beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort
Bugun...


Prof.Dr.Behçet Kemal Yeşilbursa

facebook-paylas
Atatürk ve Cumhuriyet
Tarih: 22-10-2026 12:10:00 Güncelleme: 22-10-2026 12:10:00


Türkiye, yirminci yüzyılı başladığından çok daha iyi bir durumda kapattı. Yüzyılın başında Türkiye hâlâ ekonomik olarak çok yoksul ve gelişmemiş bir tarım ülkesiydi; altyapısı sınırlı, sanayisi yok denecek kadar azdı ve ölüm oranları oldukça yüksekti. Bununla birlikte, Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün Türkiye’yi güçlü, bağımsız, müreffeh ve modern bir ülke hâline getirme vizyonu vardı ve bu vizyonu, devraldığı enkazdan kararlılıkla hayata geçirmeye çalıştı.

 

Yirmi birinci yüzyılın başına gelindiğinde Türkiye, yüz yıl önceki hâlinden tamamen farklı bir ülkeye dönüşmüştü. Bugün büyük ölçüde sanayileşmiş bir toplumdur. Her şehirde üniversitelerin bulunduğu, giderek yüksek teknoloji üreten bir ülke hâline gelmiştir. Aynı zamanda demokratik bir toplumdur. İslam dünyasında köklü bir demokrasiye sahip tek ülke olduğu gibi, yine İslam dünyasındaki tek laik devlettir. Buradaki laiklik, Avrupa’daki gibi din ve siyasetin birbirinden ayrılması anlamına gelmektedir. Ancak Türkiye çoğu zaman bu konuda hak ettiği değeri görmemiştir. Bazı muhafazakâr çevreler Türkiye’nin daha Orta Doğulu ve daha İslami bir kimlik benimsemesi gerektiğini ileri sürmektedir. Oysa Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında, çoğulcu bir sisteme sahip büyük ve güçlü bir sanayi ülkesinin ortaya çıkması, dünya sistemi açısından son derece önemli bir gelişmedir ve bu önem önümüzdeki yüzyılda daha da artacaktır.

 

Bu dönüşümün nasıl başladığını, 1920’li ve 1930’lu yıllarda nasıl şekillendiğini, Atatürk’ün bu süreçte oynadığı rolü ve neden bugün hâlâ Türkiye’de büyük saygı gördüğünü anlamak gerekir. Tarihçiler ve siyaset bilimciler bu süreci disiplinler arası fakat anlaşılır bir yaklaşımla incelemekte. Böylece Cumhuriyet’in yüz yıllık gelişimi içinde Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini ve hâlâ yapılması gerekenlerin neler olduğunu değerlendirmek mümkündür.

 

Bugünkü Türk Cumhuriyeti, kurucusu Atatürk’ün mirası üzerine inşa edilmiştir. Devlet hâlâ Atatürk’ün kazandırdığı temel nitelikleri taşımaktadır. Türkiye laik bir devlettir. Cumhuriyet, Atatürk’ün tasarladığı biçimiyle, evrensel oy hakkına dayanan bir parlamento tarafından yönetilen üniter bir devlettir. Hukuka dayalı bir devlet olarak kurulmuş ve bu niteliğini sürdürmüştür. Atatürk, dış politikasının temel ilkesi olarak uluslararası hukuka saygıyı ve uluslararası antlaşmalara bağlılığı benimsemiştir. Devlet, Atatürk’ün belirlediği “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini her zaman hedef edinmiştir. Türk tarihinde imparatorluk savaşla, Cumhuriyet ise barışla özdeşleşmiştir. Barış ortamında sağlanan ekonomik ilerleme, geniş bir orta sınıfın ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ekonomik büyüme ortalama yüzde beş civarında gerçekleşmiştir. Türkiye’nin devrimci ideolojisi kök salmış; laik temelde ekonomik ve sosyal dönüşümü sürdürmeyi amaçlayan bir toplumsal sınıf ortaya çıkmıştır.

 

Atatürk hiç yaşamamış olsaydı, muhtemelen yine bir Türk ulus devleti kurulurdu; ancak bu devletin sınırları farklı, büyük ihtimalle daha dar olurdu. Ayrıca böyle bir devlet hem iç hem dış barışı sağlamakta zorlanabilirdi. Atatürk hem siyasal hem ekonomik anlamda liberal bir liderdi. Ekonomide serbest girişime, siyasette ise parlamenter demokrasiye her zaman inanmıştı; ancak kendi dönemindeki koşullar, bazı alanlarda farklı yöntemler izlemesini gerektirmişti. Zira teknolojik gelişme ve toplumsal değişim birbirini tamamlayan süreçler olarak ilerlemektedir.

 

Türk ulus devletinin topraklarını ve bağımsızlığını güvence altına aldıktan sonra Atatürk bütün komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurmuştur. Hatta geçmişteki rakipleri bile, örneğin Venizelos, onu Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir. Atatürk bireysel ikili ilişkilerin ötesine geçerek, Balkan Antantı ve Sadabad Paktı gibi girişimlerle bölgesel kolektif güvenliği desteklemiş; ayrıca Milletler Cemiyeti aracılığıyla da küresel düzeyde barışı savunmuştur.

 

Günümüz Türk dış politikası, NATO ve diğer uluslararası örgütlere verdiği destekle, özellikle dış dünyanın yakından izlediği bir alanda, Atatürk’ün mirasına bağlı kalmaktadır. Atatürk döneminde Türk diplomasisi nasıl aktifse bugün de öyledir. Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminde hedeflenen şey, düzenli bir dünya sistemi içinde Türkiye’nin güvenliğiydi; bu hedef bugün de aynıdır. Türkiye modern dünya ile iş birliğini sürdürecektir. Türkiye büyük ölçüde modern bir kimliğe sahiptir ve koşullar ne olursa olsun bu kimliğini geliştirmeye devam edecektir.

 

Atatürk bugün Türkiye’de hem ilham kaynağı hem de bir semboldür. O, Türk Devrimi’nin somutlaşmış hâlidir. Dolayısıyla Türkiye’de toplumsal sadakat büyük ölçüde Atatürk’ün şahsına ve hatırasına yönelmiştir. Bu nedenle bir takım İslamcı radikallerin Atatürk’ün hatırasına saldırmaları şaşırtıcı değildir; ancak bu durum Türkiye’nin Atatürk’ün mirasından uzaklaştığı anlamına da gelmez. Ayrıca Türkiye’de mütedeyyin Müslümanların büyük bir kısmı Atatürk’ün reformlarını yaşamın bir gerçeği olarak kabul etmektedir ve onlar için bu reformlar özgürleştirici niteliktedir. Zaman geçtikçe laik cumhuriyetin karşıtları da onunla barışacaktır.

 

Atatürk, bağımsızlık mücadelesinin muzaffer lideri, Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Türk Devrimi’nin önderidir. Onun tam anlamıyla bir başarı hikâyesi olduğu söylenebilir. Bu nedenle varlığı, Cumhuriyet’in ve devrimin sembolüdür. Fransız Devrimi’nin sembolü “özgürlük-eşitlik-kardeşlik” sloganıyken, Türk Devrimi’nin sembolü bizzat Atatürk’tür. Bu yüzden Türk Devrimi’ni destekleyip Atatürk’e karşı olmak mümkün değildir. Ölümünden sonraki on yıllar boyunca Türk halkının büyük çoğunluğu ona karşı sevgi ve hayranlık beslemiştir. Bugün Türkiye Atatürk vizyonunu yeniden anlamaya başlamış ve bu anlayış, bir çeşit yeniden doğuşa yol açmıştır. Zira felsefi açıdan Atatürkçülük bir aydınlanma hareketidir.

Günümüz Türkiye’si, hiç olmadığı kadar küresel uygarlığın ve kültürün bir parçasıdır. Bu, Atatürk’ün mirasının sonucudur. Bununla birlikte bazı kesimler, Atatürk’ün mirasına zarar verildiğini düşünmektedir. Atatürk’ün projesi, Avrupa’da uygarlığın tehdit altında olduğu bir dönemde başlatılmış bir uygarlık projesiydi ve Atatürk’ün mirasının özünü oluşturmaktaydı. Atatürk’ün ölümünden seksen sekiz yıl sonra bu mirasın hâlâ sağlam biçimde varlığını sürdürmesi bunun en açık göstergesidir.

 

Elbette Türkiye’nin sorunları vardır. Ülkede aydın kesimler çoğu zaman olup biten olayları açıkça eleştirmektedir. Ancak bunun bir bağlam içinde değerlendirilmesi gerekir. Aydın kesimler uzun yıllar boyunca 1920’ler ve 1930’lardaki modernleşme projelerinin ürünü olan devlet bürokrasisine dayanmışlardır ve bu bürokrasi görevini büyük ölçüde başarılı biçimde yerine getirmiştir. Bununla birlikte, 1923’ten bugüne uzanan eğilimlere bakılır ve biraz daha ileriye taşınırsa Türkiye’nin geleceğinin oldukça parlak olduğu görülebilir.

 

Yani kısaca “Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır.” Bundan geriye dönüş yoktur.

 

Atatürk’ün o tarihi sözüyle bitirelim:

 

"Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır."

 

Cumhuriyet’le kalın, Atatürk’ün aydınlattığı yolda kalın. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!

 

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız



Bu yazı 108 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI