escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Dr. Abdullah Köktürk

facebook-paylas
Amaç Güvenlik Değil, Emeği Baskılamadır
Tarih: 03-06-2021 10:56:00 Güncelleme: 16-11-2025 08:55:00


 

Güvenlikleştirme, iktidarların bir konuyu, ulusal güvenliğe tehdit olarak göstererek, ülke içinde gerçek sorunların üzerini örtülmelerinde kullanılan bir stratejidir. Güvenlik çalışmalarında Kopenhag okulundan çıksa da, bir çok Batı ülkesi siyasal ve ekonomik sorunların tartışılmasını önlemek için bunu kullanmaktadırlar.

 

ABD 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra İslam’ı bir tehdit olarak gösterip, Afganistan ve Irak’ı işgal ederken ülkesindeki olası tepkileri bu strateji ile önlemiştir. Daha önce de Komünizmi tehdit olarak gösterip işerini yürütürken, SSCB’nin yıkılışından itibaren bu argümanını kullanamayınca İslami terör terimini bulup “güvenlikleştirme”de kullanmıştır. Bu sayede Amerikan halkının seyahat kısıtlamaları, devletin özel hayata müdahalesi vb. hak ihlallerine karşı tepki göstermesini sınırlayabilmiştir.

 

İktidar TSK’yı dahi Güvenliğe Tehdit Olarak Gösterebildi

 

Türkiye’de İktidar uzun zamandır güvenlikleştirme siyaseti üzerinden muhalefeti de baskı altında tutuyor. PKK tehdidini güvenlikleştirmede bir araç olarak kullanıyor, ekonomide veya siyasette sorunların konuşulmasını bu tehdit sayesinde sınırlayabiliyor.

 

AKP iktidarı güvenlikleştirmede o kadar ileri gitti ki, sonunda Türk Silahlı Kuvvetlerini dahi Ergenekon ve Balyoz sürecinde tehdit olarak gösterebildi. Bu sayede Suriye’de ABD yanında Suriye’nin parçalanmasında TSK’nın kullanılmasına karşı çıkabilecek askerler de etkisiz hale getirilmiş oldu. Bunun uç noktası da 15 Temmuz Darbe girişimidir. Üzerinden beş yıl geçmesine rağmen neredeyse her ay yüzlerce subay astsubay tutuklanmaya devam edilmektedir.

 

Bir yandan askerler tehdit olarak gösterilirken, üst seviyede ise, 15 Temmuz’un Genel Kurmay Başkanı Milli Savunma Bakanı yapılmış ve TSK bir yandan da iktidar ortağı haline gelmiştir. Biz buna yarı-askeri rejim diyoruz.

 

Askeri Darbeler Emeği Baskılamak İçin İdeal Ortam Yaratırlar

 

27 Mayıs 1960 müdahalesini ayrı tutarsak, tüm askeri darbeler neredeyse emeğe karşı yapılmıştır. Darbelerden sonra sendikalar kapatılmış, işçi önderleri tutuklanmış, gerçek ücretler düşürülmüş, işçilerin toplu sözleşme yapmaları engellenmiş, grevler yasaklanmıştır. Bu anlamda askeri darbeler birikim rejimlerine “devrimci” müdahalelerde bulunarak, kapitalizmin işleyişini kolaylaştırmışlardır.

 

12 Mart 1971 İthal İkameci Sanayileşme Birikim Rejimi’nin krizini çözerken, 12 Eylül 1980 normal demokratik ortamda yürütülemeyecek olan 24 Ocak 1980 kararlarının ve İhracata Yönelik Sanayileşme Birikim Rejimi’nin uygulanmasını kolaylaştırmıştır. Tüm askeri darbeler tekelci sanayi sermayesinin lehine, emeğin ve diğer sınıfların aleyhine sonuçlar doğurmuştur.

 

Hulusi Akar’ın Türk-İş Ziyareti Anlamlıdır

 

Dün Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Türk-İş ziyareti yukarda yazdıklarımızın izdüşümünde okunduğunda anlam kazanmaktadır. Akar bu ziyarette işçiler için; "Onların hakkının hukukunun uygun şekilde mevcut imkanlarla en iyi şekilde karşılanması için hükümetimiz, devletimiz elinden gelen gayreti gösteriyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuları yakından takip ediyor, her zaman işçilerin yanında olduğunu ifade ediyor. Yurt içi ve sınır ötesinde ülkemizin ve asil milletimizin savunması, güvenliği için yaptığı çalışmalarda işçilerimizin bizimle beraber olduğunu her zaman hissediyoruz” demiş.

 

Milli Savunma Bakanı’nın Dış İşleri’nin bazı görevlerini üstlenerek yurt dışında Cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanları ile ikili ziyaretlerde bulunduğunu biliyorduk. Şimdi de Çalışma Bakanlığının görevini üstlenmiş görünüyor. 12 Mart ve 12 Eylül’de askerlerin gücünü arkasında hissedip sermayenin sözcüsü gibi davranan Çalışma Bakanı Turhan Esener hatırlardadır. Genel Kurmay Başkanı’nın pasifleştirildiği ve Kuvvet Komutanlarının kendisine bağlandığı bir MSB olan Hulusi Akar’ın arkasında ise silahlı gücü ile ordu durmaktadır.

 

24 Mayıs’ta Türk-İş ve Hak-İş’in yaklaşık 650 bin kamu işçisini ilgilendiren toplu sözleşme için bir araya geldiği ve bu görüşmede ilk altı ay için yüzde 15, ikinci altı ay için enflasyon artı refah payı olarak belirlendiği düşünüldüğünde, bu ziyaret daha da anlam kazanmaktadır.

 

 

İktidarın kendisinin ikna edemeyeceğini düşündüğü işçileri ikna etmesi için askerlerden yardım istediği görülmektedir. Daha önce Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ikna için Abdullah Gül’ün konutuna helikopterle inen Hulusi Akar bu sefer işçileri ikna etmeye çalışmaktadır. Akar’ın Türk-İş ziyaretinden sonra esnaf ziyaretinde bulunması ayrı bir tartışma konusudur.

 

Bence Milli Savunma Bakanı’nın 14 Haziran NATO zirvesi öncesi düşünmesi gereken emeğin baskı altına alınması değil, olası bir Biden-Erdoğan anlaşması sonrası S400’leri ne yapacağı ve Türkiye’nin hava savunmasını nasıl sağlayacağı olmalıdır.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 17289 defa okunmuştur.

Deniz Köksal / 03-06-2021 17:48

Doğru bir tespit. Herkes isini yapmalı. Tabi bu iç ve dışta köseye sıkışmışlığın bir göstergesi. İçeride ve dışarda hiçbir norma uymayan hukuk ve hatta ahlak dışı tutum ve politikalar öyle bir noktaya geldi ki, saçmalama normal hale geldi. Allah sonumuzu hayır etsin.



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI