izmit escort | izmit escort | escort izmit | escort izmit | kocaeli escort
Bugun...


Sibel Çağlar

facebook-paylas
HDP Üzerinden Siyaset
Tarih: 26-02-2021 14:19:00 Güncelleme: 26-02-2021 12:22:00


Hükümet 7 Haziran-1 Kasım arası terör politikasına dönüş yolunda olduğu görülmektedir. Yani HDP'nin baraj altında kalmasını sağlamaya çalışıyorlar, tarikatların ve bir kısım solcunun, "% 6'yı geçemez" demesine karşın % 13'le barajı aşarak ortaya çıkıp AKP'yi şarampolün kenarına iteklediği yılın aylarına.

 

HDP kapatılsın propagandasının en çok HDP'nin işine yarayacak olduğunu en kör zihin bile görüyor.

 

Tabloyu tersine çevirmek adına, CHP'nin de 'istikşafi' olarak teşne olduğu bu süreçte, uluslararası istihbaratların derin yapının da derin desteğiyle Suruç'ta, Diyarbakır'da, Ankara'da, İstanbul'da toplu katliamların örgütlendiği sıralarda, ülkenin doğusundaki karayollarının güvenliğini neredeyse PKK terör örgütü sağlar hale gelmişti.

 

Kesilen yollarda yolculuk halindeki birçok güvenlik görevlisi alınıp dağa götürülmüştü.

 

Bunca zaman (6 yıl) bekledikten sonra 41 savaş uçağı, bir düzine savaş helikopteri, onlarca Sihalar ve bir tabur komanda birliği ile gidilen Gara'dan ancak cenazeleri getirilmiş olan insanlar da işte o dönemde rehin alınmışlardı.

 

Bu insanların ve ailelerinin çığlığına 6 yıl boyunca kulak verilmedi.

 

İlgilenmek isteyenler de PKK'lı olmakla, teröre destek vermekle suçlandı.

 

Dahası onlara direnmeden teslim olmaları nedeniyle hain muamelesi bile yapıldı.

 

AKP hükümetinin "rehine" yerine "esir" demesi de bu tutumun açığa vurmuş halidir. (Halbuki ki kaçırılan silahsız insanlar için esir değil, rehin tanımı daha uygundur).

 

Çünkü rehineler zaman geçirmeden kurtarılır, esirler ise genellikle kaderlerine terkedilirler.

 

Hatta o dönemde bir bakan rehineler için "keşke öldürülmüş olsalardı" da demişti.

 

Amaç bu insanları canlı kurtarmak olsaydı bu kesinlikle yapılabilirdi. Savunma bakanı tesadüf derken, genel kurmay başkanı beş aydır bölgeyi izlediklerini ve rehineleri kurtarma operasyonu olduğunu, iç işleri bakanı da bu çerçevede açıklamalar yaptı ve kafalar karışık görüntüsü verildi.

 

10 Şubat'da başlatılan operasyondan 1 gün sonra, PKK ''orada sizin insanlarınızın da bulunduğu hapishane var, bombalamayı durdurun" bilgisini vermesine rağmen inadına binlerce bomba yağdırılmaya devam edildi.

 

Ölümler konusunda ne söyleseler %90'ın buna inanacağını ve yanlarında yer alacağını adları gibi biliyorlardı çünkü.

 

Fakat inanç gerçekler ile örtüşmüyor.

 

Halk hükümetin söylemlerine prim vermiyor, inandırıcı bulmuyor artık. Son anketlere göre hükümete duyulan güvenin yüzde otuzun altına düştüğü gerçeği hükümeti büyük riskler almaya zorluyor.

 

Bunca senedir yapılan bunca kara propaganda boşa gidecek değil ya, düşüncesi hükümeti kendi çıkmaz sokağına soktu.

 

Dünya savaş tarihinde, kendi insanının esir veya rehine tutulduğu yere bombalar yağdırıldığı gibi avanakça bir olay yaşanmamıştır, ama olsun biz neleri oldurmadık ki!

 

Hadi diyelim ki aylardır üzerinde çalıştıkları planı uygulayarak hem rehineleri canlı kurtaracaklardı, hem de PKK'nın önemli bir merkezini ele geçireceklerdi.

 

Böyle bir planın tutmayacağını kargalar bile bilir ama, diyelim ki bunlar saksağana sordular, o da "olur" dedi.

 

Ve diyelim ki havadan ve karadan başlayan 41 uçaklı, 12 helikopterli, bin bombalı saldırı karşısında kalan hapishane görevlisi, ben nasıl olsa öleceğim siz de ölün" diyerek namlusuna mermileri sürerek mağaradaki rehine koğuşuna girdi. Bombaların kulakları sağır ettiği ve ortalığı toz dumana çevirdiği sırada telaşa kapılmadan sakin bir şekilde ve sırayla, yani mermileri verimli kullanarak(!) kurşunları 1'er 1'er rehinelerin kafasına sıktı!

 

Bunun böyle yapılabilmesi için rehinelerin ayrı ayrı el ve ayaklarından bağlanıp duvara önceden sabitlenmiş olması gerekir.

 

Bir koğuşta eli kolu serbest, asker eğitimi almış 13 insanı 13 kurşunla öldürecek katilin dünyaya henüz gelmemiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Panik ve karmaşa içinde 13 kişinin ölümünü tümüyle gerçekleştirmek için yüzlerce mermi sıkılması gerekmez mi?

 

Fakat ne dediler?

 

Başlarına sıkılmış birer kurşunla öldürülmüşler, dediler..

 

Bu tablodan ve akla gelenlerden çıkarabileceğimiz özet cümle şu olabilir; "bu operasyon rehineleri kurtarmak için değil, rehinelerden kurtulmak için yapılmıştır!"

 

E.Tümgeneral Hasan Peker Günal (Sol kültürü özümsemiş gerçek bir sosyal demokrat, namuslu, ahlaklı, faziletli doğru bildiğini sonuna kadar savunan, koltuk değil, millet, vatan sevdalısı bir mümtaz şahsiyet) diyor ki...

 

"Kim Hatalı-Kim Suçlu-Kim Sorumlu.

 

1. Genel Anımsatmalar

 

• Birliğin yaptığı ve yapamadığı her şeyden komutan sorumludur. (Hükümetin yaptığı ve yapamadığı her şeyden de hükümetin başı sorumludur.)

 

• Devletin sorumlu makamlarını işgal edenler, teröristlere karşı yürütülen silahlı mücadeleyi SAVAŞ, teröristlerin ele geçirdiklerini TUTSAK (ESİR) olarak nitelerse, teröristlere karşı silahlı mücadelenin “Uluslararası Savaş Hukuku” kurallarına ve “Cenevre Sözleşmelerine” uygun olarak yürütüldüğünü söylemiş olur. PKK’nın resmen düşman olarak tanınması anlamına gelen bu ifadeler eğer dil sürçmesiyse (ki öyle olduğunu düşünüyorum) bu vahim hata derhal ve resmen düzeltilmelidir.

 

• Rehine (savaşta, tutsak) kurtarma operasyonları, büyük gizlilik, ölüm sessizliği, taktik (hatta bazen stratejik) aldatma planlaması ve maket arazide pek çok sayıda prova gerektirir. Çavuş talimgahı imişçesine birkaç aylık eğitim-öğretimle subay çıkarılanlarla ilgili kuşkularım olmakla birlikte; her komutan bu kuralları çok iyi bilir. (Demek, ömrü karargahlarda ve NATO görevlerinde geçenlerden bilmeyen olabiliyormuş)

 

• Özel Harekatçı askerler, iyi birer komando olmanın ötesinde, hem askeri hem de kültürel yönden çok özel bilgi, beceri ve yetenekleri olan subay ve astsubaylardır; yetişmeleri çok uzun yıllar alır. Özel harekat görevleri, komando eğitimli uzmanlarla yürütülebilecek bir görev değildir.

 

• Risk alabilmek, en önemli liderlik özelliklerinden biridir. Ancak risk almak kumar oynamak değildir; İNSAN YAŞAMIYLA KUMAR OYNANMAZ. (Alınan risk oluşuverirse mutlaka başarıyla uygulanabilecek yada kuvvetin kaptırılmadan çekilmesini sağlayabilecek bir veya birkaç yedek plan yapılmış olması gerekir.)

 

2. Ortada insan yaşamı söz konusu olduğu için, bu tür tarihsel olaylar bize, rehinelerin öncelikle diplomasi kullanılarak kurtarılmasını dikte etmektedir. 6 yıldır bu konuda çaba gösterilmemiş olması, Hükümetin başının, Dışişleri Sekreteri’nin hatta bir ölçüde Meclis’in ve bütün partilerin umursamazlıklarının kanıtıdır.

 

3. Kurtarma Operasyonu, olasıdır ki, her alanda yaşanan çöküşlerden dolayı sıkıntıda olan mevcut iktidara nefes aldırabilmek ana amaçlı olarak, üst düzey bir asker ve/veya Savunma Sekreteri tarafından AKP’li CB’ye önerilmiş ve başarı vadedilmiştir.

 

4. Bana göre ana plan, GARA bölgesine “hava destekli uçarbirlik harekatı ile” sınır ötesi operasyon yapılması ve ardından bölgede bir mağarada saklandıkları istihbar edilen 13 rehinenin özel bir operasyonla kurtarılması idi. Bu denli gürültülü patırtılı bir operasyonu PKK’nın haber alamayacağını düşünmek safdillik olur. (Üstelik Operasyon öncesi Irak ile üst düzey eşgüdüm ziyareti yapılmış olunca…) AKP’li CB’nin “Çarşamba günü müjde vereceğini duyurmuş olması, bu operasyonun aynı zamanda bir kurtarma operasyonu olacağı konusunda PKK’nın değerlendirmelerini güçlendirmiştir. Kendisine kesin başarı vadedilmiş olduğu için, AKP’li CB’yi operasyon için suçlamak yersizdir. Ancak MÜJDE olayı, zaten başarı şansı “insafsızlıklarıyla ün salmış PKK teröristlerinin insafına kalmış” bu operasyonu iyice riske sokmuş olduğundan, çok hatalıdır.  Ayrıca, kendisine başarı vadedenleri görevden almaması da sorgulanmaya değerdir.

 

5. Özel Kuvvetler Komutanlığınca kurtarma operasyonunu fiilen yapmak üzere oluşturulan özel grubun komutanı, böyle bir planın başarılı olma şansı olmadığı konusundaki görüşünü üst komutanına söylemiş olmalıdır. Söyledi mi, bilemiyoruz. Ama söylemediyse Grup Komutanı bağışlanmaması gereken bir hata yapmış demektir ve siciline işlenir.(Söylediyse, asker olarak emri yerine getirmek zorundadır)

 

6. Bu olumsuz görüş -sıralı komutanlarca- operasyonu planlayan en üst askeri makama kadar ulaştırılmış olmalıdır (Bu makam Gnkur.Bşk. olsa gerek diyeceğim ama, diyemiyorum; zira Savunma Sekreteri hala Gnkur.Bşk. olarak da görev yapar durumdadır) Sıralı komutanlardan kim üst komutanına ulaştırmadıysa, bağışlanmaması gereken hatayı o yapmış demektir ve görevden derhal alınması gerekir. (Onuru varsa istifa eder.)

 

7. Olumsuz görüş sorumlu siyasi makama ulaştırıldığı halde planın icrasında ısrar edilirse artık bağışlanamaz hata o siyasiye aittir ve -devlet adamı olma gereği- istifa etmelidir."

 

Vatansever bir asker tespitleri böyle iken.

 

Hükümet Gara demagojisini yalan politikaları üzerinden algı yaratarak sürdürüyor ve hem PKK terör örgütünün hem de HDP'nin elini rahatlatıcı hamleleri yapmaktadır.

 

İçişleri bakanı PKK'lılarla görüşen HDP'li vekil diye bir fotoğraf gösterdi, görüşmenin ''çözüm süreci'' zamanında Erdoğan'ın isteğiyle gerçekleşen Kandil'deki bir fotoğrafa ait olduğu, o HDP'li vekil tarafından açıklandı ve "bize neler vaad edildi açıklayacağız" diye tehdit de etti.

 

Hükümet ise şu ana kadar tersi yönde yeni bir açıklama yapmadı.

 

PKK terör örgütü tarafından rehin tutulan, yaşarken ''13 vatandaş''ın canları demek ki hükümetin umurunda değildi, ölülerine de saygısı yok yani.

 

Şehit babası dahi "bu işte aklıma yatmayan şeyler var" diyor.

 

Hükümet oy tabanında siyasal hegemonyayı diri tutmaya bakıyor.

 

PKK terör örgütü gözünü kırpmadan can almaya devam ediyor.

 

Fakat, hükümetin seçime yönelik terör politikası her geçen gün hükümetin elini zora sokarken, bakanın son açıklaması bu politikanın üstüne tüy dikti.

 

Daha önceki PKK, IŞİD gibi terör örgütlerinin kan dökücü kirli savaş olaylarında görülen olgunun aksine, kimse evlerin camına balkonuna bayrak asıp protesto bile etmedi bu defa.

 

Sadece yandaş medyada propaganda troller ve troliceler kendi kendilerini ajite ettiler.

 

Artık süreklileşmiş şehit edebiyatından, bitmek bilmeyen cenaze konvoyundan bıkmış, bunu kanıksamış oldukları için halk hükümetin faraza kurgularını ciddiye almamış görünüyor.

 

Bunun bütün koskoca bir kurgunun boşa gitmesi, hatta muhalefetin işine yarayacak olması derdinde olan hükümet bu panikle daha absürt daha çok hatalı açıklamalar yapacaktır spontan.

 

Eşi benzeri görülmemiş rehine kurtarma metotlarının suçunu HDP'ye, CHP'ye diğer eleştiri getirenlere yıkarak zevahiri kurtarma peşinde olduklarını halk ve diğer muhalefet partileri gördü. Erdoğan bunun verdiği psikolojik baskı altında ana muhalefet partisinin liderine "terbiyesiz" diyerek durumu kurtarmaya çalışırken bakanın bu fotoğrafları servis etmesi hükümet içinde bir iç hesaplaşma değilse bile, yapılabilecek çok büyük bir politik taktik hata.

 

Bayrak sallanınca hizaya geçilir klasiği bu defa pek geçerli olmadı.

 

Burada mesele ''HDP'yi savunmak'' değil, yanlış anlaşılmasın.

 

Bu satırların yazarı PKK'nın Ortadoğu'da ABD'nin karagücü, petrol bekçisi olarak görevli olduğunu düşünüyor. HDP'nin de PKK'nın legal siyasi cephesi olduğunun bilincinde bir kişi.

 

"BOP eşbaşkanı" olduğunu söyleyen hükümet ve ABD senatosu tarafından maaşları ödenen, Pentagon tarafından eğitilmiş ve donatılmış PKK'nın Ortadoğu'da ABD'nin ortaklık ettiği silahlı terör güçleri olduğu zaten bilinen bir gerçektir.

 

Ortaçağcı karşı-devrimcilerin istediği şey hükümetin ABD politikası ile çatıştığı algısı yaratmak.

 

PKK'nın istediği şey, Kuzey Irak'tan Barzani aşiretine PKK'nın hakim olduğu yerleri terk etmemek, Suriye'de Barzani aşiretine sağlanan imkanların kendisine sağlanması için Türk halkının bir süre tepkisiz bırakılması ve bölgesel olarak Kürt halkının dışındakilerin bölgeden tamamen çıkarılması, uluslararası yasal bir konum elde etmek.

 

Bu bağlamda mesele karşı-devrimci ortaçağcı siyasetin en güçlü olduğu ''şehitler'' hassasiyeti, sahte milliyetçilik savaş propagandası alanında düştüğü durumu demokratik devrimci tarzda derinleştirebilmek.

 

Hem PKK'nın hem ortaçağcı cumhuriyet düşmanlarını teşhir etmek.

 

ABD isteyince çözüm süreci diyen, ABD isteyince savaş diyen bir avuç ortaçağcı azınlık egemenlerin halkı sürüklemek istediği tuzağı boşa çıkarmak.

 

İç sorunları perdelemek için dışarıdan kolay başarı hikayeleri yazma politikasının muhtevasını ve nelere mal olduğunu açıklamak, bununla yetinmeyip demokratik devrimci politik söylem ve pratik ile halkın çıkarlarına ait çözümün ve çıkışın nerede olduğunu göstermek.

 

Milli baskı politikasını yanlışlamak terör sorununun, ekonomik ve egemenlik alanları da olduğunu, antiemperyalist, antifeodal yollarla nasıl çözüleceğini, bunun ne tür bir siyaset ve devlet düzeni gerektirdiğini göstermek.

 

Çünkü ekonomik kriz, baskı politikaları ve buna karşı gelişen Boğaziçi direnişi gibi toplumsal tepkileri manipüle etme adına girişilen başarı hikayeleri başarısızlıkla sonuçlanarak tepkinin gücünü sosyolojik gelişim olarak kat kat arttıracaktır.

 

Önemli olan ortaçağcı karşı-devrimci tarikatların istibdat rejiminin başarısızlıklarının, yönetememe halinin, politik ve ekonomik krizin faturasını Türk-Kürt zıtlaşmasıyla geçiştirmeye çalışma siyasetinin, halkın yaşamına ait her açıdan gerektiği demokratik şekilde teşhir edilmesi, hükümetin son politikalarının muhtevası ve hedeflerine karşı, tam bağımsız laik cumhuriyetin programının yaygın propaganda ve ajitasyonların kitlelere ulaşmasıdır.

 

İktidarda kalmak için ve ortaçağcı gerici devlet düzenini ilan etmek, hükümeti ayakta tutmak için ''terör sorunu''na ve ''terörle mücadele''ye indirgenen ulusal sorunun, hakim Amerikan işbirlikçisi çetenin politik çıkarları için kullanılmasından ibaret stratejinin çöküşü bize demokratik devrimci propaganda imkanları verir, bunun cevabının peşine düşmeliyiz.

 

Fakat bu defa diğer Amerikancı kesim terör örgütü PKK'nın da tuzağına düşmemek lazım.

 

Onlar bu defa daha çok zayıf, ellerinden sadece bu geldiği için tepkiyi idare etmeye, başka başka yönlere çevirmeye çalışıyorlar. (İçeride kendi vatandaşına konuşurken ''terör destekçisi ABD''yi suçlayanların dış politikaya gelince bırakalım bu açıklamaların gereğini yapmayı, bu operasyonu bile Biden ABD'siyle diyalog kurmak ve emperyalist ittifakı yaşatmak için fırsata çevirmeye çalışması başka türlü açıklanamaz).

 

Onların içinde en ağır tepki ''şehitlik'' sarmalına alınan halk bölüğünün tepkisi, yani karşı-devrimin öteden beri kendi avcunun içinde zannettiği kitlenin tepkisi. Bundan çok büyük korku duyuyor AKP-MHP hükümetinin başını çektiği ortaçağcı bakış açısı.

 

Bu tepkiyi açığa vuracak yurtsever, barışsever, savaşın tükettiği ve antiemperyalist sloganlara açık toplumsal kuvvetlerle beraber, sosyal kardeşliği ve en geniş sınırlarda Türkiye halkının birliği fikrini taşıyan tam bağımsız laik cumhuriyetin 1919 devrimci ruhuyla çalışma ne kadar sağlam temellere sahip olursa, kan dökücülerin başka hiçbir güçle yok edilemeyecek olan hakimiyetine o kadar kesin son verilir.

 

Türk halkının konsantrasyonu dağıtılmaya çalışılıyor, boş hayallerden uzaklaşmak ve hedefe odaklanmak gerekiyor.

 

Hedef tam bağımsız Türkiye...



Bu yazı 1322 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Türkiye'de Açıklanan Corona Sonuçlarına İnanıyor musunuz?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI