İstanbul'un Üsküdar ilçesi Yavuztürk mahallesinde arkadaşlar ile kahvede çay içiyorduk. Bir arkadaş “Bizim mahallede bugün HDP’nin mitingi var. Gidelim mi? dedi
Hiç HDP mitingi görmemiştim, “Fena olmaz, merak da ediyorum, olur gidelim” dedim. Kahvede bir grup arkadaş ile mitingin yapılacağı meydana geldik. Miting yerine vardığımızda insanlar gelmeye devam ediyordu.
Bir saat sonra miting meydanı insanlarla dolmuştu. Çok büyük bir kalabalık vardı. Kürtçe müzik eşliğinde seçim arabası alkışlar arasında meydana geldi.
Seçim otobüsünün üstünde, Sırrı Süreyya Önder, Filiz Kerestecioğlu, Pınar Aydınlar dahil toplam beş altı kişi, Türk kökenli sol görüşlü parti mensubu aydınlar vardı. Onlarda konuşmacı olarak gelmişlerdi. Meydandaki kalabalığın tamamı Doğu, Güneydoğudan bir şekilde gelmiş, gelmek zorunda kalmış, köyleri yakılmış zorunlu göçe maruz kalan Kürtlerdi.
Tabii herkesin beklediği Sırrı Süreyya Önder, önce konuştu. Müthiş alkış, sonra sırasıyla diğer partililer konuştular. Sonlara doğru, birisi mikrofonda “Gülcan nerede, bekliyoruz” dedi.
Sonradan öğrendim ki, Gülcan o bölgeyi ev ev gezip dolaşan herkesi partili yapan çalışkan sempatik birisiymiş.
Gülcan arabanın üstüne çıktı başladı konuşmaya ilk cümlesi, “Ben Türkçe bilmiyorum, çok az biliyorum, kusura bakmayın, konuşmamı Kürtçe yapacağım” oldu.
Kusura bakmayın lafını öyle bir söyledi ki, boynunuda bükerek mahçubiyetle utanmayla sanki suçluymuş gibi. İçim acıdı, nasıl yorumlayacağımı bilemedim. Türkçe bilmediğini sorun etmiş üzülüyor, kalabalıktan özür diliyor.
Kalabalık da komple Kürt kökenli insanlarımız, o yine de mahçup. Aklıma Güneydoğu’da görev yapan polis, asker, öğretmen diğer kamu görevlileri geldi, acaba onlar da, kusura bakmayın ben Kürtçeyi henüz öğrenemedim, az biliyorum mahçupluğu içinde miydiler?
Ankara garındaki patlamada Gülcan'ın hayatını kaybedenlerin arasında olduğunu öğrendim. Konuşmasını hatırladım, üzüldüm, çok gençti.
Daha sonraları bir gün kahvenin önündeydik, arkadaş birisini göstererek, “Bu Gülcan'ın kocası” dedi. Adam elleri cebinde perişan bir haldeydi, yanında üstü başı dağınık bakımsız bir çocuk vardı. Kocası İnternet Cafe işletiyormuş. Üç çocuk kendi başlarına yemek, temizlik, bakım sorunlarıyla başbaşa kalmışlardı. Sıkıntıları büyüktü ve işleri Allaha kalmıştı.
İstanbul en büyük Kürt kenti. Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan her ailenin fertlerinin yarısı batıda illerinde yaşıyor. Batı illerinden evler ve arsalar alıyorlar. Hiç birisinin aklında ayrılıp bağımsız bir devlet kurmak fikri yok. Doksanlı yıllarda köy boşaltmalar sonucu mağdur olan vatandaşlarımızın hepsi İran, Suriye ve Irak Kürt bölgelerine değil de ,bizim batı illerimize göç etmeleri bu bakış açımı güçlendiriyor. En büyük üzüntüleri Kürtçenin yasak olması ve öteki görülmeleri.
Devletin çok kolaylıkla çözebileceği bir sorunu, terör, acı, dram, haksızlıklar ve ölümler sarmallarında bu çağda devam etmesi içler acısı. Devlet böyle tercih etmiş sonuçları da böyle olacak. Ben her zaman inisiyatif büyük devletimizdedir diye düşünüyorum. Yıllarca yanlış yapan devletten başka kimse bu sorunumuza çözüm getiremez.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Kürtler asimilasyona tabi tutuldular ve çok yoğun baskılar uygulandı. Uzun süre “Kürt yok, Kürtçe diye bir dil yok” dendi.
“Kürtlere dil eğitimi verirsek, muhtariyet isterler, onu da verirsek ayrılıp kendi devletlerini kurarlar. Ülkemiz bölünür.” Devletin bu bakış açısı hiç değişmedi. Yıllarca bu politika ve propagandaya maruz kalan normal bir Türk vatandaşı Kürtçe eğitimi kabul etmez.
Hac ziyaretinde kutsal mekanda Kürtçe dua eden bir vatandaşımıza, Türk kökenli birisi “yahu burada bari bu dili kullanmayın” demiş. Çok kötü, bölücü, hain dili evinizde konuşuyorsunuz, bu kutsal mekanda kullanmayın anlamında söylemiş.
Son günlerde Filistinli kardeşlerimizi acımasızca katleden İsrail’de Arapça ikinci resmi dil ve Arapça üniversiteler var. Bu tür bilgiler sosyal medyada dolaşıyor. Arapça levhalar Güneydoğuda her yerde serbest, Kürtçe levhalar ise yasak. Yeni nesiller bu tür bilgilerle büyüyorlar.
Yine son günlerce sıkça konuştuğumuz mafya ve çetelerde Kürt sorunu ve terör ortamından doğan gelişen yapılar. Kürt sorunu barışçıl ve yapıcı bir şekilde çözülmedikçe ülkemize demokrasi gelmez. Vatan millet kurtaran illegal yapılarla terbiye oluruz.
Avrupa ikici dünya savaşından sonra barış ve ekonomik işbirliğine karar verdi. Aynı şekilde Amerika ve Kanada da ekonomik işbirliğine gittiler. Sonuç; bütün dünya insanlarının, gençlerinin gitmek istedikleri gelişmiş, zengin, demokratik ve özgürlükçü ülkeler oldular.
Biz ise bölgemizde komşularımızla bir barış ortamı yaratacağımıza savaş hazırlıkları yapmaktayız. Hitler Almanyası bütün dünyaya ders oldu. Ders çıkaramayan büyüklerimiz halkımızın başına büyük belalar saracaklar.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız