izmit escort | izmit escort | escort izmit | escort izmit | kocaeli escort
Bugun...


Sibel Çağlar

facebook-paylas
AKP Kendi Tabutuna Çivi Çakıyor
Tarih: 21-03-2021 11:32:00 Güncelleme: 21-03-2021 12:00:00


Türkiye siyasetinde partiler faciası, şu kadar oyum var demek, şu kadar param var demek gibi bir şey. Parti Fransızca kısım demektir, dilimize de Fransızca'dan geçmiş. Bütün mesele belirli sosyolojik ve siyasi amaç birliği için örgütlü olması gerekirken bizde bireysel çıkar ve feodaliteye teslim parti anlayışı hakim olduğu için "şu kadar oyum var" diyebiliyor parti yöneticileri.

 

17 Nisan referandumunda AKP'nin oyları milyonlarcaydı, 1980'li yıllarda Özal'lı ANAP'ında öyleydi.

 

Ama referandum anayasaya aykırıydı, Özal'ın yüzde onluk seçim hukuku da seçme ve seçilme hakkı hukuk normlarına aykırıydı ve gidip evet oyu verenler de suça ortak oldular.

 

Güç göstermenin hukukla bir ilgisi yoktur.

 

Gücü tek elde toparlayan bütün siyasetlerin nihai olarak gideceği yer diktatörlüktür. Yaptım oldu anlayışının ülkeyi götüreceği yer ise iç çatışmalar, kaostur.

 

Güç baskı aracıdır ve devlet organlarını eline geçiren ideolojik yapılar yarışa üç beş adım ileride avantajlı başlıyorlar.

 

Seçim atmosferine girmiş hükümet son hafta içinde üst üste toplumu gerecek, hatta çatışma için gerekli provokasyonları yapmaktan çekinmiyor.

 

ANDIMIZ'ın yasaklanması ve HDP'nin kapatılması tartışmasına daha önce yazmıştım. HDP'nin kapatılması ile kaybedilen oyları andımızın yasaklanması ile dengelediklerini düşünüyorlar.

 

İstanbul sözleşmesi ve Gezi Parkı arazisinin vakfa devri ise tamamen halkı yeterince ger(e)medikleri ruh halinin kararlarıdır.

 

Bu iki kararın amacı, AKP'nin erimeyi durduramadığı oy tabanına bakın işte istediğiniz oldu mesajı vermek.

 

Fakat Erdoğan ve adamları yine sosyolojik tarihi bir çıkmaz sokak hatasının içine girdiler.

 

Memnuniyeti için olmadık işler yaptığınız tarikatlar size oy vermeye mahkûm. Sizin oy kaybettiğiniz kitle, liberal demokrat ve güce tapınan ama sizin dışınızda alternatif göremeyen kitle ve bu iki siyasi karar, sonunuzun daha hızlı gelmesi için kendi siyasi hayatınızı bitiren tabuta çaktığınız çiviler olacak.

 

İstanbul sözleşmesini fesh etme gerekçenizi saklama imkanınız yok.

 

Mesela hazineden kaynak aktarımı. Tamamen halkı baskı altında tutmak için partiler arasında gizli ortaklıktır. Ve halka senin paranla kendimi sana seçtirecek ve sana değil uluslararası sermaye piyasasının çıkarlarına hizmet edeceğiz sizde öyle bakacaksınız demektir.

 

İşte despotluk...

 

AKP hükümetinin aldığı ve alacağı bütün kararlar BOP projesi içindir.

 

Devleti hukuk devleti, toplumu demokratik bir toplum yapmaya çalışmanın yolu, uluslararası sermaye piyasasının halka karşı açtığı her cephede halk için, halk ile birlikte minderin üstünde kalmaktır. Fakat AKP hükümeti muhalifleri partiler halka rağmen halka karşı politika izleyerek AKP hükümetine dolaylı ortaklık etmektedir.

 

Unutulmamalıdır ki, sivil itaatsizlik, despot anlayışa karşı zorda kalındığında tek meşru muhalefet biçimidir.

 

Şiddet, şiddeti tırmandırır ve hükümette kalma uğruna AKP hükümetinin şiddet iştahını ve olanaklarını kimse küçümsememelidir. Polis ve asker içinde yeterince örgütlü oldukları gibi tarikatlar içindeki milis kuvvetleri yadsınamaz sayılara ulaşmış durumdadır.

 

Terör ile faşizm ikiz kardeştirler.

 

Birini kucaklayan, ötekine kapıyı açar. PKK ve AKP arasında bu bağlamda da işbirliği nettir.

 

7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında gerçekleşen terör olayları tesadüf diyorsanız, uluslararası sermayenin verdiği yemi yutmuşsunuz demektir.

 

Talimat ile HDP'nin kapatılması tartışmasına dahil olan savcı, vefat etmiş HDP milletvekili adayı için de siyaset yasağı istiyormuş. Hukukla değil talimat ile hareket edince böyle absürt ayrıntılar gözden kaçabilir.

 

Hayatı boyunca tarihsel Türkiye İşçi Partisi üyesi ve yöneticisi olarak Amasya’da siyaset yapan Çiğdem Atalay, 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde HDP’den Amasya birinci sıra milletvekili adayıydı.

 

Atalay, kanser nedeni ile 17 Kasım 2018’de hayatını kaybetti.

 

Buna rağmen Çiğdem Atalay’ın adı “beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamaması” HDP’nin kapatılması için açılan davanın iddianamesine eklendi…

 

HDP'nin kapatılması tartışmasına HDP'li siyasilerin verdikleri tepkiler nedir?

 

Buyurun kapatın bundan memnun oluruz, altı milyon olan oyumuz oniki milyona çıkacak diye bir tek zil takıp oynamadıkları kaldı.

 

Demirtaş "HDP’lilerin zalimleri gömeceği yer sandıktır" derken kapatma kararı şimdiden kabullenilmiş.

 

Oyumuz 6 milyondu, 12 milyona çıktı diyorlar, ama o 12 milyonun zalimlerle savaşmasını istemiyorlar. Çünkü PKK da BOP'un bir parçası.

 

Sonra kendilerine yüz vermeyen "Türk solu neden sesini çıkarmıyor" falan diyorlar.

 

Birilerini "sandıkta gömme" hayaliyle sessiz kalanlar, kızgın halkı kulis siyasetine heba edenler, ABD emperyalizminin BOP eşbaşkanı ile omuz omuza hizmetten kaçmayan, petrol bekçisi olmaktan gurur duyanlar, ABD senatosu tarafından maaşları ödenen, AB fonları tarafından finanse edilenler kendileri.

 

AKP iktidarını sürdürebilmek için, MHP'nin garanti vermesine ihtiyaç duyuyordu.

 

Fakat MHP HDP'nin kapatılması tartışmasına taraf olmak zorundaydı AKP hükümeti de bunun karşılığında "andımız" yasağıyla durumu dengelemeye çalıştı.

 

MHP'de, AKP'nin HDP konusunda gerek mecliste gerekse Anayasa Mahkemesine Yargıtay Başsavcısının yaptığı kapatma davasıyla tükenişini durduracağını umuyor.

 

Hatta MHP Kurultayda 12 Eylül öncesinin cinayet hükümlülerini parti yönetimine tekrar taşıyarak "sokak kontrolüne" "Çakıcı'yı boşa affetmediğini" göreve hazır olduklarını da AKP'ye gösterdiler.

 

Kısaca ortaklar sona doğru tam bir kader birliğine girdiler.

 

Hükümet dışı diğer ortak PKK'da hükümete müteşekkir olduğunu her açıklamasında söylüyor.

 

Fakat bu birbirlerine sarılma umutları tersine işleyecek, düşüşlerini daha çok hızlandıracaktır.

 

Türkiye halkının ne ortaçağcı AKP'ye, ne PKK'ya, nede faşist MHP'ye tahammülü artık kalmadı.

 

AKP bu son hamleleriyle erken seçimi, bir yıl erteleyebildiğini düşünüyor.

 

Yine fena kandırmış Erdoğan'ı danışmanları.

 

Demirel'in deyimiyle "boş tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur".

 

Fakat ortakların batışlarını, kullandıkları bu can simitleri önleyemeyecek.

 

ANDIMIZ'ın AKP hükümeti tarafından yasaklanması zaten tükenmiş olan MHP'nin silinmesine yetecektir.

 

Bu hengamede faizlerin %19'a çıkması, ekonominin göremediğimiz boyutuyla ne kadar zorda olduğunu ve kontrolü tamamen kaybettiklerini gösteriyor.

 

AKP Genel Başkanının faiz konusunda bunca açıklamalarına rağmen, bunu kabullenmesi “damadı affeden biri" olarak, MHP'ye ne kadar muhtaç olduğunu da gösteriyor. MHP'nin varlığının yetmeyecek olduğunu gördüler şimdi sıra PKK'da.

 

Düşünebiliyor musunuz, bir bankanın Genel Müdürü "tahsil edilemeyen alacakların kabul görmüş ölçeği %1,5 tur. Bugün Turkiye'de bu rakam %5'e çıkmıştır. "Yakın takip" alacakların oranı ise %15'tir, diyor.

 

Yeni faiz oranı ile $ kuru bir süre faizin piyasaya adapte olma sürecinde düşecek, peki ya sonra.

 

AKP propaganda bombardımanına, güvenerek "ekonomiyi düzelttik" diyecek, fakat göreceksiniz, iflaslar ve işsizlik, hayat pahalılığı çığ gibi büyüyecek.

 

Kısaca AKP seçimi erteledikçe çöküşünü daha da hızlandıracaktır.

 

HDP'nin "kapatılması" sonuç doğurmayacak, ancak bu gerekçeyle "ortalık iyice karışacak", "açıklamazsak namerdiz" mesajı son çare olarak AKP Genel Başkanının aklında.

 

HDP'nin il, ilçe binalarında bulacağı "malzemeyle" HDP'nin itibarını ne kadar düşürür ölçecek.

 

Şimdi ipleri germe zamanı kopmaya yakın yeniden "kurmaylarıyla" değerlendirecektir ve MHP'nin baraj durumuna göre HDP siyasetiyle, nerede kalmıştık, demekten hiç ama hiç çekinmeyeceklerdir.

 

Şayet HDP'nin kapatılması sonrası yüzde seksen beş civarında milli duyguları ağır basan kesimden yeterli oy alamayacağı kanaatine varır iseler. HDP'yi kapatma davası ile aklamış olacak ve yeni kurulan parti ile yeni bir açılım sürecine yelken açmak isteyecekler.

 

Fakat bu defa, ülke seçim barajı düşürülmesi söz konusu olacak. Seçim barajı düşer ise meclis en az sekiz partili bir yapıya dönüşecek bu defa AKP meclis aritmetiği içinde temsil olarak beşte bire düşecek, oldukça büyük risk.

 

Uluslararası sermaye piyasası Erdoğan'sız bir süreci organize ediyor.

 

Faiz politikası kariyer hastası, uluslararası sermayeye daha iyi hizmet ederim anlayışın hakim olduğu AKP'lileri iki-üçe böldü.

 

Sabah ve Yeni Şafak giydirip duruyor. "Faiz operasyonunu MB kim adına çekiyor"muş vs.

 

Faiz yükseltiyorlar, niye yükselttiklerini bilmeden yükseltiyorlar, sonra da kendilerine karşı ''operasyon'' varmış gibi davranıyorlar.

 

Merkez Bankası eliyle düşük hatta negatif faiz ortamı sağlayıp tüketimi pompalayarak, BDDK eliyle bankaları bol bol kredi saçmaya zorlayarak dev kredi büyümesi yaratıp, yani TL'den kaçışın önünü açıp döviz rezervlerini eritiyorsunuz, sonunda da el elde baş başta kalıyorsunuz. Döviz gelmiyor, döviz gelmeyince siz faiz kapısına tıpış tıpış geri geliyorsunuz.

 

Kuyumcuların adam başı yarım kilo altınına el koymaya çalışıp, sonra da güvence arayan yurttaşın parasını başka ülke paralarına yatırmaktan vazgeçmesi için ikna etmeye çalışıyorsunuz.

 

Elinizde kalan tek şey ne oluyor?

 

Faiz oyuncağı.

 

Faizi yüzde 25 yapsalar ne olur, yüzde 5 yapsalar ne olur?

 

Hiçbir şey.

 

Çünkü problem tek başına faiz değil.

 

Üretimi önemli ölçüde ithal girdilere bağlı olan ve o yüzden kur artışlarının enflasyona doğrudan yansıdığı Türkiye'de faiz, döviz kurunu denetlemek için kullanılır. Faizi indirince kur yükselir ve enflasyonu olumsuz etkiler.

 

Faiz indirilmedi.

 

Ama enflasyon yine de fırlıyor. Yani hepsinin kuyruğu birbirine dolandı ve çözemiyorlar, işin içinden çıkamıyorlar. Çözemediği gibi yönetemiyor ve işte bir kanıtı da HDP'yi kapatma girişimi. Eskiden yüksek faiz ile ülkeye yurtdışından sermaye çekilerek (o zaman sermaye de çekilmeye meyilliydi) TL'nin güçlenmesi sağlanıyordu. Bu da ithalatı çekici ve kolay hale getirerek yurtiçindeki fiyatları (enflasyonu) baskılamış oldu.

 

Bu büyünün bedeli ağır olacaktı ve oluyor.

 

Çünkü yerli üretim ithalat karşısında direnemedi, ucuz döviz borçlanmayı arttırdı, cari açık hızlı bir artış kaydetti ve büyüme dedikleri şey tamamen yurtdışından gelecek sermaye akımlarına bağımlı hale geldi. Şimdi sermaye gelsin diye faizleri yükseltiyorlar ama o da ekonomiyi soğutup büyümeye vuruyor. Sermaye gelecek olursa da ekonomi ısınıp enflasyon ve borçluluk büyüyor. Aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar bekleyenlerin içinde bulunabileceği aptallıkla faizi tartışarak bundan çıkamazsınız.

 

Çünkü ortada ölmekte olan bir birikim rejimi ve üretim ilişkileri var.

 

Uluslararası boyutta, emperyalizmin çarklarında yaşanıyor bu bozulma.

 

Türkiye bundan kaçamaz.

 

Ölmekte olan, fakat ölmesine zorla izin verilmeyen, bu yüzden ülkeyi zehirleyen ve çaresiz yönetimin faşist despot baskıyı tırmandırmasıyla nükseden süreç bir demokratik devrimci bunalım eşiğidir.

 

Çözüm ne?

 

Çözüm 1919 ruhuyla demokratik devrimci bunalımı kucaklamak.

 

Çözüm toplumsal alt üst oluştan daha derin bir batağa saplanmadan çıkabilmek için dümenin başında olacak öncü kuvvetlerini hazırlamak. Devrimin doğum zamanı gelmiş ama devrimini yapamamış ülkelerde ne oluyorsa Türkiye'de her alanda harfiyen o oluyor.

 

Şaşırtıcı hiçbir şey yok.

 

Fakat tarihi biraz hızlandırmamız gerek. Erdoğan hükümeti hiç istemediği halde işte buna hizmet ediyor, sosyal hayatın olağan diyalektiği, zıtlıkların birliği.

 

Bunu yapacak olan da adım adım, bir eylem halkasından diğerine kitlelerin harekete geçmesinden ve mücadelesinden gelen enerjiye sahip olmamızı sağlayacak örgütlü organize faaliyetler.

 

Bütün bu siyasi hamleleri Erdoğan kendisi organize ettiğini düşünüyorken uluslararası sermaye Erdoğan sonrasına hazırlığını yapmış olacak. Ünlü Türk deyimiyle, gelen gideni aratacaktır.

 

Kesin olan şu ki, İYİP, HDP, CHP, SP, Babacan, Davutoğlu, M. İnce çevresinde toplanan kitleden ne yaparsa yapsın Erdoğan'a bir daha oy yok!

 

Soru şu…

 

Erdoğan gidince Türkiye'yi ne bekliyor…

 

Bu sorunun yanıtını yarın yazacağız…



Bu yazı 980 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Türkiye'de Açıklanan Corona Sonuçlarına İnanıyor musunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI