Yalanı çok sevmeyiz ama çabuk yutarız.
Ülkemizin ünlü bir bilim insanına,
“Bizim en büyük sorunumuz nedir?” diye sormuşlar. O da kısa ve çarpıcı bir cevap vermiş:
“Doğruyu söylememek.”
Halkımızın çok kullandığı iki ifade vardır: “Doğru mu?” ve “Essah mı?”
Bu sözlerin günlük konuşmalarda bu kadar sık kullanılmasının sebebi, ne yazık ki yalanın hayatımızda çok yer tutmasıdır.
Bir de şu cümle vardır: “İnanmayacaksın ama gerçekten böyle oldu.” Bu sefer doğru söylüyorum demek istiyor.
Ben de aynı cümleyle başlayayım.
İnanmayacaksınız ama, insanlara kolay inanmanın bedelini hayatım boyunca çok ödedim. Maddi zarar gördüm, üzüldüm ve önemli dersler aldım.
Köyde büyümüş, hayatında arabası olmayan bir kişi olarak ilk otomobilimi aldım. Meğer araç hacizliymiş. Satıcı, “İki gün sonra notere gider, devrini yaparız.” dedi. İnandım. İki gün geçti, iki hafta oldu.
Bu arada ruhsat sahibine ulaştım. Bana, “Arabamı elimden aldılar, paramı vermediler. İki yıldır peşlerindeyim. Sana da devrini vermem.” dedi.
O gün anladım ki güvenmek bazen çok pahalıya mal olabiliyor.
Bence okumuş insanların önemli bir zaafı var. Uzun yıllar eğitim alırken öğretmenlerinin anlattıklarını doğru kabul etmeye alışıyorlar. Onların dünyasında yalanın yeri daha az. Bu yüzden söylenene daha kolay inanıyorlar.
İşte sorun da burada başlıyor.
Ticarette veya esnafın içinde, her söylenene inanan bir insanın kandırılması çok daha kolay oluyor.
Çevrenizde mutlaka benzer örnekler vardır.
Emekli bir memur, bir akrabasının ya da arkadaşının sözüne güvenerek ortaklığa girer. Bir süre sonra “Eski borçlar vardı, işler iyi gitmedi, ekonomik kriz çıktı, ticarette kâr da var zarar da...” denilerek bütün birikimi erir gider. Sonunda emeklinin yıllarca biriktirdiği para yok olur.
Bunun bir de gurbetçi boyutu var.
Yıllar önce Avrupa'ya giden vatandaşlarımız, memleketlerine faydalı olmak için bir araya gelip fabrikalar, üretim tesisleri ve şirketler kurdular. Ne yazık ki önemli bir kısmı dolandırıldı. Paraları eridi, kurdukları tesisler başkalarının eline geçti.
Bugün gurbetçilerin kendi aralarında en çok konuştukları konulardan biri, Türkiye'de yaşadıkları dolandırıcılık olaylarıdır. Bu yüzden ülkeye yatırım yaparken çok çekingen davranıyorlar. Ev, arsa veya yazlık alırken kılı kırk yarıyor, yoğurdu üfleyerek yiyorlar.
Buna kendi yaşadığım bir olayı da ekleyebilirim.
Yıllar önce Ankara'da 25 milyona satamadığım bir kooperatif hissemi, bir emlakçının bir gurbetçiye 43 milyona sattığını sonradan öğrendim. Bana 25 milyon teklif etmişti, kabul ettim ve aldım. Aradaki farkı öğrenince çok üzüldüm.
Bazen şaka yollu, “Okumuşlarla uyanıkların ticari ilişkileri mümkün olduğunca az olmalı.” derim.
Çünkü okumuş insan söylenene hemen inanabiliyor. Hayatın içinden gelen, daha temkinli insanlar ise duyduklarını birkaç süzgeçten geçiriyor, hemen “Evet.” demiyor.
Dolandırıcıların yöntemleri de değişmiyor.
Kimse doğrudan “Bana borç verir misin?” demez. Önce “Paran var mı?” diye sorar. Siz de iyi niyetle ne kadar paranız olduğunu söylersiniz. Sonra “Biraz borç verir misin?” dediğinde artık “Yok.” demek çok daha zor olur.
Siyasetçileri uzun uzun anlatmaya gerek yok. Seçim dönemlerinde verilen sözlerin ne kadarının tutulduğu ortada. İnsanlar da artık bu konuda kendi değerlendirmelerini yapıyor. Dünyanın birçok ülkesinde siyasetçiler yalan söyler. Bizimkiler ise kuyruklu yalanın ustası.
Anadolu'da halkımız arasında çok söylenir ve öyle bilinir. Hacı hoca takımından uzak durun, güvenmeyin, ticaret yapmayın. Adam arabasını satarken “Vallahi Billahi bu arabada ekmek var.”Diyor. Yani alıp satarsan da para kazanırsın. Müslüman vatandaş,yemini doğru çıksın diye arabanın bagajına ekmek koymuş. Hayretler içinde kaldım.
Hacı hoca takımı bir de siyasete girerse işte millet o zaman hapı yutar. Eğer bu güne kadar yutmadı ise!
Geçen ay bir araç sattım. Yeni sistemde para, noter satışı tamamlandıktan sonra bankalar arasında aktarılıyor. Bence bu çok doğru bir uygulama. Bu tür güvenlik önlemleri ne kadar yaygınlaşırsa vatandaş da o kadar korunur.
Yakın zamanda bir dolandırıcılık girişimi daha yaşadım.
Yapay zekâ ile borsada çok kazandırdığı iddia edilen bir şirkete inanmak üzereydim. Reklamda rahmetli Haldun Dormen'in ve Hürriyet gazetesinin adı kullanılmıştı.
8 bin lira gönderecektim. Bankam işlemi durdurdu ve beni uyardı. Meğer dolandırıcılarmış. O gün bankanın bu güvenlik uygulamasına gerçekten teşekkür ettim.
Yetmiş yaşına gelmiş bir vatandaş olarak hayatın birçok dersini yaşayarak öğrendim.
Araba alırken, ev alırken, arsa alırken, kooperatife girerken ve daha birçok ticari işlemde hatalar yaptım, zarar ettim. Eminim benim gibi pek çok vatandaş da aynı acıları yaşamıştır.
Peki herkes her konuda tecrübe edinmek zorunda mı? Bunun için bir ömür yeter mi?
Vatandaşı dolandırıcılıktan korumak, devletin en önemli görevlerinden biridir. Teknoloji ve denetim geliştikçe bu tür olayların azalmasını umut ediyorum. Çünkü dürüst insanların hayatını zorlaştıran şey, sadece dolandırıcılar değil; onlara fırsat veren ihmaller de.
Yapay zeka ve ileri teknoloji zamanı. Dolandırıcılar akla hayale gelmeyecek yöntemler kullanıyorlar. Sizi aradıklarında muhakkak birkaç kişiye olayı anlatmaya çalışın. Yalnız başınıza karar vermeyin. Basiretimizi bağlıyorlar.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız