Bugun...


Özden İlhan

facebook-paylas
Bizler Simülasyonda mı Yaşıyoruz?
Tarih: 09-12-2021 14:34:00 Güncelleme: 09-12-2021 14:34:00


Evren, hayallerinizin bile tahayyül edemeyeceğimiz bir çeşitliliğe sahiptir. Bizim aklımızı almayacağı gizemlerle doludur. Uzay boşluğu tüm bildiğimiz fizik kuralarına aykırı ve bilinmezlik içindedir.

 

Büyük patlamayı hepimiz biliyoruz. Bing bang ardından hidrojen atomları, galaksiler, yıldızlar, sönen yıldızlar, devam edip gelen bir kaosun içinde yaşıyoruz. Kozmos devinimi hızını kaybetmeden genişlemeye devam ediyor.

 

Bu devasa kozmos içinde, çok küçük bir yer alan, birkaç yıldız ile etrafında dönen birkaç gezegen, uydu ve meteorların oluşturduğu, güneş sistemin içinde yaşayan dünya adını verdiğimiz, gezegende yaşayan toz zerreleri gibiyiz.

 

Tüm atomlarımıza kadar bu kozmosun ve en çok da yaşadığımız gezegenin ürünüyüz. Vücudumuzu oluşturan, atomlar, farklı gezegenlerden geliyor. Bilinmezlik içinde olan kozmosla ve yaşadığımız gezegenle senkronize olmamız çok doğaldır.

 

Bu anlaşılmaz kâinatın tanıyabilmek ve anlayabilmek için bebek adımları ile fizikçilerimiz ilerleme kaydediyor. Yani yolun başında kâinatı anlamak için emekliyoruz.  Bende 15 yıldır kuantum fizikçilerini takip ediyorum.

 

David Icke , “ her şey titreşiyor” diyor ve simülasyonu kontrol altına almamız gerektiğini vurgulamıştı. 1991 yılında bir TV kalanında soruları yanıtlarken,” şimdi bizi televizyonundan seyredenler, farkında değiller, görmüyorlar ama bulundukları odada birçok radyo ve televizyon frekansları var. Onlar görmeseler bile o frekanslar oradadır ve bu frekanslar birbirlerinde görmüyor. Çünkü hangi kanala ayarladıysanız o kanalı izleyebilirsiniz. “Demişti.

 

Biz insanların en zayıf özelliklerimizden biri; bilişsel uyumsuzluktur. Teorisi Leon Festinger tarafından 1957 yılında ortaya atılmıştır. Bu teori, insanın bilişsel yapılanmasında sıkça meydana gelen çelişkili durumların anlaşılması ile ilgilidir.  İnsanlar eskiden beri, sonradan doğrulanlarla alay etmişlerdir.

 

David Icke “o dönemler saçmalıyor. Deli bu adam!” diyenlere;

 

Zamanımızın en büyük Fizikilerinden Sicim Teorisinin Kurucusu Prof. Michio Kaku yıl 2008 şunları söyledi ve David Icke’yi tasdik etti.”  Kuantum başka. Odanızda radyonuz var. Bütün kanalların frekansları odanızda ama sizin radyonuz tek bir frekansın birine ayarlı, diğerlerini ayarlı değil. Siz tek bir frekansa ayarlısınız. Tabii evrenin titreşmekte olduğunu bilmiyorsunuz. Tam bu odada farklı evrenlerin titreşimleri var. Dinozorların olduğu evren var, henüz 65 milyon yıl önce henüz kuyruklu yıldız çarpmamış. Dünya dışı varlıkların yok edilmiş enkaza uzayda baktıkları dalga fonksiyonundayız. Hepsi odamızda ama onlara ayarlı değiliz, onlarla titreşmiyoruz. Bu durumdan biz, bizim evrenin frekansına ayarlıyız. İster inanın ister inanmayın, bu odanız da paralel evrenlerin olduğu anlamına geliyor.” Dedi.

 

Eğer söylediklerini dikkatle okursanız, aslında bir taraftan simülasyon içinde yaşadığımızı anlatırken, bir taraftan da paralel evrenlerden bahsediyor ve zamanda yolculuğun olasılığından bahsediyor.

 

Son yıllarda ise, bu kâinatın bir matris “içinde olduğunu iddia edenler ve bu iddiayı doğrulayan birçok bilim adamıyla karşı karşıyayız. Sanırım 2016 Recode Kod Konferansı’nda katılan Elon Musk, “Gerçek dünyada yaşıyor olma ihtimalimiz milyarda bir” dedi.

 

Bunu dünyanın en büyük girişimcisi söyleyince insan düşünüyor. Peki Elon Musk ve onu gibi düşünenler haklı mı? Evren Matrix gibi bir simülasyon ise nasıl anlarız?

 

Zen Ustası Chuang Tzu ,  her zaman mutlu ve neşeli biri iken, keşişleri, bir sabah  ustaları üzüntülü ve endişeli görür.  Israrları sonuncunda zen ustası, rüyasında kendini kelebek olarak gördüğünü söyler. Keşişler şaşkındır.  Keşişlerden biri “ben kendimi bazen kuş, bazen de aslan olarak rüyada görüyorum. Kelebek olarak görmek güzel değil mi? “Diye sorar.

 

Zen ustası, “siz anlamıyorsunuz. Ben uçtum bir çiçeğin üstüne kondum. Konduğum çiçeğin tadını ve kokusunu alabiliyordum. Şimdi ben kelebek olmayı hayal eden birimiyim, yoksa kendim olmayı hayal eden birimiyim?” der.

 

 Hayatımızda düşünce ve duygularımız yoğun olarak bizimle birliktedir ve hayatımızın yansımasıdır. Ama hayatın yansıması değildir. Karşınızdaki insana güzel duyguları beslerseniz, harika insandır, beslemezseniz, korkunç bir insandır. Çünkü düşünce ve duygu aynı şeye sahipler. Düşünün, o harika insan sizin için hoş olmayan bir davranış sergiler ve sizin için korkunç bir insan olur. Düşüncemiz son hızla dönüşür ama duygumuz hızla dönüşmez. Uzun zamanda alabilir, kısa zaman aralıklarda olabilir.  Hayat; duygu ve düşünceden ibarettir. Bu yüzden rüyalarımıza çok benzerler.  Zen Ustasının rüyası, canlı ve gerçeğe çok yakındı.

 

Matrix filmi de aslında bu teori üzerine kuruludur. İşte filmden bir alıntı:

 

“Hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir rüya gördün mü Neo? Peki ya bu rüyadan hiç uyanamasaydın? Gerçek dünya ile düşler dünyası arasındaki farkı nasıl anlayacaktın?”

 

Buradan yola çıkarak aslında tarihi oluşturan ve birbirine bağlayan objektif gerçekler olmadığı şeklinde, kurgusal ve kuantum psikolojisi “tüm parçaların, tüm travmaların ve tüm sahte benliklerin ötesinde orada olan” Ben’le” ilgilenir”, diyebileceğimiz bir çıkarımda da bulunuyor.

 

Bir taraftan simülasyonda yaşamadığımızı ve bu savı çürütmeye çalışan fizikçilerimiz var Bostrom’un, simülasyon içinde yaşadığımızı açıkladığından bu yana, bazı fizik bilim insanları, simülasyon olmadığını kanıtlamaya çalışıyorlar.

 

15 yıllık takip ettiğim kadarıyla simülasyon içinde yaşadığımızı düşüncesi ağır basmaktadır.

 

Matrix filmini seyrettiğimizde, kurgu film olduğunu düşünerek, evimizi yolunu tutmuştuk. Şimdi ise; ciddi olarak matrix filminin, doğru olma ihtimalinin varlığını kanıtlamaya doğru yol alıyoruz.

 

Yaşadığımız dünyaya ilişkin bütün fikirlerimiz yanlış olabilir mi? Hepimiz ve her şey sadece bir bilgisayar yazılımından mı ibaret? Dünya var mı acaba? Nereden bilebiliriz ki? Bilgisayar nereden bilsin, öyle değil mi? Bize ne gösteriyorlarsa onu algılamamız çok derece doğaldır. Kendimiz ve çevremizin gerçek olduğuna dair inancımızdan doğabilir mi? Daha kötüsü bilgisayar simülasyonunda yaşıyorsak ya yarın bilgisayarı kapatırlarsa?

 

Neo’nun müşterisi Choi şu replikle sesleniyor Neo’ya: “Hey, sanki kendini artık fişten çekme zamanın gelmiş gibi dostum!”

 

Neo’nun durumu netleştiğinde, Choi’nin “fişten kendini çekmek” kelimesinin anlamını çözüyoruz. Neo’nun gerçek dünyanın neye benzediğini görmesi için kelimenin tam anlamıyla kendi fişini çekmesi gerekiyor. Bizi simülasyondan fişimizi birleri çekmediği sürece veya o bilinç düzeyine gelmediğimiz sürece, kendi zihnimizin tutsağı olmaya devam edeceğiz.



Bu yazı 1894 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI