1969 yılında Devrimci Gençler, Hakkari'de Zap suyuna bir köprü inşa etmişlerdi. Devrimci Gençlik Köprüsü adı verilmişti. Daha sonra adı Deniz Gezmiş köprüsü olarak değiştirildi. Halkın sorunlarını kendilerine dert eden devrimci bir gençlik gelmekteydi. Böyle güzel topluma yararlı eylemler Türkiye genelinde başlamıştı.
Bir gün bizim mezraya, kasabamız Çiçekdağı'ndan gençler bir kamyonla geldiler. Yanlarında kazma ve kürek de getirmişlerdi. Kasabanın su sorunu vardı. Mezra çeşmesinin bulunduğu dere yatağında su çıkaracaklardı.
Mezranın çocukları ve gençleri, yeni gelenlerin etrafında toplandık, meraklı gözlerle gençleri seyrediyorduk. Bizim için değişik bir şenlikti.
Bir kısmı kazma ile kazıyor, diğerleri kürek ile toprağı hendeğin dışına atıyorlardı. Bazıları üstlerini çıkarmıştı. Zevkle keyifle çalışıyorlardı.
Kendi aralarında tartışıyorlardı. Konuştukları konular ise “Devlet köylüye kömür verse ormanlar kesilmez. Dağdaki köylülerin çocuklar yatılı okutulabilir. Köylere elektrik, her eve su getirilebilir. Köylere ve mezralara sağlık hizmeti getirilebilir”
O zaman bizim köyde ve mezrada elektrik yoktu. Evlerimizde su yoktu. Kadınlar çeşmeden su taşıyorlardı.
“iki kazma toprak, üç kürek memleket sorunu”. Duyduğumuz sesler. Devrimci gençlerin ilgilendikleri konular bunlardı. Çok iyi niyetli, temiz ve samimi duyguları olan gençlerdi. O nesil gençlik ülke sorunlarıyla ilgileniyordu. Hepsinin içinde bir Atatürk vardı
12 Eylül askeri darbesi ABD'nin istediği iki tür gençlik yetiştirdi. O eski gençler şimdi yok. O düşünceler de yok. Artık iki grup gençlik var. Biri tarikatlara takılıp gelecek arayan fakir aile çocukları, diğeri batı yaşam tarzının esiri olmuş orta sınıf aile çocukları.
2010 yılında, Bornova, Çamlıca, Mahmutpaşa ve Akçay'dan biliyorum. Başta esnaf olmak üzere herkes Fetöcü olmak için yarışıyordu. Ülkede hedef Fetöcü olmaktı. İş ve para oradaydı.
2020 yılında yeni tarikatımızın adı Menzil. İş ve para orada.
2030 da ki tarikatımız, Süleymancılar mı olur, İsmail ağa cemaati mi olur bilemem.
Batı yaşam tarzı ile ilgili olarak oğlumu örnek vereyim.
Oğlum lise birinci sınıftayken, arkadaşlarla Kadıköy de buluşacağız biraz gezeceğiz dedi. Hoşumuza gitti izin verdik.
Akşam geldiğinde, sorduk ne yaptınız nereye gittiniz. Starbucks'da kahve içtik ve çok güzeldi, başladı Starbucks'daki kahve çeşitlerini özelliklerini anlatmaya. Şaşırdım, belli kendi aralarında konuşuyorlar, İnternet den araştırıyorlar. Fiyatını sordum, benim dışarıda içtiğim çayın beş altı katı.
İçimden, “oğlum ben dışarıda ucuz çay nerede var hesabı yapıyorum, sen kimin parasıyla pahalı kahve içiyorsun” dedim. Evet sadece içimden.
Biz evde nadir Türk kahvesi içeriz, onun kahve içtiğini hiç görmedim. Hangi çocuk kahve sever ki. Bütün cafelerin ismi İngilizce. Çay 6 TL, kahve 10 TL, kar marjı çok yüksek.
Ünlü marka Bir cafenin sahibiyle tanışıp sohbet etme imkânım oldu, sadece isim hakkı için 2 milyon TL ödemiş. Dekorasyon için çok para harcamış. Bu işte çok para var. Oturduğum cadde ve çevrede sayısız Cafe var. Hepsi tıklım tıklım dolu.
Tahsil yapmış bir neslin çocukları. Evde iki maaş var. Bir veya iki çocukları var. Para mı esirgeyecekler? Kendileri için harcama yaparken kılı kırk yararlar. Ama çocuk, üzülmesin kendini eksik hissetmesin sosyalleşsin, genç insan.
Gençler kaliteli takılıyor. Sadece kahve içen bir nesil. Marka da çok önemli. Birkaç kez sohbetlerine denk geldim. ABD basketbol takımlarını, eyaletlerini, şehirlerini ve yemeklerini ezbere biliyorlar.
Çocuklarını Mcdonalds'a götürmeyen var mı? İnterneti ABD yine kötü niyetle kullanıyor. Ah kültür emperyalizmi ah.
Bizim gençliğimiz de Ankara gençlik parkında çay içmek en büyük zevkimizdi.
Bir gün mecbur kaldım. Acıkmıştım, yakında başka yemek yenecek yer yoktu. Mcdonalds'da bir hamburger yedim. Ekmeği yumuşak değişik geldi, üst damağıma yapıştı, dilimle çok uğraştım çıkaramadım. Çaktırmadan parmak da kullandım yine çıkaramadım o şekilde eve geldim. O gün bende kalite takıldım.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız