Bugun...


Ahmet Kale

facebook-paylas
ORTAK ANMA (TOPLANTILAR, ANMA GÜNÜ) VE 2010’A GİRİŞ
Tarih: 21-11-2022 00:18:00 Güncelleme: 21-11-2022 00:18:00


 

Yazılırken, anılar deşildikçe bellek yeni şeyler çıkarıyor sandığından. Belleğime ve dağınık notlarıma bakarak zaman zaman tamamlamalar yapıyorum. Bu anıları kitap olarak yayınlar mıyım bilemiyorum şimdi ama en azından elektronik ortamda kitap haline getirip kalıcı olmasını sağlamaya çalışacağım. Kitaplaştırmaya çalışırken burada hatırladığımda araya sokuşturduğum kimi bölümleri yerli yerine oturturum. Şimdilik aralara serpiştirilmiş gibi olacak.

 

2008 yılını yazarken hazırlayıp bastığımız önemli bir eserden, Bergsonizm’den epey söz etmiştim. Uzun yıllar sonra Kıvılcımlı’nın eski yazıdan aktarılıp basılan ilk kitabıydı. Konu da önemliydi, en şaşaalı zamanında Bergson’un felsefesinin iç yüzünü sergileyen bu eserin nasıl bir ilgisizlikle karşılandığını da yazmıştım. Ancak bastığımız günlerde biz oldukça heyecanlıydık. Hem kitabın çok yayılacağını, hem de çok tartışılacağını düşünüyorduk. Tanıtımına ve tartışılmasına katkı olabilir düşüncesiyle de felsefecilerle temas kurup onlardan da görüş almaya çalışıyorduk. O günlerde H. Atahan ısrarla Ömer Naci Soykan isimli felsefe hocasına ulaşmamızı öneriyordu. Hatta görüşmek için yeterince çabalamadığımızı da yüksek sesle söylemeye başlamıştı. Onunla ve başka ikna edebileceğimiz başka felsefecilerle bir tanıtım paneli yapabilir miyiz diye düşünmeye başladık. Önce o zaman Özgürlük ve Dayanışma Partisi başkanı olan Ufuk Uras ile görüşmeye çalıştık. Bir yıl önce Komünist Manifesto’yu basıp sosyalist parti ve gruplara dağıtırken Alper Taş ile tanışmıştım. İyi bir ilişki gelişmişti aramızda. Alper kanalıyla Ufuk Uras’tan randevu alıp görüştük. H. Atahan’ın da olduğu görüşmede Ufuk Uras, Kıvılcımlı’dan sitayişle bahsederek, onun ve eserinin tanıtımıyla ilgili üstüne düşen her şeyi yapacağını söyledi. O arada Ömer Naci Soykan’ın da izini bulduk. Kitap kapaklarımızı yapan Hüray Kılıç arkadaşımızın da devam ettiği İncancıl Dergisi ve Atölyesi adlı kültür merkezinde zaman zaman ders veriyormuş Ömer Naci hoca. Randevulaşıp İnsancıl merkezinde buluştuk. Görüşmeye Yavuz Tanrısever ile gitmiştim ben. İnsancıl atölyesi yöneticileri ve Hüray’ın da bulunduğu kalabalıkça bir ortamda Bergsonizm kitabını Ömer Naci hocaya takdim ederek, okumasını, tanıtımına yardımcı olmasını ve kabul ederse bu konuda yapacağımız panele katılmasını istediğimizi söyledik. Hoca’nın cevabı çok kısa ve çok kaba oldu. “Kıvılcımlı’nın felsefe kitabı yazmasının Zeki Müren’in ameliyat yapmasından hiçbir farkı yoktur. Herkes haddini bilmeli. Benim bu konuda söyleyeceklerim budur” dedi aynen bu kelimelerle. Donduk kaldık bu kabalık karşısında. Kısa bir suskunluktan sonra konuşacak bir şey kalmadı o zaman deyip kalktık. Ona verdiğimiz kitabı elinden almadığımıza halen yanarım.

 

Bir anektod daha sıkıştırayım buraya. Sanırım 2009 yılı şubat ayı idi. Yayınevindeyim. Ya internette haber olarak okudum ya da bir arkadaşım telefonla haber verdi. Perinçek’in Aydınlık dergisi son sayısında Ergenekon Şeması diye bir şema yaparak birçok isim yerleştirip yayınlamış. Şemanın bir yerinde “Kıvılcımlı ekolünden, eski Dev-Genç’li Haşmet Atahan” diyerek H. Atahan’ı da katmış. Bunu duyunca o zamanlar Levent semtinde noterlik yapan H. Atahan’ı arayıp haberdar ettim. Dergiyi bulup, noterliğe getirmemi istedi, konuşuruz üzerinde dedi. Aldım gittim. Doğruydu. Birçok isimle beraber H. Atahan da şemaya katılmıştı. Kızdı, sinirlendi, “namussuz bunlar” falan dedi. Ben bunun üzerine “Ağabey konu yayınevini de ilgilendirir bir yanıyla. Bana kalırsa sen bu namussuzluğu ifşa edici bir tekzip hazırla. Basına dağıtalım ya da daha iyisi bir basın açıklaması düzenleyelim. Bu rezillikten kurtulalım” dedim. Tamam düşüneyim dedi ama o konuda hiçbir şey yapmamayı yeğledi. Kanaatime göre öyle muğlak kalmasında yarar gördü. Perinçek’e kişi olarak karşıymış gibi davranıyordu ama onun politikalarına da bir itirazı yoktu. Nitekim daha 2005 Eylülünde Lozan’a kadar giderek Perinçek’in arkasında Ermeni katliamını yok sayan mahkeme önü gösterisinde bayrak sallamaktan geri kalmamıştı. Hem de yanlarında Kıbrıs’lı solcuların katili, İngiliz emperyalizminin savcısı Rauf Denktaş olduğu halde. Benim bir iki hatırlatmamdan sonra tekzip konusu öylece kaldı.

 

Buradan anma toplantısına döneyim yeniden: Geçen yazımda Kıvılcımlı’nın tüm Türkiye sosyalistleri tarafından ortakça anılması için başlattığımız girişimden bahsetmiştim. 15 kadar siyasi parti, grup, ve dergi çevresiyle birlikte 3 aya yakın görüşerek gerçekleştirmiştik anmayı.

 

Toplantılar Sosyal İnsan Yayınları ofisinde yapılıyordu. Yani ev sahipliğini biz üstlenmiştik. Katılan gruplar oldukça ciddiye alarak geliyorlardı. Deyim yerindeyse üst düzeydi katılımlar. Aklımda kalanları yazayım:  TKP’yi temsilen genellikle o zaman Genel Başkan konumundaki Aydemir Güler geliyordu. ÖDP adına Genel Başkan Yardımcısı Sema Günaydın Solaklı geldi sürekli. TÖP adına sözcü Tuncay Yılmaz, SODAP adına Muzaffer Kaya, Sosyalist Emek Hareketi adına Ertuğrul Kürkçü, Sosyalist Parti adına sonraki yıllarda Rojava’da ölümsüzleşen Gökhan Taşyakan kardeşimiz geliyordu toplantılara. SDP’den Rıdvan Turan’ın bir yardımcısı geliyordu. Aklımda kalmayan birçok devrimci de geldi hazırlık toplantılarına. Tüm parti ve gruplar ellerinden geldiğince katkı koymaya çalıştılar. Anma hazırlıkları için bir web sitesi oluşturuldu, mail grupları düzenlendi, anma arşivi yapıldı. Bütün bu bilgisayar ve internet hizmetlerini o zaman yeni tanıştığım ama halen de birbirini çok seven abi kardeş konumunda olduğumuz İsmail Erdoğan üstlendi. Ancak belirtmeden geçemem en büyük ama en mütevazı katkıyı Aydemir Güler ve TKP yaptı diyebilirim. Web için gerekli görselleri hazırladılar. Mezar başı anmasından sonra planladığımız kapalı salon anması için o zaman sevgili Orhan Aydın yönetiminde olan Aksaray’daki Su Tiyatrosu salonunu ücretsiz olarak onlar ayarladılar. Salon toplantısında gösterilecek kısa bir belgeseli hazırlayıp, seslendirmesini de yaptılar. Ayrıca kalabalık bir şekilde anmaya da katıldılar.

 

Hazırlık toplantıları genellikle düzgün tartışılan, daha çok işe yönelik öneri ve tartışmaların yapıldığı, katılanların birbirini tamamladığı yapıcı biçimde süren toplantılardı. Genellikle böyle işledi ancak son günlerde istenmese de bazı tatsızlıklar yaşandı. Bunlardan biri anma haftasına girdiğimiz günlerde SODAP’ın aldığı olumsuz tavırdı. 3 aya yakın süredir katıldıkları toplantıda genel havaya uygun olarak onlar da oldukça olumlu ve yapıcıydılar. Anmaya 4-5 gün kala anma mail grubuna SODAP imzalı bir mail geldi. Mail’de, ortak anmayı oluşturan gruplardan TKP ve Sosyal İnsan Yayınları’nın, özellikle de H. Atahan’ın ulusalcı olduğu, anma çalışmalarının da bu iki grubun etkinliğinde olacağı için toplantılardan ve anmadan çekilindiği” yazıyordu. Şaşırdık, üzüldük. Hala da o tavrı anlayabilmiş değilimdir. Toplantılara 3 aydır düzenli geliyorlardı. SODAP temsilcisi bu mailden 2-3 gün önce beni arayıp, İstanbul dışında olduğunu, çalışmalara yeterince katkı veremediğini, döner dönmez aktif şekilde katılacağını söylemişti. H. Atahan toplantılara 1-2 defa katılmış, o zaman da hiç konuşmadan izleyici kalmıştı. Yayınevi adına genellikle ben konuşuyordum. TKP adına Aydemir Güler haklı olarak “Arkadaşlar 3 aydır bu hazırlık toplantılarında yan yana oturuyor, birbirimizi tanıyorduk. Şimdi mi karar verdiniz ulusalcı olduğumuza, bu ne tutarsızlık” diye cevap yazmıştı. Sonunda SODAP bu son dakika kararıyla ortak anmadan ayrılmış, kendi ayrı anmalarını yapmışlardı o yıl da.

 

Bir başka olumsuzluğu da konuşma sırası ve sayısında yaşadık. Toplantılara katılan hemen her grup, salon toplantısında konuşmacı olmak istiyordu. Bunun bir kargaşa yaratacağı belliydi. İki öneri tartışıldı. Ya herkes kısa birer saygı konuşması yapsın ya da herkes adına bir konuşmacı olsun. TKP bu konuda düzenleyici ev sahibi olarak Sosyal İnsan Yayınları konuşmacı olsun diye önermişti ama kimse konuşma hakkından vazgeçmek istemeyince neredeyse 15 konuşmacı olmuştu listeye yazılan. Sonunda bu konuda Vedat Türkali’nin de görüşünü almaya karar verdik. Bir arkadaşımız görüştü. Vedat Türkali “Ben bu ortak anmayı sadece bir anma olarak düşünmüyorum, benim özel söyleyeceklerim, belki vasiyetim de olacak oradaki konuşmam. Ben tek başıma konuşmalıyım aksi halde gelmem” diyerek tartışmalara son verdi. Böylece program belli olmuş oldu. Mezar başında ve salon toplantısında sadece Vedat Türkali konuşacaktı. Kimse buna itiraz etmedi.

 

ANMA TOPLANTISI GÜNÜ

 

Toplantı gününden birkaç gün önce yayınevi “yöneticisi” Cenk Ağcabay özel bir işi için memleketine gitti. Zaten ortak anma çalışmalarına Vedat Türkali ile iki görüşme dışında bir katkısı olmamıştı. Son günlerin kargaşasında da hiç olmadı. Anmadan bir gün önce çıkıp geldi. Ben bütün toplantılara katılmış, aynı zamanda YOL serisinin 9 kitabını da yayına hazırlayıp baskısını yaptırmıştım. Diğer gruplardan da kimi arkadaşlar çok fedakarca hazırlık çalışmalarında etkili çalışmışlardı. Aydemir Güler gibi o zaman TÖP’lü olan Tuncay Yılmaz’ın gayretleri de halen aklımda.

 

Toplantı sabahında bir yandan 9 kitaplık set halinde hazırlanmış olan YOL kitaplarını paketliyor, bir yandan Su Tiyatrosunu toplantıya hazırlıyor, bir yandan mezar başı anması için işleri planlıyorduk. O günlerde HKP’den yeni istifa etmiş olan küçük bir grup da Ankara’dan gelerek sabahki çalışmalarımızda yardımcı olmuşlardı. Ayrıca YOL serisini yayına hazırlarken, Alaattin Öztürk matbaa aşamasında önemli yardımlarda bulunmuştu. İçeriklerine değil ama basılması sırasında, set kapağı yapılmasında, nakliyesinde vb. epey katkı koydu o da. Sabah, H. Atahan görev bölüşümü yaptırır gibi, “biz yayınevini temsilen Cenk’le Vedat Türkali’yi almaya gideceğiz, sen de şunları şunları yapar mısın” deyince, fevri bir çıkışla “ya abi Cenk dediğin adam şu ana kadar hiçbir şey yapmadı, bizim burda canımız çıktı, Cenk nereden yönetici sayılıyor” demiştim. Bir şey demeden Cenk’i alıp gittiler.

 

Mezar başına geçmeden önce Su Tiyatrosu’na bırakılacaklar için oraya uğradık. Görevli arkadaşlar salonu hazırlarken epey de duvar pankartları asmışlardı salona. Pankartlardaki bütün yazılar Kıvılcımlı’nın kitap ve makalelerinden alınma cümlelerdi. Bazıları İhtiyat Kuvvet, Milliyet: Şark kitabından alınmış, Kürt sorunu ile ilgili sözlerdi. H. Atahan bunları görünce itiraz etti. Ama itiraz ederken de “ben rahatsız oldum” demedi de “ya TÖP’lüler bunlardan rahatsız olabilir, indirelim bence” dedi. Asıl rahatsız olanın kendisi olanı bildiğim için; “tamam abi, şidi TÖP’ten Tuncay’ı arıyorum, eğer rahatsızlarsa indiririz” deyip Tuncay’ı aradım. Tuncay gayet netçe; “olur mu hocam bunlar Kıvılcımlı’nın görüşleri ve doğru sözler, neden rahatsız olalım? Hem zaten o pankartlardaki yazıları biz kendimiz seçip yazarak getirip astık. Hiç sorun yok” dedi ve böylece pankartlar kaldı.

 

11 Ekim 2009 tarihi bir gündü. Ölümünden beri ilk defa Kıvılcımlı ustamız, geleneğimizden olmayanların da katkısıyla, Tütkiye sosyalistlerinin önemli bir bölümünün ortaklaşmasıyla anılıyordu. Grupları aklımda kaldığınca saymıştım. Mezar başında Aydemir Güler ve TKP yöneticileri, ÖDP Başkanı Hayri Kozanoğlu ve yardımcıları, Mahir Sayın ve Sosyalist parti yöneticileri, Sabahat Tuncel, Şamil Altan ve DTP (Demokratik Toplum Partisi, HDP’nin selefi) yöneticileri, Ertuğrul Kürkçü, Nail Satlıgan gibi aydınlar ilk aklıma gelenler.

 

Mezar başı anma konuşmasını Vedat Türkali yaptı. Oldukça anlamlı olan bu anma ile aynı gün HKP’nin de mezar başı anması vardı. Onlarla zaten ortaklaşma yolunu aramamıştık ama 3 ay beraber hazırlandığımız SODAP’ın son haftada ayrılıp kendi grubuyla ayrı anma yapmış olması hüzün vermişti bizlere.

 

Mezar başı anmasından sonra kalabalık halde Aksaray’daki Su Tiyatrosuna gelindi. Dolu bir salona konuştu Vedat Türkali. Vasiyetim Türkiye Solu’nun birleşmesidir anlamına gelen anlamlı bir konuşma yapmıştı. Bu konuşmanın metnini yıllar sonra kendisinin de iznini alarak, Dipnot Yayınları için hazırladığım Hikmet Kıvılcımlı Kitabı’nın sonuna almıştım. Ben toplantı izlemek yerine lobide satışa sunduğumuz YOL serisi ve diğer Kıvılcımlı kitaplarının satışıyla ilgilenmiştim.

 

Buraya ir açıklama eklemek istiyorum. Bu yazı dizisinin başından beri çoğunlukla “ben yaptım, ben hazırladım, ben bastırdım” gibi ifadeler kullanıyorum. Ortamımızı bilmeyenler neden böyle yazdığımı bilmeyebilirler. Sanki gereksiz yere övünüyormuşum, kolektif bir emek var da ben onu yok sayıp her şeyi kendime mal ediyormuşum gibi anlaşılabilir. Bu konuda benim ne dediğimi bir kenara bırakıp, H. Atahan’ın o günlerde neler düşündüğünü görelim:

 

Ortak anma toplantısının yapıldığı, 9 kitaplık YOL serisinin yayınlandığı günlerden hemen sonra Kasım 2009’da H. Atahan’ın benim kızıma yazdığı bir maili aynen aşağıya alıyorum.

 

Sevgili Kardelen,

“Baban da son haftalarda olağanüstü bir çalışma temposu içindeydi. Doğrusu bir ekibin yapabileceği işleri tek başına üstlenip başardı. Elbet yardım eden, teknik destek veren arkadaşlarımız vardı ama asıl işin üstesinden gelinmesi, babanın eseri… Sen ne kadar gururlanıyorsun bilmem ama ben baban gibi bir dostum, arkadaşım, projedaşım olduğu için çok gururlanıyorum.

“ Babanın, Senin üzerine ne kadar çok titrediğini sanırım biliyorsun. Ve buna rağmen seni belki de ilk kez ‘ihmal’ etme pahasına, Kıvılcımlı’nın  -9 kitaplık- YOL eserini yayına hazır hale getirdi ve yayınladı. 11 Ekimde güzel bir anma etkinliğini başardı… yıllardır özveriyle sürdürülen çalışmalar, verilen emekler -bazı kişilerin huzurunu kaçırsa da- giderek daha çok önemsendiğini,  saygıyla karşılandığını görmek bizlerin moralini de yükseltiyor… (Kasım 2009)”

 

İlerde bu görüşlerini nasıl değiştirdiğini de göreceğiz.

 

Gelecek yazı: 2010 (KRİTİK) YILI ETKİNLİKLERİ VE KİTAPLARI

 

 



Bu yazı 390 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI