escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Prof.Dr.Behçet Kemal Yeşilbursa

facebook-paylas
“Çıplak” Türkiye
Tarih: 02-02-2026 07:16:00 Güncelleme: 02-02-2026 07:16:00


Orta Doğu’nun son dönemlerde yoğunlaşan askeri, siyasi, kültürel, ekonomik ve toplumsal gerilimleri, eski kıtayı temsil edenlerle yeni kıtanın aktörlerini yeniden karşı karşıya getiriyor. 1989 sonrası yıkılan duvarları ve eriyen bloklarıyla dünya artık yeni mücadelelerle eski dönemlerin kavgalarına geri dönmüş gibi.

 

Türkiye farklılıklar açısından verimli bir ülke. Bu ülkenin geleceği hakkında öne sürülen her teori doğru çıkmaz. Her yıl yeni tartışmalar yapılmaktadır. Dolayısıyla bu kadim topraklarda hiç kimse her şeyi bildiğini iddia edemez. Türkiye’deki liderler bile bazı olaylar karşısında hazırlıksız yakalanabilir. Türkiye artık Osmanlı dönemindeki gibi Avrupa’nın arka bahçesi, köylü bir toplum değil. Cumhuriyet bu ülkenin toplumunu değiştirdi. Bugün Türkiye Cumhuriyeti modern sayılabilecek her şeyi Mustafa Kemal’e borçludur.

 

29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan eden Türkleri büyük bir görev bekliyordu. Savaş mahvetmiş olsa da artık toprakları ve ülkelerinin, Türkiye Cumhuriyeti, bir adı vardı. Gerçek bir ulus kuracaklardı. Atatürk’ün devrimi daha yeni başlıyordu. Geçen 100 yılda Türklerin yaptıklarını ve yapamadıklarını anlamak için genç cumhuriyetin tamamıyla sıfırdan başladığını hatırlamak önemlidir. 1923’te ülkede hiçbir şey yoktu. Anadolu’nun kasabaları on yıllarca süren savaşın perişan ettiği Müslüman mültecilerle, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan, geleceğe inancını yitirmiş insanlarla doluydu. Her şey yeniden kurulmalıydı; bunların başında da yeni bir kimlik geliyordu. Bu insanlar için Atatürk, bilinçli bir şekilde yeni bir “Türk” kavramı oluşturdu. Bu kavram ırkçı değildi, yeni cumhuriyetin vatandaşı olmayı seçen herkesi kapsayan geniş bir kavramdı. Fakat bugün bu kimlik, Türk kimliği, iç ve dıştan gelen saldırılara maruz kalmaktadır.

 

Ancak Atatürk’ten sonra gelen liderler kişisel politik çıkarları için devletin gücünü kullanmıştır. Türkiye’de iki tane politik yol vardır. Biri Atatürk’ün yoludur, diğeri de İnönü’nün yoludur. Bu iki yol, birbirinden farklıdır. Atatürk’ün yolu reformcu ve aktiftir. İnönü’nün yolu statükonun yoludur; onlara karışmazsan onlar da sana karışmayacaktır.

 

Yeni yüzyılda Türkiye’nin hangi yöne gideceğini tahmin etmek zor. Yakın Çağ tarihinde de görüldüğü gibi Türkiye’nin temel sorunu reformların gerçekleştirilememesidir. Şu günlerde ekonomik ilerleme fikri de toplumu bir arada tutabilecek güçte değil. En önemlisi, devlet adaleti sağlayamamakta. Davalar senelerce sürmekte ve tanıklar kolayca korkutulmakta. Türk silahlı Kuvvetleri halkın güven duyduğu tek kurum olmaktan çoktan çıkmış durumda. Yine aynı şekilde prensip ve ahlaki standart kavramları Türk siyasetini çoktan terk etmiş durumda. Çocuklarını okutan her anne baba eğitim sisteminin iyi işlemediğini görmekte. Uzun vadeli politik sorumsuzluğun etkileri en çok ekonomi de kendini göstermektedir.

 

Türkiye Doğu ve Batı arasında bir köprü olduğunu iddia etmektedir. Fakat bu ülke doğudan ve batıdan kabul görmemektedir. Batı, Türkiye’deki zayıf hükümetler ve kötü insan hakları raporlarından dolayı Türkiye’yi kabul etmiyor. Müslüman ülkeler ise Türkiye’nin laiklik ilkesine, Avrupa’ya katılma isteğine ve Amerika Birleşik Devletleri ile olan yakın ilişkisine kuşkuyla bakmakta. Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri de problemli. Bu durum, bazen Türkiye’yi savaşın eşiğine getirmekte. Ve yakın zamanda da bu durum değişmeyecek gibi görünüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin uluslararası platformdaki etkisi sanılandan ve sahip olduğu potansiyelden daha azdır.

 

Günümüz Türkiye’sinde ortak değerlerin yerini, birbiriyle rekabet eden inançlar ve ideolojiler almıştır. Toplum gelecek için sosyal bir projeye sahip değildir. Bireylerin sadece kendilerine ait projeleri var görünüyor ki bu da şüpheli. Bazı siyasiler ve aydınlar, etnik çeşitlilik konusunu Osmanlı İmparatorluğu ile bağdaştırılan kozmopolit anlayışla çözmeye çalışmakta. Ve bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ulus devlet yapısına saldırmakta. Diğer yandan hükümet, dinin rolünü, din eğitimini ve kamusal alandaki İslami sembollerin önemini arttıracak fikirleri yaymaya çalışmakta. Sonuç olarak siyasetçiler Türkiye’ye ağır zararlar verebilmekte.

 

Türkiye’nin son 25 yılı, ekonomik dalgalanmalar, siyasi dönüşümler ve dış politikada çok yönlü stratejilerle şekillenmiştir. 2001 ekonomik krizi, bankacılık sisteminde çöküş ve yüksek enflasyonla ülkeyi derinden sarsmış, ardından IMF destekli yapısal reformlar ve güçlü ekonomi programı uygulanmıştır. 2002 sonrası dönemde istikrar sağlanmış, enflasyon tek hanelere inmiş ve büyüme hızlanmıştır. Ancak 2008 küresel kriziyle büyüme yavaşlamış, işsizlik artmıştır. 2013’ten itibaren Gezi olayları, siyasi belirsizlikler ve küresel sermaye hareketleri TL’de değer kaybına yol açmıştır. 2018’de ABD ile yaşanan gerilim ve yüksek dış borç nedeniyle döviz krizi patlak vermiş, enflasyon ve faizler yükselmiştir. 2020’de COVID-19 pandemisi ekonomiyi daraltmış, ardından kredi genişlemesiyle toparlanma yaşansa da yüksek enflasyon ve kur şokları devam etmiştir. 2023–2025 döneminde ise enflasyonun %60’ın üzerinde seyretmesi, kur istikrarsızlığı ve rezerv sorunları Türkiye’nin yapısal reform ihtiyacını gündeme taşımıştır.

 

Siyasi alanda, 2002’den itibaren tek parti iktidarıyla siyasi istikrar sağlanmış, AB üyelik süreci hızlanmış ve demokratikleşme reformları öne çıkmıştır. Ancak 2013 sonrası Gezi protestoları, yolsuzluk soruşturmaları ve kutuplaşma artmış; 2016’daki darbe girişimi sonrası OHAL ilan edilmiştir. 2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiş, güçlü başkanlık sistemiyle muhalefetle gerilim derinleşmiştir. 2023 seçimlerinde iktidar değişmemiş, ancak ekonomi ve demokrasi tartışmaları yoğunlaşmıştır.

 

Dış politikada ise 2000’lerde AB süreci ve “komşularla sıfır sorun” politikası ön plandayken, 2011 sonrası Arap Baharı ve Suriye iç savaşı Türkiye’yi aktif bir aktör hâline getirmiş, mülteci krizi başlamıştır. 2016’dan itibaren Rusya ile yakınlaşma, ABD ile gerilim, Doğu Akdeniz enerji rekabeti ve Libya ile Karabağ’da askeri destek politikaları dikkat çekmiştir. 2021 sonrası dönemde Türkiye normalleşme adımları atarak Mısır, İsrail ve Suudi Arabistan ile ilişkileri düzeltmiş, Ukrayna-Rusya savaşında arabuluculuk rolü üstlenmiştir. NATO ve AB ile ilişkilerde denge arayışı sürerken, BRICS ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi alternatif platformlara ilgi artmıştır.

 

Genel olarak, Türkiye’nin son 25 yılı ekonomik kırılganlıklar, siyasi sistem değişimi ve dış politikada bağımsız, bölgesel güç odaklı bir çizgiyle karakterize edilmiştir. Ancak demokratikleşme ve ekonomik istikrar konularında tartışmalar devam etmektedir. Ve maalesef bugün Türkiye, siyasilerin iddia ettiği gibi hiçbir konuda kıskanılan bir ülke değildir. Bugün ülke mali ve ekonomik sorunlarla uğraşmakta, enflasyon yüksek, maaşlar düşük, insanlar mutsuz, iç ve dış güvenlik yetersiz, her yer çete dolu, adalet sorunlu, sağlık sistemi sorunlu, yaz yaz bitmez. Kısaca kral çıplak!

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 512 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

AKP Nasıl Kazanıyor?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI