Erken İslam Tarihinde İktidarın Meşruiyeti ve Ehl-i Beyt'e Yönelik Siyasi Mücadeleler Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme
Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların malları müşrikler tarafından yağmalandı, evleri ve yurtları gasp edildi.[1] Bunun üzerine Peygamber'in öncülüğünde Ebu Süfyan'ın ticaret kervanına karşı harekete geçildi ve Bedir Savaşı'nın yolu açıldı.[2]
Uhud'da ise kin ve intikam duygusu zirveye çıktı. Vahşi adlı bir köle Hz. Hamza'yı şehit etti.[3] Yetmedi, bedenine işkence edildi; ciğerinin çıkarıldığı ve Hind'e götürüldüğü rivayet edildi.[4]
Ebu Süfyan, Peygamber'in ve İslam'ın en azılı düşmanlarından biriydi.[5] Ancak bu düşmanlık onunla sona ermedi. Muaviye ile devam etti, Yezid ile daha da derinleşti.
Hz. Ali öldürüldü.[6] Hz. Hasan zehirlenerek hayattan koparıldı.[7] Hz. Hüseyin ise Kerbela'da katledildi.[8] Peygamber'in emanetleri hedef alındı, Ehl-i Beyt'in üzerine kanlı bir gölge çöktü.
Ebu Süfyan ve Hind, Müslümanların gücü karşısında İslam'ı kabul etmek zorunda kaldılar.[9] Fakat kalplerindeki kin ve iktidar hırsının sona ermediği görüşü, özellikle bazı Şii ve Alevi tarih yorumlarında dile getirilmiştir.[10] Bu anlayışa göre süreç, sonunda Peygamber'in ailesiyle hesaplaşmaya dönüştü.
İktidar uğruna dinin ruhunu değiştirdiler. Adaletin yerine saltanatı, kardeşliğin yerine üstünlük iddiasını koydular. Kendilerini seçkin bir sınıf olarak görürken, diğer milletleri ikinci plana ittiler. Emevi döneminde Arap olmayan Müslümanların (mevali) ayrımcılığa uğradığı birçok tarihçi tarafından kabul edilmektedir.[11]
Emevi Devleti yalnızca rakiplerini değil, kendisine boyun eğmeyen Müslümanları da kılıçtan geçirdi. Fetih adına yürütülen savaşların ardında çoğu zaman servet, iktidar ve hâkimiyet mücadelesi vardı. Türklerle yapılan savaşlar da bu mücadelenin bir parçası oldu.[12]
Peki bugün ne oldu?
Bugün yaşananın, Peygamber'in adalet, eşitlik ve kardeşlik üzerine kurduğu İslam değil; Emevi siyasetinin şekillendirdiği bir anlayış olduğunu düşünenler vardır.[13] Onlara göre tarih boyunca dinin özünden uzaklaşıldı; hakikatin yerini iktidar, adaletin yerini güç, kardeşliğin yerini üstünlük iddiası aldı. Ve Peygamber'in mesajı adına konuşanlar, onun mücadelesini değil, onu dönüştürenlerin mirasını hâkim kıldı.
Dipnotlar
[1] İbn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye; ayrıca hicret sonrası Mekke'de kalan Müslümanların mallarına el konulduğu klasik siyer kaynaklarında yer alır.
[2] Bedir Gazvesi'nin arka planında Ebu Süfyan'ın Şam dönüşü ticaret kervanı yer almaktadır.
[3] Vahşi b. Harb'in Uhud'da Hz. Hamza'yı öldürdüğü konusunda kaynaklar ittifak halindedir.
[4] Hz. Hamza'nın bedenine işkence yapılması ve ciğerinin çıkarılması rivayetleri klasik İslam tarihi kaynaklarında yer almaktadır.
[5] Ebu Süfyan, Uhud ve Hendek savaşlarında Mekke ordularının önde gelen liderlerindendi.
[6] Hz. Ali, 661 yılında Harici Abdurrahman b. Mülcem tarafından saldırıya uğrayarak öldürüldü.
[7] Hz. Hasan'ın zehirlenerek öldüğü yönünde güçlü tarihî rivayetler bulunmakla birlikte, fail konusunda kesin görüş birliği yoktur.
[8] Hz. Hüseyin, 680 yılında Kerbela'da Emevi kuvvetlerince öldürüldü.
[9] Ebu Süfyan ve eşi Hind'in Mekke'nin fethi sırasında Müslüman oldukları kaynaklarda aktarılmaktadır.
[10] Ebu Süfyan ailesinin samimiyeti konusu mezhepler arasında tartışmalıdır; özellikle Şii gelenekte eleştirel değerlendirmeler bulunmaktadır.
[11] Emevi döneminde mevali politikaları ve Arap üstünlüğünü öne çıkaran uygulamalar akademik çalışmalarda geniş biçimde incelenmiştir.
[12] Emevilerin Orta Asya ve Türk topluluklarıyla yürüttüğü askerî mücadeleler, katliamlar tarihsel kayıtlarda yer almaktadır.
[13] "Bugünkü İslam'ın Emevi etkisi altında şekillendiği" görüşü modern dönemde bazı araştırmacılar, Alevi-Bektaşi yazarlar ve çeşitli eleştirel tarih yorumcuları tarafından savunulan bir tezdir; tarihsel bir olgudan ziyade yorum niteliğindedir.
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız