Ortaokul birinci sınıfa başlamıştım. Lise müdürümüz Halil Yumuşak, resim ve eli işi dersine giriyordu. Bir gün resim dersinde bir arkadaşımızı tahtaya çağırdı. Bir sandalyenin üstüne yan oturmasını istedi. Eline koluna şekil verdi ve bizden arkadaşın resmini yapmamızı istedi.
Resim defterlerimizi çıkardık, başladık arkadaşın resmini yapmaya. Müdürümüz de sıra aralarında dolaşıyordu. Öğrencilerin yaptığı resimlere bakıyor, kontrol ediyor, müdahale ediyor, bazen de düzeltiyordu.
Benim defterime baktı, bir daha baktı. Sonra defterimi eline aldı ve bana “Ayağa kalk” dedi. Tokat gelecek diye korktum. Bu sefer sınıfa seslendi “Herkes bu tarafa, bu çocuğa baksın. Bu benim oğlum” dedi. Defalarca “Bu benim oğlum” dedi. “Yaptığı resim sıralarda dolaşsın, herkes baksın, resim nasıl yapılır görsün” dedi.
Yeni bir babam olmuştu. Bana öğle sevecen bakıyordu ki, hissetmemek mümkün değildi. Daha sonraki günlerde her karılaştığımızda ikimizde mutlu mesut bakışıyorduk. Öğretmen öğrenci herkesin çekindiği korktuğu disiplinli sert müdürümüz benim için pamuk gibi yumuşak tatlı biriydi. Başka bir sınıfta benden bahsetmiş, öğrenciler beni görmeye gelmişlerdi. Artık başka biri olmuştum. Gel de şımarma. Aramızda sevgi bağı oluşmuştu. Hem de karşılıklı ne sevgi, ne sevgi....
Başka bir gün el işi dersinde, benim el bezime baktı ve inceledi. ”Bunu nereden aldın” dedi. Bende “Annem verdi” dedim. “Ben bunu alayım, ayakkabılarımı siler tozunu alırım. Sen kendine başka bir tane daha al” dedi. Bordo renkli, yumuşak parlak, kaşmir türü bir kumaş parçasıydı.
Ertesi yıl, sömestri tatilinde çok soğuk bir kış olmuştu. Yerlerde yarım metre kar vardı. Açılan çığırlar ile evden eve gidiyorduk. Keçilerin yem sorunu vardı. Arpa azalmıştı ve pahalıydı. Kuru ot yığını da tükenmek üzereydi. Babam hayvanları dağa götürmeye karar verdi. İki kilometre ilerde çiftliğin arkasındaki çam ağaçlarına götürecektik. Bodur olan meşe çalıları karın altında kalmıştı. Beni de yanında götürüyordu, lazımdım. Çam ağaçlarının dallarını kırıp hayvanların önüne atıyordu. Aç hayvanlar için bulunmaz yiyeceklerdi.
Babam üşümemek için mest giyiyordu. Ben ise normal bir ayakkabı giymiştim. Üşümemek için çorabın içine naylon bazen de gazete kağıdı koymuştum. Sabah on da yola çıkıyorduk, akşam altı da eve geliyorduk. Akşam üzeri çok sert bir ayaz çıkıyordu. Sabahtan ıslanan paçalarım ve ayaklarım akşam üzeri donmuş oluyordu. Bir hafta boyunca yaptığımız bu işte çok üşümüştüm.
Okulun açılmasına birkaç gün kala ben hastalandım. Aldığım soğuklar etkisini göstermişti. Burun akıntısı, göz akıntısı ve öksürme şeklinde.
Okula başladığım gün, müdürümüz beni gördü. Eğilip benimle göz göze geldi ve bana baktı, bir daha baktı. “Sana ne olmuş böyle” dedi. “Doktora gittin mi?” diye sordu. Ben de “Yok, gitmedim” dedim. Beni aldı okulun üst katındaki lojman evine götürdü. Göz damlası ve burun damlası kullandı. ”Her öğlen gel” dedi. Bir hafta boyunca öğleyin evine gittim. Beni tedavi etmişti. Öz babam beni karda kışta soğuk ayazlarda telef etmişti. Ama resim babam beni tedavi etmişti.
Şimdi de vardır. Bir köylü çocuğunu bir hafta evine alıp göz ve burun damlası uygulaması yapan öğretmenler.
Evdeki kaşmir kumaşa gelince. Gaziantep İslahiye'li amcazade akrabalarımız vasıtasıyla kaçakçılar birkaç kez mezramıza babamın yanına yardıma gelmişlerdi. Suriye'den getirdikleri kaçak kumaşları satmak için babamdan aracılık yapmasını isterlerdi. Gizlilik içinde yapılırdı. Yerköy'deki manifaturacılarla görüştürürdü babam onları. Onlarda anneme hediye olarak yukarıda bahsettiğim kaşmir türü olan bordo kumaşı vermişlerdi
Halil Yumuşak, bana göre mükemmel üstü bir öğretmen ve yönetici idi. Okulun iyi bir eğitim yuvası olması için çok çabalıyordu. Gece gündüz bütün mesaisini sadece okul için harcıyordu. Tuvaletleri sürekli kontrol ederdi. Duman çıkıyor mu, sigara içen var mı, temiz ve bakımlı mı? diye. Sigara içtiğinden şüphelendiği öğrencilerin gözlerine, cildine ve parmaklarına bakıp kontrol ederdi. Okul binasının etrafına ve kuytu yerlerine ani baskınlar yapar sigara içiliyor mu ? diye bakardı.
Hademelerin başında durur her türlü temizliği yaptırır ve kontrol ederdi. Paspasların temizliği dahil. Cuma günü okul çıkışı saçı uzun olanların saçını keser tıraş olmaya mecbur bırakırdı.
Köylerden kasabaya okumaya gelen öğrencilerin evlerini öğretmenlere, güvendeler mi, ders çalışma ortamları var mı, yardıma ihtiyaçları var mı? diye kontrol ettirirdi. Öğretmenleri ve öğrencileri dışardaki serserilere karşı korur kontrol ve takip ettirirdi. Cumhuriyetin idealist öğretmenlerindendi.
Yatılı okul öğrencilerin yemeklerini, ders çalışma ortamlarını her türlü temizlik hijyen durumlarını, güvenlik durumlarını takip ederdi.
Devlet yatılı ortaokulları kapatıldı. Köyden gelip ev tutmak zorunda kalan yoksul öğrenciler dahil hepsi tarikatların yurtlarında kalmaya mecbur bırakıldı.
Resim yapma yeteneği ailede genetik olarak varmış. Yıllar sonra öğrendim. Sadece kardeşim emekli olunca Karşıyaka belediyesinin resim kursuna gitti. Güzel yağlı boya ve sulu boya tabloları yaptı. Daha da yetenekli olan yakınlarım, başta oğlum olmak üzere resim yapmaya hiç ilgi duymadılar.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız