Covid 19 mutasyon hızını artırarak tehdidini artırırken, 99'da keşfedilen Nipah virüsü iki haftadır Batı medyasında fısıldanıp duruyor.
Nipahın ünü sonunda Türk basınına kadar ulaştı.
Tam da Avrupa hükümetleri ile Pfizer ve Astra-Zeneca şirketleri arasında şu aralar Avrupa Komisyonu'nun Sağlık ve Gıda Güvenliği Komiserinin tefe koyulduğu müthiş bir siyaset dönerken.
Aşılar paylaşılamamaya başladı.
Virüs ise halkı yeterince koruyamama tekelci sistem zafiyeti yüzünden mutasyonlarla dünya genelinde yeniden atağa kalkmaya hazırlanıyor.
Türkiye'de de vaka sayısı artışta.
Test sayısı düşürülerek baskılanmaya çalışılıyordu ama 4 gündür test sayılarının birkaç bin artırılmasıyla beraber hemen vaka sayısı da yükselişe geçti.
Ne kadar az test o kadar az vaka.
Bundan daha önemli olanı, ne kadar çok test, o kadar çok vaka.
Normal bir işleyişte daha fazla test yapıldığında vakalar aynı oranda artmamalı.
Tarama testleri vaka gidişatını azaltmalı.
Türkiye'de aksi oluyor.
Yani birileri halkı fena kandırıyor.
Aşılar ise zaten ortada yokken, bugün Çin aşısının faz lll çalışmalarında kullanılan kodun kırıldığı, ünlülere, zenginlere torpilli olarak gerçek aşılamanın yapıldığı, bunların bakanlığın söylediği gibi ''gönüllü'' olmadığı ortaya çıktı.
On milyonlarca insan için ise halen aşı yok.
Sarayın bir günlük gideriyle hesapladığınızda, alınabilecek aşı dozu sayısı yaklaşık 40 bin.
Üzerine Diyanet’in bir gününü de koysak bu sayı 175 bine çıkıyor.
Bir haftada 1,25 milyon aşı eder.
Bunu dünyaya uyarlayacak olursak, en zengin 10 kişinin sadece salgın dönemindeki servet artışıyla dünyadaki herkese yetecek sayıda aşı satın alınabiliyor.
Emperyalizmin bu gerçekler yanında halka verdiği ise tedarik ve dağıtım krizinden başka şey değil.
Türkiye'de günlük aşılama sayısı gitgide düşüyor. Dünya ortalamasının altına doğru.
Tekelci sermaye piyasasının diktatörlüğünde dünya salgın yönetimi de aşılama da bir kriz.
Soru şu, peki niye şimdi 1999'dan beri bilinen Nipah gündeme yerleştiriliyor?
Çünkü çok az bir yatırımla tüm dünyada süreci yöneterek bütün insanlığı haraca bağlama işinin tadına varıldı.
Nasıl bir tat?
Şöyle....
Dünya genelinde işçiler salgın sırasında 3,7 trilyon dolar gelir kaybetti.
Kadınlar ve 90'lı ve 2000'li yılların başında doğan "Z kuşağı" en büyük kayıpları yaşayan kesim oldu.
Milyarderlerin serveti ise aynı dönemde 3,9 trilyon dolar arttı.
Nasıl güzel tat ama, değil mi?
Dünyanın lanet okuduğu yarasalar bile bu kadar kan ememez.
Asıl yarasalar iktidarlarda.
Onların ormansızlaştırma, yaban hayvan ticareti, orman özelleştirmeleri, bu alanların uluslararası kereste şirketlerinin kullanımına açılması, hem doğal dengeyle uyumlu yerel üretim biçimlerinin bozulması hem de kırsalda yaşayan yoksulların ormanlık alanlara itilerek, hayatta kalmak için giderek daha fazla vahşi hayvanın avlanmasına, küresel pazarlarda satılmak üzere kereste üretilmesine ve yerel bitkilerin toplanmasına mecbur edilmesi, biyolojik çeşitlilik kaybıyla beraber vahşi hayvanların bağışıklık sisteminin çöküntüye uğraması, endüstriyel tarım ve hayvancılığın genetik monokültürler yetiştirmeye odaklanması ve bunun da virüslerin evrimleşmesini engelleyen doğal bağışıklık engelini ortadan kaldırması, yani emperyalizmin vahşi doğaya doğru genişlemesinin daha önce bilinen-bilinmeyen virüsleri sermayenin küresel dolaşımına sokması, bütün bu dinamik ve her an işleyen sistem ilişkileri ve üretim süreçleri, işte bugün insanların dilinden düşmeyen şu ünlü COVİD-19 virüsünün yaratıcısıdır.
Emperyalistlerin ünlü etmek istediği yeni virüslerin olduğunu ve olmak zorunda olduğunu bilmeyenler için elbette egemenlerin medya ve Gates türü kahin ve korkulukların arasında kurbanlık koyun gibi beklemekten başka seçenek yok.
Ama bilenler için de, emperyalist diktatörlüğü yıkmaktan başka seçenek yok.
Dünyada, Türkiye'de eskisi gibi yaşamaya devam ettikçe, emperyalistlerin mutlak siyasal ve ekonomik egemenliği sürdükçe, elbette yeni virüsler gelecek ve geniş emekçi halk kitleleri sermaye tarafından yoksullaştırılıp mülksüzleştirilmiş olarak her virüse daha savunmasız yakalanacaklar.
Emperyalizm öldürmek ve yönetmek üzerine kodlanmış bir sistemdir.