escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Dr. Abdullah Köktürk

facebook-paylas
Çok Uluslu Şirketler Döneminde Ulus Devlet ve Ordu
Tarih: 30-11-2013 05:54:00 Güncelleme: 29-11-2025 21:39:00



Ulus devlet kapitalizmin oluşma sürecinde kapitalizmin piyasa ihtiyaçları ile feodal devletin yerine oluşmuş bir devlet şeklidir. Piyasanın ve kapitalizmin gelişimi ile batıda 16. yüzyıldan itibaren önce mutlak devletler, daha sonra da ( bilhassa 1648 Vestfalya Antlaşmasından sonra) ulus devletler oluşmaya başlamıştır.

Devletlerin oluşumu üretim ilişkilerinin gelişimi ile paraleldir. Feodalizmin bağrından doğmuş bir üretim gücü olan burjuvazi, feodal üretim ilişkileri onun gelişimine engel olduğundan, kendi üretim ilişkilerine uygun ulus devleti yaratmıştır.

Her üretim şeklinde hegemon üretim gücünü belirleyebilirsek, ona uygun üretim ilişkilerini de öngörebiliriz.

Üretim şekli ve buna uygun üretim ilişkileri kendi devlet şeklini yaratır. Her devlet şekli de kendisine uygun hukuk, eğitim ve askerlik sisteminin üzerinde yükselir.

Feodalizmin hukuku yereldir ve feodal beylerin hukuku geçerlidir, eğitim de dine dayalı ve yereldir, askerlik sistemi yerel feodallere bağlı çoğunluk atlı olan askerlerden kuruludur.

Ulus devletin hukuku ise sınırları içinde merkezi olarak her yerinde aynı uygulanır, eğitimi ulus devlet çapında merkezileştirilmiştir. Askerliği yurttaşlar tarafından yapılan zorunlu askerlik sistemidir.

Günümüzde ise sermayenin merkezileşmesine paralel olarak hegemon üretim gücü çok uluslu şirketlerdir. Bugünkü hukuk, eğitim ve askerlik sistemi onlara dar gelmektedir.

Batıdan başlayarak askerlik profesyonelleşmeye başlamıştır. Eğitim bir çok sektörde çok uluslu şirketlerin lehine dünya çapında merkezileşmeye başlamıştır. Bundan böyle 4 yıllık üniversitelerin bir anlamı kalmayacağı görülmektedir. Eğitimde sertifikalı kursların önemi örgün eğitimin üzerine çıkmaya başlamıştır. Denizcilik dahil küresel dünyaya en yakın sektörlerde dünyanın her yerinde geçerli (müfredatları her yerde aynı olan) sertifakalar aranmaya başlanmıştır. Çok uluslu şirketlere ulusal hukuk ve yerel tahkim yasaları dar gelmektedir. Uluslar arası mahkemelerin sayısındaki artış bunun göstergesidir. Çok uluslu şirketler ulus devletin sınırlarına sıkışmış yerel yasalardan ziyade dünyanın her yerinde geçerli bir hukuk arayışı içindedirler.

Çok uluslu şirketler için ülke sınırlarının bir önemi kalmamıştır. Onlar kendi hukuklarını uygulayacakları üretim sahaları çevresindeki daha küçük alanları yeğleyebilirler. Hatta  başkenti batıdaki metropoller olacak şekilde bir çok şehir devletine kontrol etmek onlar için daha uygun olabilir. Yugoslavya ve Irak’ın parçalanıp küçülmesi bu amaca hizmet etmektedir. Daha fazla ülkenin parçalanıp küçülmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Eğer çok uluslu şirketlerin amacına böyle küçük devletler uygun düşecekse ulus devletlerin de bir anlamı kalmayacaktır. Başta askerlik olmak üzere tüm kurumlar da bu ihtiyaca göre şekillenecektir.

Bu çok uluslu şirketlerin menfaatine çalışan yeni emperyalizmin gözünde Türkiye çok büyüktür. Türkiye’den birkaç şehir devlet, İstanbul’dan ise birden fazla devlet çıkarmayı düşünüyor olabilirler.

Yerel yönetimler kanunu, anayasa tartışmalarına bu açıdan da yaklaşmak gerekir. Bir sürü yere hesap verecek bir hükümetten ziyade, hızlı karar verecek ve yargıyı kontrol altında tutacak bir başkan bu sistemin işine daha çok gelebilir.

Çok uluslu şirketler döneminde ulus devlet gibi vatan gibi kavramların da  içi boşalarak anlamsızlaştırılmaya başlanmıştır. Askerlik artık vatan savunmasına göre değil çok uluslu şirketlerin menfaatlerine göre şekillenmektedir. Bunun için NATO altyapısının kullanılmaya başlanması bunun göstergesidir. Vatan koruması için askere gidenler bugün Somali’de, yarın Afganistan’da veya Nijer’de olabilir. Uluslararası Barış Gücü operasyonlarının barışı sağlamaktan ziyade ülkeleri istikrarsızlaştırdığı görülmektedir.

Üçüncü dünya ordularının profesyonelleşme altında taşeronlaşmaya çalışıldığı görülmektedir. Sınırları ulus devlet değil de çok uluslu örgütlere bağlı güvenlik güçlerinin koruması için plan yapılmaktadır. Yunanistan’da sınırları bu teşkilat korumaktadır. Genelkurmay Başkanlığı ve Harp Akademilerinden başlayarak nizamiyelerin özel güvenlik şirketlerince korunması bugünden çok az kimseye ters gelmeye başlamıştır.

Bu yaşananların analizi neticesinde, Libya’dan Suriye’ye, Somali’den Mali’ye yer altı kaynaklarına el koymaktan ziyade istikrarsızlaştırma ve bu ülkeleri parçalama amacı ile müdahale edildiği de düşünülmelidir.

Çok uluslu sermayeler hep kısa vadeli kârı düşündüklerinden uluslararası sorunlarda da yaramaz bir çocuk gibi acelecidirler. Anayasa’da acelecilik ve bir çok konuda vaktin daraldığının söylenmesi ve iç hukukta bazı davalarda anlamsızca hızlı hareket edilmesi bunu göstermektedir. Türk Ordusunun bu durumuyla dünya çapındaki bu planın dışında hareket etmesi zordur.

Kısa vadede kaba bir ulus devlet savunuculuğu ile bu sorunların altından kalkılması zordur. Çok daha detaylı stratejik planlarla ve taktiklerle mücadele edilmesi gerekmektedir.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 7776 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI