KONYA’DA BÜYÜYEN TEHLİKE: ŞİDDET ARTIK NORMALLEŞİYOR
Bir zamanlar okul çıkışında edilen bir kavga birkaç tokatla, birkaç kötü sözle sona ererdi. Bugün ise çocuklar taşla kafatası parçalıyor, muştayla göz çıkarıyor, bıçakla okul basıyor. Daha korkuncu ise bunu yapanların pişman olmak yerine sosyal medyada meydan okurcasına paylaşımlar yapması.
Konya’da 18 yaşındaki bir genç, muştalı saldırı sonucu bir gözünü kaybetti. Olayın şüphelileri kısa süre sonra tahliye edildi. Tahliyeden sonra yaptıkları paylaşım ise toplumun vicdanını ikinci kez yaraladı:
“Birimiz erken çıktı, birimiz geç ama aynı suç, aynı kader; dışarısı şimdi şahidimiz.”
Bu cümle sadece iki kişinin paylaşımı değildir artık. Bu sözler, caydırıcılığını kaybetmiş bir ceza mekanizmasının, korkusuz hale gelen suç anlayışının ve cezasızlık algısının özetidir.
Çünkü bugün çocuklar artık kavga etmiyor…
İnfaz ediyor!
ŞİDDETİN YAŞI DÜŞÜYOR, VAHŞETİN DOZU ARTIYOR
Konya’da son bir ayda yaşanan üç olay, Türkiye’nin nasıl bir uçuruma sürüklendiğini de açıkça gösteriyor.
13 yaşındaki Hasan Berat Güldağı…
Arkadaşı tarafından kafasına taş atılarak ağır yaralandı. Kafatası parçalandı.
18 yaşındaki Ali…
Muştalı saldırıyla bir gözünü kaybetti.
Bir Fen Lisesi öğrencisi…
Okul çıkışında bıçaklı saldırıya uğradı.
Ve bütün bunların ortak noktası ne biliyor musunuz?
Failin pişman olmaması.
Tam tersine…
Övünmesi.
Birinin paylaşımı:
“Baba tahliye.”
Diğerinin profil sözü:
“Dediğimi yaparım, kalmaz lafta.”
Bu sözler sıradan değil.
Bunlar toplumda giderek artan adaletsizlik algısının sonucunda verilmiş küstah mesajlardır.
Çünkü suçlu korkmuyorsa…
Toplum korkmaya başlar.
SOSYAL MEDYA ARTIK VİCDANSIZLIĞIN SAHNESİ OLDU
Eskiden insanlar suç işlerse utanırdı.
Şimdi paylaşım yapıyorlar.
Eskiden aileler çocuklarını mahcup olur diye saklardı.
Şimdi bu aileler ve çocukları suçla “itibar” kazanmaya çalışıyor.
Bu sadece bireysel bir ahlak sorunu değildir.
Bu, toplumsal çürümenin verdiği bir alarmdır.
Çünkü bir genç, bir insanın gözünü kör edip dışarı çıktığında zafer paylaşımı yapabiliyorsa…
Orada sadece hukuk değil, vicdan da çökmüştür.
Bugün birçok aile çocuklarını okula gönderirken eğitimden önce güvenliği düşünüyor.
“Acaba bugün başına bir şey gelir mi?”
sorusu artık milyonlarca annenin korkusu haline geldi.
İSLAM’DA ADALETİN TEMELİ: KISAS
İslam dini zulme sessiz kalmayı değil, adaleti emreder.
Kur’an-ı Kerim’de, Bakara Suresi 179. ayette şöyle buyrulur:
“Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır.”
Bu ayet çok derin bir hakikati anlatır.
Kısas, intikam değil; toplumun can güvenliğini koruyan ilahi bir caydırıcılıktır.
Çünkü suçlu yaptığı zulmün karşılığını göreceğini bilirse, elini kaldırmadan önce düşünür.
Maide Suresi 45. ayette ise şöyle buyrulur:
“Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş…”
Bugün bir gencin gözü gidiyor…
Ama saldırgan birkaç ay sonra elini kolunu sallayarak dışarı çıkabiliyor.
Peki soruyoruz:
Bu durumda mağdurun adalet duygusu nasıl ayakta kalacak?
Bir annenin yüreğindeki yangın nasıl sönecek?
Bir baba, oğlunun kör kalan gözüne bakarken hangi teselliyle yaşayacak?
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) ADALET ANLAYIŞI
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) adalet konusunda asla taviz vermemiştir.
Bir gün, soylu bir aileden gelen bir kadın suç işlediğinde bazı sahabeler araya girmek istedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“Kızım Fatıma dahi çalsa cezasını verirdim.”
Bu söz, İslam’daki adalet anlayışının temelidir.
Kim olursa olsun…
Güçlü ya da zayıf…
Zengin ya da fakir…
Suçun karşılığı vardır.
Bugün toplumun en büyük yarası da budur:
İnsanlar artık cezanın herkese eşit uygulanacağına inanmıyor.
İşte toplumsal güven burada yıkılıyor.
HZ. ÖMER’İN (R.A.) ADALETİ NEDEN DÜNYAYA ÖRNEK OLDU?
Hz. Ömer (R.A.) döneminde insanlar adaletten korkardı; zalimden değil.
Hz. Ömer (R.A.) geceleri sokaklarda gezer, halkın derdini dinlerdi. Aç kalan bir çocuğun vebalini bile kendisinde görürdü.
Onun döneminde bir yönetici hata yaptığında makamına bakılmazdı.
Adalet herkese aynı uygulanırdı.
Rivayet edilir ki, bir Yahudi ile bir Müslüman arasında bir mahkeme olduğunda, Hz. Ömer (R.A.) Müslüman tarafını kayırmamış, haklı olan Yahudi lehine hüküm vermiştir.
Çünkü gerçek adalet;
yakına göre değil, hakka göre karar vermektir.
Bugün toplumun ihtiyacı olan şey tam da budur.
Güçlüye göre eğilen değil…
Mazluma göre ayağa kalkan bir adalet.
CEZASIZLIK HER TÜRLÜ SUÇLUYU CESARETLENDİRİYOR
Bugün çocuklar şiddeti film gibi izliyor.
Sosyal medyada “delikanlılık” adı altında öfke kutsanıyor.
Küfür etmek “karizma”, saldırmak “güç”, yaralamak ise “itibar” gibi gösteriliyor.
Fakat asıl tehlike başka yerde.
Suç işleyen genç şunu düşünüyor:
“Nasıl olsa çıkarım.”
İşte toplumun kırıldığı nokta budur.
Cezanın caydırıcı olmadığı yerde suç büyür.
Bugün taş atan yarın bıçak çeker.
Bugün bıçak çeken yarın silaha sarılır.
Çünkü kötülük cesaret buldukça büyür.
AKRAN ZORBALIĞI SADECE BİR OKUL SORUNU DEĞİLDİR
Bu mesele sadece eğitim sorunu değildir.
Bu mesele aile sorunudur.
Toplum sorunudur.
Vicdan sorunudur.
Çocuğuna merhamet öğretmeyen aile…
Öfkeyi eğlence gibi sunan medya…
Şiddeti normalleştiren sosyal çevre…
Hepsi bu felaketin birer parçasıdır.
Bugün bazı gençler karşısındaki insanı rakip değil, düşman olarak görüyor.
Bir tartışma anında yumruk değil direkt taş, bıçak, muşta devreye giriyor.
Bu artık kavga değil.
Bu, organize öfke kültürüdür.
KISAS AYETLERİNİN HİKMETİ BUGÜN DAHA İYİ ANLAŞILIYOR
Bazıları kısası sert buluyor.
Fakat toplumun geldiği noktaya dönüp bir bakın.
Bir çocuk kafatası parçalanarak yoğun bakıma giriyor.
Bir genç gözünü kaybediyor.
Bir öğrenci okul çıkışında bıçaklanıyor…
Ve suçlu dışarı çıktığında pişman olmak şöyle dursun, pişkin pişkin cümle aleme meydan okuyor.
İşte bu noktada insanlar adaletin gücünü sorgulamaya başlıyor.
Kur’an’daki “Kısasta hayat vardır” ayeti tam da bunu anlatıyor.
Çünkü gerçek caydırıcılık;
suçlunun mağdurun acısını düşünmesini sağlamaktır.
Eğer bir insan bir göz çıkardığında bunun ağır bir karşılığı olacağını bilirse…
Belki o yumruğu hiç atmayacaktır.
Belki bugün âma kalan bir genç herhangi bir yara almadan hayatına normal devam edecektir.
GENÇLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ
En acı olan ne biliyor musunuz?
Bu çocukların hepsi çok genç.
Henüz hayatlarının başındalar.
Hayal kurmaları gereken yaşta…
Oysaki mahkeme koridorlarında anılıyorlar.
Birinin annesi oğlunun gözyaşını siliyor.
Diğeri çocuğunun mezarını düşünüyor.
Bir başkası yoğun bakım kapısında dua ediyor…
Peki toplum ne yapıyor?
Bir süre konuşuyor.
Sonra unutuyor.
Ta ki yeni bir çocuk daha toprağa düşene kadar.
ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRMEYİN!
Bir çocuğun eline taş geçtiğinde bunu küçümsemeyin.
Bir genç “adamlık” adı altında saldırganlığı savunuyorsa sessiz kalmayın.
Çünkü bugün görmezden gelinen her küçük şiddet, yarının büyük toplumsal felaketine dönüşüyor.
Unutmayın…
Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.
Beslenir.
Büyütülür.
Cesaretlendirilir.
Ve sonunda bir annenin duasını yarım bırakır…
ADALET GECİKİRSE TOPLUM ÇÜRÜR
Bugün toplumun istediği şey intikam değil.
Adalet.
Kimsenin çocuğu gözünü kaybetmesin.
Kimsenin kafatası parçalanmasın.
Kimse okul çıkışında bıçaklanmasın.
Fakat bunun için çok daha güçlü ve caydırıcı bir hukuk gerekir.
Öyle bir hukuk ki, suçlu tahliye olduğunda kutlama yapmak yerine yeniden suç işlemekten adamakıllı korksun.
Öyle bir adalet ki, bir mağdurun ailesi “yalnız değiliz” diyebilsin.
Çünkü adalet sadece mahkeme salonunda verilmez.
Adalet, toplumun vicdanını ayakta tutar.
Ve unutulmamalıdır ki…
Bir toplum suçluyu koruyup mağduru yalnız bırakmaya başladığında, çöküş sessizce başlamış demektir.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız