Bazı değerli arkadaşlarım "neden hep politik gündem üzerinden yazıyorsun" diye eşleştirerek "korkmuyor musun" diye de korku jerketmek istiyorlar.
Bende Aristo insanı tek kelime ile tanıtım yaparken "politic-zoon" demiş, siz politik kısmını kaldır diyorsunuz...
Kısacası hayvan mı olmamı söylüyorsunuz?
Neyse...
Gündeme dönelim.
Korkuyorum, evet ortaçağcı gericiliğe karşı gelememekten çok korkuyorum, cumhuriyetin bana sağladığı insan haklarını, kadın haklarını kaybetmekten çok korkuyorum, işte bu nedenle politika felsefesi eğitimi aldım.
Şahsen tanıştığım dünyanın dört bir yanından arkadaşlarım var sayfamda, bilirler ki, inanmadığım bir şeyi bana kimse asla söylettiremez, yaptıramaz.
Ee halin vaktin yerinde sana mı kaldı memleket meselesi.
Evet bana kaldı, memleket benim ben memleketim...
Sen bunu anlamak istemiyorsan yapabilecek bişey yok!...
Neyse...
Daha öncede yazmıştım Karabağ ve bağlantılı sorunlar asla çözülmeyecek, Kıbrıs sorunu gibi çözümsüzlüğe bı rakılması gereken bir sorundur, demiştik. Hatta ABD emperyalizmi Ermenistan'ın üzerinden İran Molla rejiminin iç dinamiklerini yerinden oynatmak istiyor, Ermenistan'ı koç başı olarak kullanıyor, demiştim. Bu öngörümüz de ete kemiğe bürünmeye başladı.
Yep yeni BAP in, BOP out...
Karabağ, Ermeni ve Azeri egemenlerinin içerde sıkıştıkları zaman kaçabilecekleri neredeyse ellerindeki tek sığınak, halkı peşinden hızlı konsolide edecek sürükleyici bir sorun.
Keza iki ülke egemenlerinin uluslararası gündem oluşturabilmelerinin, uluslararası ticari ve askeri ittifaklar içine girebilmelerinin, kabul görmelerinin ve gerek duyduklarında da askeri üs sağlayıcılığı ve enerji tüccarı olmaktan gelen bazı avantalar koparabilmelerinin tek yolu da bu sorun.
O yüzden Karabağ sorununu ne yaparsa yapsınlar asla çözmeyecekler.
Mesele barışın savaş baronları egemenleri alaşağı etmeye varan devrimle temellendirilmesi. Şimdilik Türkiye, İran, Azerbaycan, Ermenistan halkında böyle bir yönelim yok!
Azeri ve Ermeni halkının Karabağ'ın jeopolitik çok uluslu halkı arasında sıkı politik bağların kurulabilmesi. Azerbaycan ve Ermenistan halkını demokratik bir barışa taşıyabilecek bir hükümetin nasıl kazanılacağının halka gösterilmesi. İki ülke egemenlerinin geçmişte on yıllar boyunca uyum içinde yaşayan iki halkı boğaz boğaza getirmekteki amaçlarının sergilenmesi ve son olarak Karabağ sorununun antiemperyalist temelde çözümünün, Azeri ve Ermeni halkının kendi sermaye sınıfı hükümetlerinden bağımsız ortak yönetimlerine yol açabilecek şekilde devrimci eylemle savunulması gerekir.
Asıl düşmanın kendi ülkesinde olduğunu bilenler bunları yapmalı.
Diyaloğun yeniden kurulması sloganı sosyal-pasifizme götürür ve bu da her zaman savaş fanatizmini ateşler. Emperyalistler savaşların bitmesini asla hiç istemezler...
ABD'nin Suriye'de kaybettiği prestij ve bazı müttefiklerini Çin-Rusya emperyalistlerinin etki alanına kaptırması sonucu Fransa ve İngiltere Ortadoğu'da yeni yerel dinamiklerin peşine düşerken, NATO kumandanlığına oynayan Alman emperyalizmi gazı verdikçe veriyor AKP hükümetine.
Kafkasya'dan sonra İdlip'te de Erdoğan'a vites artırdılar.
Türkiye her gün Rusya'yla ve İran'la savaşın batağına adım atıyor. İran'ın iç dinamiklerine oynayan ABD aynı zamanda Türkiye'nin de iç dinamiklerine oynuyor...
Kars'ta yapılan da bununla ilgili 2014'te Ceylanpınar'da yapmışlardı ilk olarak. Amerikancı Kürt siyasileri BDP’li belediye o dönem hükümetin Ceylanpınar üzerinden El Kaidecilerle kurduğu bağlara ve yapmak istediklerine muhalefet ettiği ve zorluk çıkardığı için belediyeye el konmuş, hükümet burada kendisine tamamen bağlı bir yönetim kurmuştu.
"Düşman"la sınır olan bölge savaş yönetimine entegre ediliyor.
Kars, Ermenistan'ın komşusu ve batıya açılan kapısı.
Alman sermayesi gözüne kestirdiği emperyalist savaşın çıkarları Kars'a el koydu. Fakat Alman sermayesi öncesi hükümet bu bölgede altın arama ve işletme işlerini Kanadalı bir şirkete veriyor, Kanada demektir ki, ABD.
Bugün "Türkiye ile pozitif bir gündem oluşturduk" diyorlar. AKP hükümeti içerde halka dış güçler masalı anlatıyor.
Türkiye Pentagon'un Kore'deki bütçe hesaplamasına göre 23 cent'lik askeriyle, Soros'un "en iyi ihraç malınız" dediği askeriyle ve yakılıp yıkılmış topraklardan işsizleri, insanlıktan çıkmış ortaçağcıları toplayıp mezheplerine göre oluşturduğu cihatçı lejyonerlerle hizmet ederse, "pozitif gündem" oluştururlar tabi. Cübbeli meczubun bile görüp dile getirdiğini muhalefet dile getirip üstüne gidemiyor bile...
Muhalefetiyle hükümetiyle 115 yıl önceki gibi Alman efendilerinin kuyruğundalar.
Solcuyum diyenleri bile bilhassa ekonomi eleştirisinde Almanya'ya bakıyor örnek gösteriyor. Zira Türkiye siyasi ortamı antiemperyalist olmak gibi bir ilkeyi çoktan kaldırıp buzdolabına koymuş.
Hatta bir adım ileri gidelim, Marxist olduğunu iddia eden sol bile antiemperyalist ilkeyi terk etmiş durumda.
Temel siyasi sorunsal burada başlıyor...
Mesela, Almanya'da enflasyon sıfırın altında bizi mi kıskanacaklar diyor.
Şöyle bir şey var ki, sıfır enflasyon ve sıfır reel faiz insanları harcama yapmaktan alıkoyan bir durumdur. Gelecek yıl fiyatının aynı kalacağını ya da düşeceğini bildiğiniz bir şeyi almakta acele etmezsiniz.
Hele faizler de sıfırsa o zaman kredi kullanıp da o malı almanıza hiç gerek yoktur.
Bir sonraki yıl da yine sıfır faizle o krediyi alıp geçen yılki fiyattan aynı malı alabilirsiniz.
Bu durumda hiç kimse harcama konusunda acele etmez.
Öyle olunca da tüketim azalır, talep düşer, ekonomi büyümez, işsizlik büyür, sermaye birikimi krize girer.
Yani sıfır ve altı da yüksek enflasyon gibi kapitalizmde "işlerin yolunda gitmeme" belirtisidir.
Yoksa pek çokları konduramasa da, Almanya tarihinin en yüksek yoksulluk oranına nasıl ulaşıldığını sanıyor bizim Almanperverler.
Alman hayranlığı devletinden toplumuna kendi toprağına yabanıl kalmışların Türkiye’sinin damarlarında. Halkın düşünce zincirlerinin bir ucu bu kof özenti, taklitçi batıcılıkta, diğer ucu batılı emperyalistlerin tuttuğu antiemperyalist olmayan-milliyetçilikte.
Emperyalist zincirleri kırmak, emperyalizmin güdümünden çıkmak, sadece kendilerini ilgilendiren gerici ortaçağcı savaşları yolunda sosyal mahvoluşun mengeneleri arasından kurtulmak, ulusların çekişme ve düşmanlığına son verilen yeni dünyanın efendileri ve kurucuları olmaktır gerçek bağımsızlık.
Türk halkı bunu dünyaya gösteren ilk halktır, yeniden göstermeyi neden düşünmeye başlamıyoruz….