beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort
Bugun...


Hakan Muhtar

facebook-paylas
MAKAM, ADALETLE HÜKMETMEDİKÇE BAŞARI DEĞİL, CEHENNEM ATEŞİNE DÖNÜŞÜR
Tarih: 03-08-2026 11:26:00 Güncelleme: 03-08-2026 11:26:00


Hayat dediğin alçak bir kapı... Öyle alçak ki, geçmek için boyun eğmek, küçülmek gerekir. Ama insan gibi insan olan eğilmez o kapıda; vurur kazmayı taşa ve duvara, yıkar geçer! 

 

Lakin beş parmağın beşi bir değil ki... Kimine sürünmek bile dokunmaz; aksine, o çamurun içinde debelenmekten, o esaretten gizli bir mutluluk duyar. Onursuzluğu, şerefsizliği kendine zırh eder de, yerlerde sürünmeyi yaşamak ve başarı zanneder!

 

İnsanoğlu dünya hayatında param bol olsun, rahatım yerinde olsun, makamım da olsun, ölünce de canım cennette olsun ister. Cennet öyle ucuz değil, cehennem ise boşuna yaratılmamıştır. 

 

Devletin makamına haiz olmak demek; ahlak, ar, edep, namus, şeref ve onur sahibi olmak, kendisine verilen emanete sahip çıkmak, her şeyden önce de emri altındakiler arasında adaleti sağlamak demektir.

 

Devletin her bir makamında 80 milyonun hakkı, hukuku, bilhassa da tüyü bitmemiş yetimin ve şühedanın hakkı vardır. Bunun bilincinde olarak o makama oturmak ve o makamı yönetmek ise dünyanın en zor işidir. 

 

Fakat bir makam sahibinin Allah'tan korkusu yoksa, kuldan utanması yoksa, imanı yok denecek kadar azsa, o makam onun için cehennem kapısına giden ilk basamak olur.

 

Adaletsiz kişi, makama oturur oturmaz ilk iş torpil ve adam kayırmacılık yapar; eşine, dostuna, sevgilisine, yandaşına, makam şoförüne, baldızına, arkadaşına, yalakasına devletin makamlarını açar, ne liyakat ne başarı tanır, ne emek bilir, ne insan onuruna saygısı vardır, ne insanın hayatının onun için bir değeri ve anlamı vardır. Torpilliyi kolayca makam sahibi yapar. 

 

Buna karşılık; tecrübeli, liyakatli, yıllarca o işe emek vermiş, gözünün nurunu ilim bilim için harcamış, hayatını vatanına ve milletine adamış liyakatli insanlara ise mobbing yapar, uyduruk soruşturmalar açar, ceza üstüne ceza verir, sürgün üstüne sürgün verir. 

 

Yeter ki torpilliyi makama otursun, ona hizmet etsin; liyakatli insanın hayatını da bir yandan zindana çevirir. Bu adaletsizlikten büyük bir haz, mutluluk duyar ve üstelik bunu bir başarı olarak görür. İşte böyle kimseler için cehennem boşuna yaratılmamıştır.

 

Liyakatli kişinin ise uğramış olduğu haksızlık, adaletsizlik karşısında ne iş hayatının düzeni kalır, ne aile hayatının düzeni kalır, ne hayatına bir yön verebilir, ne de geleceğini şekillendirilecek herhangi bir adım atabilir.

 

Adalet aramaya kalkarsa yan yolların ve kanun içi boşlukların her zaman adaletsiz makam sahibinden yana olduğunu acı bir gerçek olarak acı bir tecrübeyle öğrenir.

 

O mahkeme senin bu mahkeme benim, yıllarca mahkeme kapılarında milyonlarca lira harcayarak adalet peşinde koşmaya başlar; beklediği adaletin belki de hiçbir zaman gelmeyeceğini bildiği halde bomboş hayalin peşinde ömür tüketmeye başlar.

 

Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalar, uzun yıllar geçer, bir ömür ellerinin arasından akıp gider; geride ne liyakat kalır, ne başarı. Ne kariyerine bir yön verebilir, ne ülkesi ne de milleti için bir başarı gösterebilir. Adalet kaçmış gitmiş de yok olmuş, hiçbir zaman da gelmeyecekmiş hissi itinayla yaşatılır.

 

Bu süre zarfında daha bir sürü adaletsiz makam sahibi tarafından liyakatli kişi hakkında soruşturma açılmaya, ceza üstüne ceza verilmeye devam eder. Adaletsiz makam sahibi adalet ile dalga geçer; "Sen liyakatli kişiydin değil mi? Al sana bir ceza daha verdim, koş git, bunu da mahkemeye götür, adalet ara" diye dalga geçer, alay eder.

 

Torpillisi ise bu süre zarfında hiçbir makam ve mevki tecrübesi olmadığı halde, makamdan makama zıplamaya ve yükselmeye devam eder. Liyakatli kişinin yerine aldığı her maaş kamu zararı olmasına rağmen bu konuda herhangi bir denetim mekanizması neredeyse hiç çalışmaz.

 

Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel "nitelikli yağma", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "bilişim sistemini bozma" ve "kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme" suçlarından tutuklanıyor.

 

Gülistan Doku... 

 

Kaybının ardından koskoca altı yıl geçmiş, fakat aradan geçen altı yıl boyunca adalet mekanizması hızla çalışmadığı için failleri tarafından suç üstüne suç işlenmeye devam edilmiş, “Gülistan Doku nerede?” diye sosyal medyadan soran kişilerin bile hayatı adeta karartılmıştır.

 

Adaletsiz makam sahibi bu süre zarfında öyle bir baskı ile toplumun üzerinde güç ve korku iklimi kurmuştur ki, insanların sosyal medyadan “Gülistan Doku” ismini yazmasını dahi yasaklamıştır.

 

Toplumun konuşmasını yasak hale getirmiş, insanların Anayasal hakkı olan sosyal medyadan fikir yazma özgürlüğünü bile tamamen ortadan kaldırmaya yönelik pek çok eylem gerçekleştirmiştir.

 

Adaletsiz makam sahibi için denetim ve adalet mekanizması çalışmazsa herhangi bir kişinin can, namus ve mal güvenliği de kalmaz; adaletsiz makam sahibinin yaptıkları yanına kâr kalmaya devam ettiği sürece de toplum üzerinde egemenlik ve baskı kurmaya, topluma korku salmaya devam eder.

 

Torpillisini makama geçiren bir adaletsiz makam sahibi hakkında denetim ve adalet terazisi hızla çalışmazsa liyakatli kişinin tüm insanca yaşam hakkı elinden alınır, kamuda adalet duygusu zamanla yok olur. Tüm bunlara tanık olan başka bir liyakatli kişi ise tamamen sessizliğe bürünür. Bunun sonucunda da kamuda çalışma barışı bozulur ve başarı yavaşlar, zamanla da durma noktasına gelir. Böylelikle kamuda ne huzur ne düzen kalır.

 

Yine burada neredeyse en büyük zararı, toplum ve milletin çocukları görür.

 

KAMUSAL VURGUN: TORPİLİN VE LİYAKATSİZLİĞİN DEVLET ÇARKLARINA VERDİĞİ BÜYÜK ZARAR

 

Torpille ve adam kayırmayla bir kurumun başına tünemiş liyakatsiz bir kadronun kamuya verdiği zarar, sadece mali bilançolarla açıklanabilecek basit bir hırsızlık değildir. Bu, bir devletin omurgasını oluşturan kurumsal hafızanın, liyakat zincirinin ve bürokratik ciddiyetin topyekun imha edilmesidir. 

 

İşin ehli olmayan, masa başında karar alma yetisinden yoksun, tek mahareti üstlerine dalkavukluk yapmak olan torpilli bir şahıs o koltuğa oturduğunda, devlet çarkları pas tutmaya başlar. Projeler durur, kamu yatırımları heba edilir, liyakatli insanların ürettiği bilimsel ve rasyonel projeler sümen altı edilir. Torpilli yöneticinin aldığı usulsüz kararlar, altına imza attığı niteliksiz ihaleler ve haksız kadrolaşmalar doğrudan devlet bütçesinde devasa delikler açar. Kamu yararı gözetilerek harcanması gereken her bir kuruş, adaletsiz yöneticinin etrafındaki asalak sürüsünü beslemek için çarçur edilir. 

 

Bu süreçte devlet kurumları pek çok işlevini yitirerek halka hizmet üretemez hale gelir ve kurumsal çürüme en dipten en tepeye kadar tüm sistemi zamanla felç eder.

 

GELECEĞİ ÇALINAN NESİLLER: ÇOCUKLARIN HAYALLERİNİ VE YARINLARINI KARARTAN TORPİL DÜZENİ

 

Bu kokuşmuş torpil düzeninin en ağır, en acımasız ve telafisi imkansız faturası ise bu milletin tertemiz, pırıl pırıl, çalışkan çocuklarına kesilmektedir. 

 

Geceler boyu dirsek çürüten, göz nuru döken, tek bir sınavı bile kazanabilmek için gençliğini ve hayallerini feda eden gencecik vatan evlatları, mülakat kapılarında adaletsiz yöneticilerin torpil duvarına çarparak göz göre göre elenebilmektedir. 

 

Hayatında tek bir kitap bile okumamış, hiçbir mesleki birikimi olmayan ancak arkasında bir "dayısı" olan torpilli ise anında en yüksek makamlara zıplatılırken; diğer tarafta derece yapmış, vatanına sadakatle bağlı liyakatli bir genç, sistemin dışına itilebilmektedir. 

 

Bu adaletsizlik, çocukların geleceğini sadece maddi anlamda çalmaz; onların devlete olan güvenini, adalete olan inancını ve yarınlara dair tüm umutlarını kökünden kazıyarak yok eder. 

 

Gençlerin ruhunda açılan bu yara, onları kendi ülkelerine yabancılaştırır. Emeğinin karşılığını alamayacağını gören pırıl pırıl beyinler, ya tamamen sessizliğe bürünüp körelmeyi seçer ya da çareyi başka ülkelere kaçmakta bulur. 

 

Bir ülkenin çocuklarının geleceğini karartmak, o ülkenin yarınlarını, yani beka davasını dinamitlemektir.

 

SİSTEMİK KÖRLÜK VE SUÇUN BÜROKRATİK GÜÇLE ÖRTBAS EDİLMESİ

 

Liyakatsizlik ve torpil, sadece kamusal hizmetlerin kalitesini düşürmekle kalmaz; aynı zamanda suçun, haksızlığın ve hukuki skandalların üstünü örten kalın bir koruma kalkanına dönüşür. 

 

Bir kurumda dürüstlük ve ehliyet tasfiye edildiğinde, adaletsiz yöneticiler kendilerini kanunların ve denetim mekanizmalarının tamamen üzerinde görmeye başlar. Kendi suç ortaklarını, yandaşlarını ve dalkavuklarını korumak adına her türlü evrakta sahteciliğe, usulsüzlüğe ve baskıya pervasızca başvururlar. Hukuk kuralları, sıradan vatandaşı ezmek için birer kırbaç gibi kullanılırken; torpilliler ve güç sahipleri için ise ucu bucağı görünmeyen bir cezasızlık zırhı haline getirilir. 

 

Denetim organları çalıştırılmadığı, müfettişler de susturulduğu için her adaletsiz adım bir sonrakine zemin hazırlar. Kurumlara hakim olan bu organize kötülük, suçluların sokaklarda elini kolunu sallayarak gezmesine, mazlumların ise hak arama mücadelesinde adliye kapılarında çürümesine neden olan sistemik bir körlük ortaya çıkarır. 

 

ALTI YILLIK KARANLIK VE GÜLİSTAN DOKU DOSYASINDAKİ SİSTEMİK İHMALLER

 

İşte liyakatsizliğin, kayırmacılığın ve denetimsizliğin bir kenti ve koca bir adalet sistemini nasıl esir aldığının en somut, en sarsıcı güncel örneği Gülistan Doku davasıdır. 

 

Tunceli’de 5 Ocak 2020 sabahından bu yana kendisinden tek bir iz dahi bulunamayan gencecik üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbeti, aradan geçen koskoca altı yıla rağmen hala karanlıktadır. 

 

Her yanı kameralarla, güvenlik güçleriyle çevrili, kuş uçsa haberdar olunacak küçücük bir şehirde bir insanın arkasında hiçbir emare bırakmadan ortadan kaybolması akıl ve mantık kurallarıyla açıklanamaz. 

 

Bu dosyanın altı yıldır aydınlatılamamasının tek sebebi, ilk günden itibaren liyakatli ve tarafsız bir soruşturma yerine, adaletsiz makam sahiplerinin sergilediği vahim ihmaller zinciridir: Baş şüphelilerin ifadelerinin usulüne uygun alınmaması, delillerin karartılmasına adeta göz yumulması ve soruşturmanın ısrarla tek bir yöne kanalize edilmesi vicdan sahibi her vatandaşı derinden sarsmaktadır.

 

GÜÇ İLİŞKİLERİ VE BAŞ ŞÜPHELİNİN ÜZERİNDEKİ BÜROKRATİK KORUMA KALKANI

 

Gülistan Doku dosyasında, olayın baş şüphelisi olarak adı geçen Zaynal Abakarov ve onun emniyet mensubu olan üvey babası Engin Yücer etrafındaki iddialar, adaletin nasıl kişisel ilişkiler ve bürokratik nüfuzla hırpalandığını açıkça göstermektedir. 

 

Bir genç kızın kaybolduğu o kritik ilk saatlerde yapılması gereken en temel kriminal incelemeler, telefon trafiklerinin dökümleri ve teknik takipler ya geciktirilmiş ya da hiç yapılmamıştır. Şüphelilerin kentten ayrılmasına, adeta adaletin kapsama alanından çıkmasına zemin hazırlanmıştır. 

 

Kardeşinin nerede olduğunu sormak için adliye koridorlarında ömrünü tüketen acılı bir ablanın karşısına dikilen bürokratik engeller, adaletsiz makam sahibinin koruma kalkanının ne kadar kalın olduğunu kanıtlamaktadır. 

 

Eğer devletin verdiği yetki, bir suç şüphesini aydınlatmak yerine, o şüphenin odağındaki kişileri toplumdan ve yargıdan kaçırmak için kullanılıyorsa; orada adalet mekanizması derinden hasar almış, torpil ve güç ilişkileri de hukukun üstünlüğünü tamamen işlevsiz kılmaya teşebbüs etmiş demektir.

 

MAKAM KİBRİ VE VALİLİK KORİDORLARINDA SUSTURULAN ADALET ÇIĞLIĞI

 

Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in süreç boyunca sergilediği yönetim tarzı ve kamuoyunu oyalayan açıklamaları, bu davanın neden çözülmek istenmediğinin en bariz kanıtı olarak tarihe geçmiştir. 

 

Aileye verilen sahte umutlar, acılı bir annenin gözyaşları üzerinden yürütülen bürokratik halkla ilişkiler çalışmaları, adaletin yerini bulmasını sağlamamıştır. 

 

Bilimsel ve teknik tüm raporlar, Munzur Baraj Gölü’nde hiçbir insan izine rastlanmadığını defalarca ortaya koymasına rağmen, aylarca kamuoyunun gözü o suya dikilmiş, adli soruşturmanın asıl yönü bilerek ve isteyerek saptırılmıştır. 

 

İntihar algısı üzerinden dosyanın üstünü kapatmaya çalışan bu zihniyet, katillerin veya suç ortaklarının dışarıda serbestçe nefes almasına göz yummuştur. Ne gariptir ki, o dönem adaletle dalga geçen, kenti korku imparatorluğuna çeviren mülki amir, bugün çok ağır suçlamalarla tutuklanırken, geçmişte Gülistan Doku dosyasında kimleri koruduğu, hangi liyakatsiz kadrolara yol verdiği soruları ise hala yanıt beklemektedir. 

 

Makam kibriyle adaleti ezmeye çalışanların sonu, İlahi adaletin tecelli ettiği o kaçınılmaz hesap gününde hüsran olmaktan kurtulamayacaktır.

 

TOPLUMSAL HAFIZA VE SOSYAL MEDYADA KORKU İKLİMİYLE SİNDİRİLEN HALK

 

Adaletsiz makam sahibi, o koltukta kalabilmek ve kendi liyakatsizliğini, suçlarını gizleyebilmek için toplum üzerinde amansız bir korku iklimi inşa etmiştir. 

 

Bu baskıcı tutum öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, insanların sosyal medya hesaplarından sadece "Gülistan Doku nerede?" diye sorması, bu insani ve vicdani soruyu dile getirmesi bile adeta yasaklanmıştır. Gülistan’ın hakkını arayan üniversite öğrencilerine soruşturmalar açılmış, adaletin tecelli etmesini talep eden duyarlı vatandaşların hayatı baskıyla, tehditle karartılmaya çalışılmıştır. 

 

Anayasal bir hak olan fikir ve ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmaya çalışan bu adaletsiz yöneticiler, toplumun konuşmasını, sorgulamasını ve hesap sormasını engelleyerek kendi suç krallıklarını ebedi kılmak istemişlerdir. 

 

Ancak unuttukları bir şey var: Korku iklimi geçicidir, baskı ile susturulan kitlelerin sessizliği adalete olan açlığın fırtınaya dönüşmesinden önceki o aldatıcı sessizliktir. 

 

Hakikatin sesi ise hiçbir kelepçeyle, hiçbir yasakla tamamen susturulamaz.

 

İLAHİ ADALETİN KAÇINILMAZ TERAZİSİ VE ZALİMLERİN EBEDİ SONU

 

Hayatın o alçak kapısında eğilmeyenlerin, onurunu ve şerefini hiçbir dünyevi koltuğa satmayanların dik duruşuyla sözümüzü bitirelim: 

 

Hak yiyerek, torpil yaparak, liyakatli insanları mobbinglerle ezerek o yüksek makamlara oturan adaletsiz yöneticiler, sahte başarılarıyla ne kadar övünürlerse övünsünler; önünde durdukları o kapı onları cennete değil, cehennemin en karanlık çukuruna götürecektir. 

 

Kamu zararına neden olan, bu milletin çocuklarının geleceğini, hayallerini ve umutlarını acımasızca çalan o torpilli kadroların aldığı her kuruş maaş, boğazlarından geçecek birer zehirdir. 

 

Gülistan Doku gibi gencecik canların akıbetini karanlıkta bırakan, adaleti mülkün temeli değil de kendi kibirlerinin adeta bir oyuncağıymış gibi yapmaya kalkışan adaletsiz makam sahipleri bilsinler ki; bu dünyada kaçtığınız o mahkemelerin önünde mutlaka bir gün hesap vereceksiniz. Arkasına saklandığınız o bürokratik zırhların hiçbir hükmünün kalmayacağı bir mizan mutlaka vardır. 

 

Ne cennet o kadar ucuzdur, ne de cehennem boşuna yaratılmıştır. Mazlumların ahı, yetimlerin hakkı ve çalınan geleceklerin hesabı, İlahi adaletin tecellisi olarak elbet bir gün sorulacak; adalet terazisi o zalimleri kendi haram saltanatlarının enkazı altında bırakarak ebediyen yok edecektir.

 

TUNCAY SONEL HESAP VERDİ, YA ADALETSİZ TORPİLCİ MAKAM SAHİPLERİ MAHKEMEDE NE ZAMAN HESAP VERECEK?

 

Toplum adına burada sorulacak en büyük soru şu olacaktır: Tunceli Eski Valisi Tuncay Sonel’in işlemiş olduğu suçlar nedeniyle adalet önüne çıkarılması gibi, adaletsiz torpilci makam sahiplerinden de topluma ve devlete verdikleri zarar nedeniyle aynı şekilde ne zaman hesap sorulacak?

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 12 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI