Sitare Şahin ile röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
- Sitare izin verirsen bir soru soracağım. Hayvanları niye bu kadar çok seviyorsun? Bu ilgin neden?
Tek bir sebebi var. Ben her zaman ezilenlerin yanındayım. Sebebi bu.
- Sence hayvanlarla insanların farkı ne? İkisini kıyaslarsan nasıl görüyorsun? Hayvanlara baktığındaki vefayı insanlarda görüyor musun?
İnsanlardan söz edilirken, önce insan diyor biliyorsun politikacılar filan oy almak için. Dinde de zaten geçiyor. Hayvanlar sizin için yaratılmıştır diye. İnsanın çok akıllı olduğu ileri sürülüyor. İnsan madem bu kadar akıllı kendisi ile ilgili kararı kendisi verebilir. Ama hayvan için bu söz konusu değil. Yani doğada yaşaması gereken bu hayvanlar evcilleştirilmiş, sonra üremişler, sokak köpekleri ve sokak kedileri oluşmuş. Şimdi de ihtiyacımız kalmadı diyor insanlar. Atın bunları diyorlar. Yani burada bir haksızlık var. Bu yüzden ben onları korumak ihtiyacı hissediyorum. Aslında onlar doğada kalsalardı korunmaya ihtiyaçları olmayacaktı. Çünkü bizden daha çok donanımlılar.
- Aynı daha önce konuştuğumuz ölen atlar gibi. Atlar vahşi olsalardı ölmezlerdi değil mi?
Aynen. Çok güzel vahşi atlar var buranın dağlarında. Pırıl pırıl tüyleri var. Bunlar kışın ağaç kabuğu bile yer yaşarlar. Ama şehir atı iki ay dayanamadı. Öldüler. Bu yüzden ben hep onların yanında kalacağım.
- Onlar daha mı vefakarlar?
Çok yemek vermesem bile.
- Kediler mi, köpekler mi daha vefakar?
Tabi kediler yemek vermezsen seni hep zorlar. Ama köpeğin öyle bir şeyi yok.
- Mesela ölsen kedi gelir seni yer derler. Köpek ise başında bekler.
Tabi çok doğru. İnsan da öyle değil mi? Çok zorda kalırsa o da yiyiyor. Sanırım Peru’da olmuştu. And dağlarında düşen uçakta insanlar ceset yiyerek hayatta kalmıştı.
- Köpek de bir müddet sonra yiyecektir değil mi?
Tabi açlık içgüdüsü çok güçlü. Ölümü yesinler benim de. Bence hiçbir sakıncası yok.
Doğa merkezli ahlak anlayışına geçilmesi gerekiyor
- Peki bize söyleyeceğin bir şey var mı? Biz ne yapalım?
Bir an önce insan merkezli ahlak anlayışını terk edip, doğa merkezli ahlak anlayışına geçilmesi gerekiyor.
- Doğa merkezli ahlak anlayışı nasıl bir şey?
Yani doğayı merkez alıp, doğadaki canlılarla birlikte yaşamak zorundayız. Ve hiçbir canlının önceliği yok. Hani önce insan haklarını halledelim efendim, sonra hayvan haklarına geçeriz diyorlar ya. Böyle bir şey yok.
- Doğaya bakacağız ve sonra onunla uyum içinde olacağız. 1990’larda sürdürülebilir kalkınma diye bir kavram çıkmıştı. Rio Zirvesi’nde. Sürdürülebilir kalkınma ama, biz arabamıza binelim, cep telefonumuz olsun. Aynı zamanda gelişme olsun, ama doğa da bozulmasın. Böyle bir şey olabilir mi?
Yok böyle bir şey. Mümkün değil. Hayal bu.
- Yani tüketimimizi azaltmadan bu iş olmaz değil mi? Arabalarımızı terk etmeden, bu konforu terk etmeden bu olmaz değil mi? Belki bu kadar harcama da yapmayacağız.
Sanıyorum insanlık o olayı geçti artık. Geri dönüşü yok.
- O zaman kıyamete mi gidiyor?
Nuh’un Gemisi
Onu diyorum. Nuh’un Gemisi gibi bir şey olacak herhalde. Yok olacak insanlık. Bu gemide kalanlar dönerek, insanlığı sürdürecekler belki. Taş devrinden tekrar başlanacak belki de.
- Biz bir şey yapamayız yani.
Ben çok geç olduğunu düşünüyorum.
- Kapitalizmi önlesek filan.
Olmaktan ziyade, sahip olmak teşvik edildi. Ve herkes hızla açgözlü hale geldi.
(Devam edecek)
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız