Kasaba İlkokulunda son sınıftaydım. Karatahta mezrasından Halil amcamın oğlu Hamza da bizim sınıftaydı. Benden iki yaş büyüktü. O zamanlar tam gün eğitim vardı. Cumartesi günü de öğleye kadar okul vardı.
Bir cumartesi Hamza yanıma geldi.” Plan yaptım, okulun çatısından güvercin çalacağız” dedi. Bende macerayı kaçırmak istemedim. “Tamam” dedim.
İstiklal marşından sonra öğrenciler okuldan ayrılıp evlerine gittiler. İkimiz tuvaletlerde saklandık, hademelerin gitmesini bekledik. Hademeler gidince çatıya çıktık. Çatıda güvercinlere saldırdık. Yakaladıklarımızdan, okul önlüğünün içine dört beş tanesini sıkıştırıp pencereden atladık. Kimse bizi görmedi. Birileri görmüş, takip ediyormuş gibi koşmaya başladık. Müthiş heyecan yaşadık. Ter içinde nefes nefese kalmıştık. Mezraya, dağlara doğru koştuk. Ne de olsa dağlar bizim meskenimizdi. Onlar bizi biliyordu, biz dağları tanıyorduk. İki kilometre sonra kasaba gözden kayboldu. Oturup dinlendik ve nefeslendik.
Bir saat sonra mezraya geldik. Güvercinlerin kanatlarını kestik, uçmasınlar, sonra da bize ve eve alışırlar diye düşündük. Ben tekrar köye evimize geldim.
Ortaokul yılları, ben yine büyük şehirlere göz koymuşum. Okula gönderilmeyen Hamza keçi çobanlığını bırakıp Ankara'ya kaçmıştı. Babası çok kızmıştı. Komşu köylülerimiz vasıtasıyla Ankara Sitelerde oto boyacısının yanında iş bulmuştu. Kışın izine geldiğinde görüştük.
“Gel sana iş bulurum” dedi. “Tanıdığım lokantalar ve kahvehaneler var “dedi.
Çocuk öğlen yemek yediği lokantalarda, gördüğü ilgi ve sevgiyi nasıl anlamışsa.
Okulun bitmesine az süre kala bir cuma akşamı Yerköy'e gitmiştim. Dayım yeni rahmetli olmuştu. Evlerinde kaldım. Yaşıtım olan dayıoğluna, Hamza ve Ankara iş olayını anlattım. “Hemen gidelim” dedi. Sabah bizim köylü esnaf Ömer Kılıç'ın yanına gittik. Annesi paralarını ona emanet etmiş. Nihat “Annem gönderdi paramız bitmiş”. dedi. Ömer Kılıç para verdi, bendeki az parayı da ekleyip Ankara otobüslerini kalktığı yere gittik. Bilet alıp otobüse bindik. Üç saatlik yolculuktan sonra Ankara Siteler’de indik. İlk evden kaçışım.
Sora sora Hamza'nın çalıştığı yeri bulduk. Hamza, tamirci giysileri içinde, elinde zımpara koca otobüsün boyasını çıkarmaya çalışıyordu. Zaten boyu kısaydı, bizi görünce boyu iyice kısaldı. Kariyeri çizildi, öyle gözükmek istemiyordu anlaşılan. İki tane gazoz kasası getirdi üzerine oturduk. Bize de gazoz ısmarladı. “Siz biraz dolaşın, mesai bitince saat altıda gelin” dedi.
İşi bitince bir araya geldik, sonra da kaldığı yere gittik. Tek kapısı olan bir odaya girdik. Üstünü değiştirdi. Yataklarını görünce bir tuhaf oldum. İlk kez tamirhane de çalışan gurbetçi bir çocuğun yataklarını görüyordum. Daha sonra İstanbul’da birkaç kez daha görecektim. Yatak, yorgan, yastık hepsi koyu gri renkte idi. Çarşafı hiç hatırlamıyorum. Baktıkça moralim bozuluyordu. Ben burada mı kalacaktım?
Hamza çabucak giyindi.
"Haydi Gençlik Parkı’na gidelim" dedi. Gençlere eğlence lazımdı. Diğer ikisinin bildiği bir yerdi. Sitelerden yürüyerek Gençlik Parkı’na geldik.
Daha sonra Ankaralı olduğumda bölgeyi öğrenmiştim. Aklıma geldikçe, biz o zaman o yaşlarda hangi yollardan ve kestirmelerden Gençlik Parkı’na gitmiştik. Bir türlü aklım almıyordu. İki arkadaş Gençlik Parkı’nda eğleniyorlardı. Ben ilgisiz ve endişeli idim. Gelmekle doğru mu yapmıştım düşüncesi kafamda gelip gidiyordu.
Gençlik Parkı dönüşü açık hava sınamasına gittik. Çekirdek eşliğinde film seyrettik. Sonra eve geldik. Çok yorulmuştuk ve nasıl yattığım hatırlamıyorum. Üç kişi gri yatakta beraber yattık.
Sabahleyin ekip bana iş aramaya başladı. Küçük Hamza'nın yemek yediği lokantalardan iki üç tanesine gittik. Birkaçı ihtiyaç yok dedi. Birisi benim yüzüme baktı, masumluğu, pişmanlığı ve çöküntüyü gördü. Çamurlu ayakkabı ve pantolon paçalarıma baktıktan sonra “Bu çocuktan garson olmaz” dedi. Bir gün önce Yerköy'de yağmur yağmıştı, her yer çamurdu.
İş bulamadık. Hamza'dan ayrıldık. Hamza, “Emmioğlu, sen şimdi git, ben hep sorar takip ederim, iş bulursam seni ararım” dedi. Karşılıklı birbirimizden kurtulmuş olduk.
Dayıoğlu Nihat, babası ile Ankara ve İstanbul'a defalarca gitmiş ve çok şey biliyordu. Ben ilk kez Ankara'yı görmüştüm. Ankara otobüs terminaline geldik. Biletlerimiz aldık. Memlekete geldim.
Hamza oto boyacısı oldu. Yerköy de sanayide oto boyacılığı yapıyor. O da tarikatlara takılıyor. Benim arkadaşlar hep tarikatlara takıldılar. Bense parası olmayan sol tarikatlara takıldım.
Bizim kuşaklar çocukluğunda gençliğinde sorunları kendisi çözmeye çalışırdı. Şartlar gereği erken olgunlaştık. Maceraya atılırdık. Şimdiki gibi fazla tehlike yoktu.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız