"Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ruh sağlığını küresel bir halk sağlığı önceliği olarak tanımlıyor. Mistik düşünür Sadhguru ise önümüzdeki yıllarda zihinsel sorunların toplumların en büyük sınavlarından biri olabileceği uyarısında bulunuyor.
Bilim ve felsefe farklı yollardan ilerlese de, aynı gerçeğe mi işaret ediyor?
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bugünkü kadar bilgiye ulaşamadı. Birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucundaki gelişmeleri öğrenebiliyor, sayısız görüntüye, habere ve araştırmaya erişebiliyoruz. Teknoloji yaşamı kolaylaştırdı; iletişimi hızlandırdı ve bilgiye ulaşmayı hiç olmadığı kadar kolay hâle getirdi.
Teknoloji ilerledikçe yaşamımız kolaylaştı. Peki, neden iç dünyamız aynı ölçüde huzur bulamadı?
Sadhguru ise bu durumu farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyor. Ona göre insan, dış dünyayı değiştirmekte büyük başarı gösterdi; fakat kendi zihnini yönetmeyi ihmal etti. Bu nedenle, gelecekte zihinsel sorunların çok daha yaygın hâle gelebileceği uyarısında bulunuyor. Bu bir bilimsel tahmin değil, modern yaşamın gidişatına yönelik güçlü bir uyarıdır.
Otobüste, parkta, kafede… Başımızı kaldırmadan ekranlara bakıyoruz. Artık yalnız kalmıyoruz. Çünkü yalnız kaldığımız anda kendi zihnimizle baş başa kalacağız.
Belki de en büyük korkumuz budur.
Nörobilim, beynimizin sürekli uyarılara maruz kaldığında dikkatini toplamakta zorlandığını, dinlenmeye ve sessizliğe ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bildirimler, kısa videolar ve bitmeyen bilgi akışı beynimizi sürekli yeni uyaranlara yönlendiriyor. Sonuçta zihnimiz dinlenmiyor; yalnızca bir ekrandan diğerine geçiyor.
Doğa ise bambaşka bir ritimle çalışıyor.
Somon balıkları binlerce kilometre yol alarak doğdukları nehirlere dönüyor. Yaşamlarını tamamladıktan sonra bile taşıdıkları besinlerle orman ekosistemini beslemeye devam ediyorlar.
Beyni olmayan sümüklü küfler bile birlikte hareket ederek en verimli yolu seçebiliyor. Arılar: İnsanların göremediği morötesi desenleri görebiliyor.
Göçmen kuşlar: Dünyanın manyetik alanını hissederek binlerce kilometrelik yolu şaşırmadan buluyor. Ahtapotlar: Son derece gelişmiş problem çözme yetenekleri ve güçlü hafızalarıyla dikkat çekiyor. Ağaçlar: Kökleri ve mantar ağları aracılığıyla besin ve kimyasal sinyaller paylaşabiliyorlar. Bu ağ, bazen "ormanın interneti" (wood wide web) olarak da anılıyor.
Doğa gerçeği bize devamlı hatırlatıyor. Denge olmadan yaşam sürdürülemez. İnsan ise bu dengeden biraz daha uzaklaşıyor.
Teknoloji düşmanımızı değildir. Yapay zekâ, internet ve dijital araçlar insanlığa büyük katkılar sunmaktadır.
Asıl soru şu şudur. Bu araçları biz mi yönetiyoruz, yoksa onlar mı bizi yönetiyor?
Belki de geleceğin en büyük mücadelesi teknoloji üretmek değil, zihnimizi koruyabilmektir; çünkü bilgi çağını kurduk.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız