Bugun...


Bülent Bakan

facebook-paylas
Askıda Sanat
Tarih: 27-02-2022 20:53:00 Güncelleme: 27-02-2022 20:53:00


Işıklardaki simitçinin tezgâhındaki kâğıt işinde askıdaki simit sayısı toplamda yüz elli simidi aşmış. Ne güzel bir ifade biçimi. Hemen arkasındaki büfenin camında ise elektrik faturasının neredeyse büfedeki malların toplamına eşit hale geldiğini gösteren bir afiş var. Muhteşem bir sanat eseri. Afişteki rakamlar ise büyülü gerçekliğin en iyilerinden Gabo’yu kıskandıracak bir sihre sahip.  Hemen içerde bir televizyon ekranında ise kuzeydeki bir yerlerde hava kurşun gibi ağır. Yine ve yeniden bilim kardeşinin yanındaki sanatın yenilgisini görüyoruz. Binlerce yılın ardından ne sanatın ve ne de bilimin bir gayrimenkul işi olan savaşı, onun yansıması çatışmayı, ona temel olan ırkçılığı, kolonyalizmi, despotizmi, birini gaza getirme, öbürüne gazoz içirme tiyatrolarını yeryüzünden silememiş olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz. 

 

 

Covid 19’un kitlesel kayıplarının saçmalığına rağmen bilimin bir ülkenin Gayri Safi Milli Hasılasının yüzde yirmisine tek başına bir aşı ve şırınga sayesinde erişebildiğini gördük. Aşı patentinin kürenin erken ölümlülerinin emrine verilmediğini ve müzeleri ağzına kadar dolu adalıların aşırı aşı stokladıklarını da gördük. Kürenin hop oturup hop kalkıp üzerinde güneşi batırmayanların kürenin en güzel müzelerine ve o müzelerde kürenin en müthiş koleksiyonlarına sahip olmalarına rağmen hiçbir insani gelişme sağlamadıklarına şahit olduk. Sanatın yatırım aracı olma dışında bir vasfı kalmış mıdır? Tatsız-tuzsuz, genetiği değiştirilmiş bir mısır tanesi gibi patlamış ve gereksiz yer işgal etmekten başka halta yaramayan bir nesneye dönüşmüştür. Kürenin en taneli ve lifli müze koleksiyonu ülkesinin saldırgan bir haydut ülkeye dönüşmesine engel olamamış ve o koleksiyon indigenous olarak görülen yerli ve ötekinin tepesine binmiştir.

 

 

Şimdi artık aşıdan kazanılan ve kazanılmaya devam eden mangırlar ile kürenin soytarılarından yakın dönem yükselişlerini sağlayacak serilerden koleksiyonlara, eneftilere, kanvaslara, sanal market arsalara, uçan kaçan dijital marvel portrelere ve sonrasında bunları içine sokacak betonarme müzelere dönüşüme şahit olabiliriz. Sanat artık gayrimenkul işinin bir aşamasına dönüşmüştür. Vietnam Savaşının travmalarını Ken Burnes belgeselinde anlatan bir piyade savaşın tarihteki en sanatsal tanımını yapmış idi. ‘Savaş bir gayrimenkul işidir.’ Son gelişmelere bakacak olursak sanatın da artık bir gayrimenkul işi olduğuna dair ipuçlarını yakalayabiliriz. 

 

 

Kürenin yağlı kaslı ve kelli felli müzelerinin gösterimdeki vizyonuna ve saklı hazinelerine baktığımızda çelişkiyi hemen görebiliyoruz. Kürenin olmadık en ücra köşelerinden bile eşi benzeri ve zanaatının benzersizliği tartışmasız nesnelerin çokluğu ile şaşırıyoruz. İmzasız sayısız nesne geldiği yeri yüceltmiyor ne kadar çok nesne yer değiştiriyorsa o kadar çok aşağılanma anlamına geliyor. Bu kadar çok nesnenin belli başlı sanat merkezlerindeki müzelerin depolarına toplanmasının gayrimenkul işi ile nasıl bir bağlantıya sahip olduğu gözlerden kaçıveriyor.

 

 

İki büyük savaş sanat eserlerinin yer değiştirmelerine, buharlaşmasına ve el değiştirmelerine en güzel örnektir. El değiştirmeler iki büyük savaş sonrasında genelde sessiz sedasız gerçekleşti ve halen devam ediyor. Zamanında güneyimizde hava kurşun gibi ağırken sayısız Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso tablosu E-5 üzerinden köprüyü aşıp Avrupa yakasına geçmişti. Ne büyük savaş ne de Franko dönemi büyük sanatçının umutsuzluğa düşmesine neden oldu. En yükseğe bu dönemlerde çıktı. Yine de sonraki gayrimenkul işlerinin devamını önleyemedi.

 

 

Tesadüf olmadığı son derece bellidir ki müzelerin depolarını dolduran gayrimenkul işleridir. Son dönemlerde yanıp yıkılan ve neredeyse yok olmak üzere olan yerlerdeki her türden nesneler nedense müzelerin depolarına doğru alçak uçuşa geçmiş durumdalar. Alt kültürden sayılan ve aşağılanan insanların el emeği göz nuru olan sanat eserleri onları korumaya yetmemiştir aksine o değerli sanat eserleri başlarını belaya sokmaya ve yeni kolonyalistlerin iştahını kabartmaya devam etmektedir.

 

 

Sanat eserleri yeni nesil versiyonları da dâhil olmak üzere insanlığa iyi günde de kötü günde de herhangi bir çözüm üretmekten uzaktır. Sanat eserlerinin en yoğun olarak toplandıkları noktaların en çok şiddete bağımlı hale geldiklerini görüyoruz. Sanat eserleri müzayede evlerinde bol sıfırlı ikinci üçüncü ve sonrasındaki el değiştirmeleri gördükçe savaşların ortadan kalması insanlığın şiddetin ortadan kalktığı bir evreye evrilmesi olasılığının ortadan kalktığını görüyoruz.

 

 

Belki de yanılıyorumdur. Kuzeydeki kurşun gibi ağır havadan kaynaklanıyor olabilir bu karışıklığım. Ne Yapmalı? diye sorduğumuzda belki de yapılabilecek bir şey vardır. Askıda Sanat. Eğer savaşın durdurulmasını, şiddetin önlenmesi, her çeşidinden şiddeti önleyecek ise, soykırım fikrini ortadan kaldıracak ise, insanlığın kültürel mirasının ortak olduğunu anlamamızı sağlayacak ise Askıda Sanat önerisi yapıyorum. Belki de sanatçıların şiddeti kınayan sanat eserleri dolaşıma Askıda Sanat olarak başlamalı; kıtalararası balistik füze göndermek yerine sanat eseri gönderelim de müzelerini biraz daha şişirsinler belki gözleri doyar.

 

Oradan buraya- buradan şuraya misillere, gündüz gece nokta isabet tüfeklerine, insanlı insansız kuş gibi uçanlara karşı sanat eserleri belki de son bir umut ışığı olabilir. Covid salgını saçmalığının ardından havanın kurşun gibi ağır olmasını kaldıramıyor insan. Askıda sanat bu ilkelliği önlememizi sağlar mı görelim. Yeter artık bin yıllık ilkellik – ‘Askıda Sanat’ zamanı artık.



Bu yazı 879 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI