her kadının görevi ve hakkıdır.

 

İstanbul Sözleşmesi'nin feshi, HDP'ye kapatma davası, Gezi Parkı'nın mülkiyetinin İBB'den alınması, MB başkanının görevden alınması. Bir yandan halkın sinirleriyle oynanırken, diğer yandan Berat Albayrak gölge adamlarıyla tek tek bütün ekonomi kurumlarının yönetimini ele geçiriyor.

 

Varlık Fonu ve Borsa İstanbul'dan sonra Merkez Bankası başkanlığı. Sırada bakanlık olacaktır. Bu gölge yönetim tarzının sessiz halka ödeteceği bedel de ağır olacak.

 

İstanbul Sözleşmesi mesela. İmzalanmıştı ama uygulanmıyordu bile.

 

Sadece kadına yönelik şiddeti durdurmak için devletin çalışacağına yönelik sembolik bir irade beyanı olarak orada duruyordu.

 

Şimdi devlet kadınları korumak için çalışmayacağım diyor.

 

Sözleşme hakkında daha önce defalarca ''halk ne istiyorsa o olur'' dedikten sonra, Türkiye toplumunun yüzde 64’ünün iptaline alenen karşı çıktığı araştırmalara da yansımış sözleşmeyi feshetmenin açıklaması nedir?

 

Saadet Partisi tabanının yüzde 0,5'lik oyunu kazanabilmek.

 

Ortaçağ zihniyeti taşıyan tarikatların gönlünü hoş tutmak.

 

Yani iktidarda kalabilmek uğruna kadınlara verilmiş sembolik de olsa bir güvenceyi kaldırmayı seçtiler.

 

Keşke sözleşme uygulansa da işe yaramayacağı kitlelerce görülse ve öfkeleri ile devrimin arasındaki hukuksal hayaller ortadan kalksa diyorduk, artık gerek kalmadı.

 

Çünkü sözleşmenin devrim olmadıkça uygulanamayacağını göstermiş oldular.

 

Sözleşme karakteri gereği iktidarın örgütlü Türk halkına devredilmesini ve iktidar dışı otoriteler tarafından denetlenmesini gerektiriyor.

 

Türkiye'deki halk düşmanı ortaçağcı, laiklik düşmanı sakat devlet düzeni bunun sözünü bile ettirmez.

 

Sözleşme aile düşmanı vs iddiaları hikaye yani.

 

Asıl gerçek, devlet iktidarının halka geçirilmesi fikrini daha çok hissettiren, esintiler uyandıran bir adım olması ve Türkiye'de devlete sahip olan ortaçağcı, karanlık, gerici kesimlerin bundan rahatsız olması.

 

Bunlar karşılarında oluşan toplumsal kaynamalardan, yavaş yavaş da olsa filizlenen ortak düşman bilincinden vb durumlardan rahatsız.

 

Bunun için halkın sinirleriyle oynamak, iktidarda kalmak için küçük hesaplar güderek halka büyük zararlar vermek, bir an önce karşılarındaki toplumsal güçleri dağıtmak hatta ezmek için kitle kışkırtıcılığı yapmak, güçler dengesi henüz halkın tam bir saldırıcı olması için yeterli değilken halkı yakalamaya çalışmak. Bunlar birbiriyle çelişse bile durmamak, rakibi şoka uğratmak, şaşırtmak vb bunların olayı.

 

Tarihsel-politik koşullar, bu kaçınılmazlık gerçekleşmeden önce Türkiye'de demokratik devrimcilere görev olarak, çıkabilecek bunalımları kollamayı, mevcut bunalım unsurlarını birleştirmeyi, derinleştirmeyi, devrimci iç savaşların ise güç ilişkilerinin düşmanların aleyhine, devrimci öncünün lehine olduğu bir konjonktürde patlaması için her türlü mücadele aracını devreye sokabilecek legal/illegal örgütlenmeler yaratmayı gerektiren bir faaliyet tarzını dayatıyor.

 

Onlar geniş kitleleri kızdırmadan kıllarını kıpırdatamazlar, bunu göze alıyorlarsa eğer, rejim kolay tutuşabilecek, alev alabilecek maddeleri sakınımsızca etrafa saçıyorsa, kendi güçsüzlüğünün farkında olmasından ve güç arayışındandır.

 

Biz bu ham maddeleri toplayıp, işleyip, kendimizin değil onların içinden çıkamayacağı bir yangına ''uygun anda'' çevirmeliyiz.

 

Kitleye giderken gerekli örgütsel politik organizasyonel araçlardan yoksunsak bunu yapamayız, kitlelerde dikkatini ve eylemini yoğunlaştıramaz ve dağıtır. Tıpkı eski lokomotiflerde pistonla sıkıştırılmamış buharın dağılacağı ve enerjiye dönüşmeyeceği gibi. Lokomotifi çalıştırmak için her parçasına hakim olmalıyız.

 

Cumhuriyet devrimimiz ile başlattığımız Türk rönesans ve reform sürecini Fransızların 1871'de başardığı gibi demokratik devrimle taçlandırabilir ortaçağ zihniyeti taşıyan tarikatları temsil ettikleri ortaçağ karanlığına gönderip bir daha gün yüzüne çıkamayacak şekilde imha edebiliriz.

 

Bunun için her ilerici, bilimden yana, laiklikten yana, modern sosyal sınıf temsilcisi kadınlar ve erkeklerin birleşik mücadele etmesi kaçınılmazdır.



Bu yazı 919 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Türkiye'de Açıklanan Corona Sonuçlarına İnanıyor musunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI