Bugun...


Özden İlhan

facebook-paylas
Şikâyet Etmek Yerine Sorumluluk Almalıyız
Tarih: 29-07-2021 00:31:00 Güncelleme: 29-07-2021 00:31:00


 

Kaos dolu bir dünyada,  kendinizi, çevrenizdeki kişileri, dünya liderlerini, ailenizi ve dünyayı suçlarken bulabilirsiniz.  Dünyaya, kaderinize sitem ederken, hayallerinizden ve belirlediğimiz hedeflerimizden vazgeçiyoruz. Suçlamak ciddi bir hatadır.

 

Yurdusev Arığ, Türkiye’nin ilk meclis üyesi kadın, İnönü ve Özal döneminde, kendine verilen maaşı bile kabul etmeyerek, yardım derneğine bağışlayan bir hümanist kadındır. Kendisini tanımaktan ve çalışmaktan onur ve mutluluk duyduğum Arığ, CHP’nin 1963 yılının Ağustos ayında partinin Ankara yapılacak olan İl temsilcileri ve il başkanları toplantısına Balıkesir İl kadın kolları başkanı olarak katılır. Tabii her ilimiz için bir konuşmacıya izin veriliyor. İl başkanı kendi konuşmak istiyor.   Yurdu kalkıyor.  Bayan olduğu için konuşmak istediği söylüyor. Oylama ile konuşmasına müsaade ediliyor.  Yurdu ‘İlçe başkanı merkez ilçe başkanını şikâyet ediyor. Merkez ilçe başkanı İl başkanını şikâyet ediyor. İl başkanlar Genel merkezi, Genel merkezde Milletvekillerini, Milletvekilleri bakanları şikâyet ediyor herkes birbirinden şikâyetçi. Genel başkana söz geldiği zaman herkes susuyor’ diyor.  (İsmet pasa istediğini duyar istediğini duymazdı.) “Ne diyor, ne diyor”? Diye soruyor.  Sayın Akata, dediğini tekrarlayınca, İnönü bir gülmeye başlamış ki, bu kahkaha ve alkışlar salona sirayet etmiş.

 

Yurdum’un söylediği gibi herkes şikâyet ediyor. Hala değişen bir şey yok. İnsanların çoğu, aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar ve görmezler. Çünkü çoğu zaman şikâyet ederler. Bir problemle karşı karşıya gelindiğinde ona çözüm bulup ilerlemek yerine, her nedense sorun hakkında şikâyet etmek daha kolayımıza geliyor.

 

Eleştiri oturduğu yerden herkes yapıyor. Peki, bunun için bir şey yapıyor muyuz? Hayır! Herkes değişim istiyor ama değişim için parmağını oynatmıyor.  Herkes kendi yaşam biçimi hakkında bir fikri var ama toplum için fikri ise hep konuşmalarda kalıyor. 
Ben merkezli insanlar topluluğu gittikçe büyüyor, durmadan artıyor.  Birbirine tahammül edemeyen ve günden güne bencilleşen insanlar, kapalı fanus içine kendini hapis ediyor. Bireyler hemen her şeyi tüketirken, yetinme duygularını da zamanla kaybediyor.

 

Siyaset kaygan bir zemindir. Kimse kimseye güvenmez. Herkes, herkesin ayağını kaydırabilir. Çünkü vekil olmak yetmez, tekrar seçilme ve parti içinde söz sahibi olmak için azimli olmak yetmez, hırslı olmak gerekiyor.

 

Konferanslarda, TV kanallarında birçok insanlar çıkıp, bizi bilgilendiriyorlar ama hiç birini bir yerde çalışırken görmüyoruz. Saha da nutuk çekmek dışında insanları gönüllü olarak çalışırken ve üretirken görmüyoruz. Çünkü TV’de konuşmak, onların tanınmışlığı sağlıyor. Eh bizim ülkeden tanınmış olmak her nedense aşırı itibar getiriyor. Yani bir şekilde egoları besleniyor. 

 

Bizde siyasiler, esnaf gezerek, dert dinliyorlar. Onlarla bir olup, bu dar boğazı nasıl atlatabiliriz? Diye dertleri yok.  “Biz iktidara gelir şekle ” ilgili vaatlerini sıralıyorlar.

 

Genelde insanlar, birbirini tanımak, anlamak gibi dertleri yok. İşe yaradığınız sürece sizinle birlikte yol alıyor veya alacağını alıyor, göçmen kuşları gibi bir konumdan, başka bir konuma atlıyorlar.  Böylelikle hedeflerine ulaşıyorlar. 

 

Diğer taraftan kendini siyasi hayatta yer bulmak isteyenler, parti üstüne parti kuruyorlar. Topluluk, platform ve dernek kuruyorlar. Her nedense bu kişileri bir çatı altında bir araya getiremezsiniz. Kimse Genel Başkanlıktan vazgeçmek istemez, herkesin hedefi genel başkanlıktır.

 

Çünkü tek hedef meclistir. Girdiği andan itibaren, birlikte yürüdüğü yerden koparlar ve unuturlar.  Yıllardır büyük oluşuma sahip olan dernek, sendika başkanları vekil olduğuna şahit olduk ve olmaya da devam ediyoruz.

 

Köyümüzde, kasabamızda, şehrimizde bir sorun olduğu ilk aklımıza gelen sorumlu kişidir. Onu suçluyoruz. Onlarda hükumet yetkilisini suçluyor. Hükumet ise muhalefeti suçluyor. Muhalefette de hükumeti suçluyor. Yani; Her birimiz, bir başkasını suçluyoruz. 
Aslında birbirimizi şikâyet etmemeliyiz. Çünkü sorun; Biziz.  Sen, ben, hepimiz. Kötü gidişatı değiştirmek için hiçbir şey yapmıyoruz. Üstelik suçladığımız insanları da biz seçiyoruz.

 

Hükumet toplumun bir parçası olduğu bir sistemdir. Siz, ben, herkes, köy ve kentlerimiz, Hepimiz! Sistemde eksiklikler varsa, o zaman bu eksiklikleri düzeltmek bizim sorumluluğunuzdur.  

 

Yani bahsettiğim kendi için değil, bulunduğu ülke için gönüllü olarak çalışılmasından bahsediyorum.

 

Bu ülkenin sorununu sadece hükumetin çözmesi beklemek yerine hiç beklentisiz bir köyün, bir kasabanın sorunları halletmek bizim sorumluluğumuz olmalıdır. Bir köyün, sorunlarını, oradaki, yaşayan insanlara çözüm yolu bularak onlarla birlikte gönüllü çalışmaktan geçer.
Bildiklerimizi onlarla paylaşmamız ve öncülük yapmamız ve aydınlatmamız gerekiyor.  

 

Üretimden kopan insan tüketici haline gelir. Özellikle gıda bağımsızlığı çok önemlidir. Üreten insan, kapitalizmi korkutur. Bağımsızlığınızı elde etmek istiyorsanız üretimin içinde olmanız gerekir. Ülke sınırları silahlarla kontrol altına alabilirsiniz. Ama gıdasını kendi üreten insanları kontrol altına alamazsınız.

 

Din adına yanlış öğretilerle ve algı operasyonuyla beyinlerin yıkandığını farkında olmayan insanların çoğaldığını görüyoruz. İşte bunlara sabırla, duygularını incitmeden, küçümsemeden doğruların anlatılması gerekiyor. Cehaletin çok yaygınlaştığı görüyoruz. Gelişmişlik düzeyimiz düşük, Siyasi ve idari problemlerimiz var. Cehalet ve yoksulluk el ele vermiş. Aşırı nüfus ve işsizlik artıyor. Hükumetler, halkın taleplerini karşılamakta yetersiz kaldığı gibi, halkı git gide yoksullaştırıyor. Bizler ise masa başında konuşarak, tartışarak veya klavye başında kahraman kesiliyoruz. Bir de efelenen olursa “vay be” diye, kişinin yazısını yayınlıyoruz. Çünkü bizler artık çare üretme yerine, hakaret ederek kendimizi tatmin etmeye başladık.

 

Sizlere Hindistan'ın en iyi ve en pahalı okullarında eğitim alan bir doktor, bir diplomat Bunker Roy bahsetmek istiyorum. Bunker Roy 1965 yılında Hindistan'ın Bihar eyaletine gider ve hayatında ilk defa açlığı ve ölümü görür. Döndüğünde artık başka birisidir ve bir köyde yaşamaya ve Yalınayaklar Kolejini açmaya karar verir. Halk önce kendisini yadırgar, kabul etmek istemezler. Sabır eder, zaman içinde kendini onlara kabul ettirir.

 

Öğretmenin öğrenci, öğrencinin öğretmen olduğu okul: Yalınayaklar Koleji. 

 

Hindistan'ın Rajasthan bölgesinde bulunan sıra dışı bir okul çoğu okuma yazma bilmeyen köylü kadın ve erkekleri kendi köylerinin güneş enerjisi mühendisleri, sanatkarları, diş hekimleri ve doktorları olmak üzere yetiştiriyor. 


Yalınayaklar Koleji, Hindistan'da bir master ya da doktoranız varsa kabul edilmeyeceğimiz tek kolejdir. Kolejde yerde uyunur ve yerde çalışırsınız. Yazılı kontratınız yoktur. Orada 20 yıl yaşayabilir ya da yarın gidebilirsiniz ve kimse aylık 100 dolardan fazla kazanamaz. 
Yalınayaklar Kolejine para kazanmak için gidilmez. Burası çabalayarak düşünceler üretmenizi istenilen bir yer. Başarısız olmanız önemli değil. Yaralı bereli tekrar başlayabilirsiniz. 


Kolej diploma vermiyor. Diplomanızı hizmet ettiğiniz toplum verir. Okuma ve yazması olmayan yaşlı hanımlar, eğitimini tamamladıktan sonra elektrik üretimini öğretmek için başka ülkelere gidiyorlar. Oradaki diğer insanlara, hocalık yapıyorlar.


Kolej okuma yazması olmayan 12 Yalınayak mimar tarafından metrekaresi 16,5 buçuk dolara inşa edildi. Binada 150 kişi yaşadı ve çalıştı. Tamamen güneş enerjisiyle çalışan tek kolejdir. Tüm enerjisini güneşten sağlar. Önümüzdeki 25 yıl daha böyle olacak. Güneş parladıkça enerji problemleri olmayacak. Yemekler güneş enerjisiyle pişiriyorlar. Bir büyük anne, okuma ve yazması yok ama diş hekimi ve 7000 çocuğun diş sağlığı ile ilgileniyor.


1986'dan beri yağmur sularını topluyorlar, çok az su israf oluyor. Tüm çatı yer altında bulunan 400 bin litrelik bir tanka akıyor ve böylece suyu israf etmemiş oluyorlar. Yağmur sularını topladıkları için 4 yıl kuraklık olsa bile hala yeterli içme suyuna sahipler. 

 

Çocukların yüzde atmışı okula gidemiyorlar. Çünkü koyunlara, keçilere ve diğer hayvanlara bakmaları gerekiyor. Gündüz çalışmak zorunda olan çocuklar için geceleri ders yapılacak bir okul kurmaya karar veriyorlar.  Tilionia'nın gece okulları sayesinde 75 binden fazla çocuk eğitim alıyor. Çocukların yaşam biçimine göre okul uygun hale getiriliyor.

 

Tabii bir takım konulara da dikkat ediyorlar. Kolejin kurucusu, ”Erkeklerin 
diploma alıp, şehirde yaşama eğilimi olduğunu ” vurguluyor ve bu nedenle kadınları eğitmeyi önemsiyor. Bizler yaşlılarımızı modern huzur evlerine hapis ederken,  Doktor,  özellikle büyükanneleri eğitiyor.


Çok farklı ülkeden gelen kadınlarda, kolejde eğitiliyorlar. 6 ay sonra eğitimden geri dönen kadınlar, ülkesine hizmet etmeye başlıyor. Afganistan’da enerji ihtiyacını güneşten karşılayan ilk köy, Yalınayak kolejinde eğitilen üç kadın sayesinde kavuşuyor.


Kaç kişinin ilgisini çekti bilmiyorum. Toplumsal olan her şeyi kulak arkası ediliyor. Bireysel olsaydı, çoğumuzun ilgisini toplayacaktı. Kapitalizm tüketim çılgınlığı tetiklemede, oldukça başarılı olduğunuzu gözlemliyoruz.

 

Sorunu hiç kimse görmek istemiyor, çünkü sorun derinlerde. Kapitalizm, ne kadar tüketim, o kadar refah, huzur ve mutluluk sloganıyla, insanlara ulaşabilmenin her türlü yolunu deniyor ve başarı oluyor. 


Kapitalistler mallarını pazarlamak için devasa bir reklam ağı yaratmışlardır. Emirlerinde çalıştırdıkları psikologlar ile hangi yaş grubuna ne tür reklamlarla etkileneceğini, dolayısıyla tüketimi ne kadar arttırabileceğini önceden hesaplamaktadır.


Tüketim çılgınlığı ortaya çıkardığı doyumsuzluk, bireysellik gibi sonuçlar ortaydayken, Neden insanlar sorumlu bir davranış da ortaya koyamıyor? Böyle bir şey imkansız değil ama ne yazık ki, gerçekleşmesi çok zor görünüyor. Devamlı şikâyet ve eleştiri yapmaktan, yanlışa “dur “demeye çalışılmıyoruz.


İşin asıl kaynağına inip, neden üretemiyoruz? Ve üretim için bana, sana, size ne gibi görevler düşüyor? Diye düşünmeyi kimse sorun etmiyor. İşin asıl sorun kaynağı, gündeme getirilmiyor. 


Gelişmiş ülkeler, gittikçe sosyal yaşantının içinde çıkıp, sosyal izolasyon bir yaşantının içine girdi. Birlik beraberlik, barış, ahenk, yardımlaşma, git gide azaldı. Lüks yaşamın pençesine düşen insanlar, bir şekilde organik besinlere ulaşma şansı olsa da, ne kadar sağlıklı olduğunu bilmesi olası değildir. Öte yandan sınıfsal açıdan bakarsak besin yetersizliğinden hastalığa yakalanan sağlıklı gıdaya ulaşamayan insan sayısı Türkiye de % 20 geçmektedir. Git gide orta direk dediğimiz kesimde yok olmasından sonra ekonominin sınıflar arası uçurum yaratmasıyla bu rakamlar gün geçtikçe artıyor. Dünyada besin değeri olmayan bir gıda sektörü yaratıldı. Yani yaşam standardımız yükselme yerine daha düştü. Yapay şekilde beslenmeye başladık. 


Hala Anadolu’muzun bazı yerlerinde imece usulü dayanışma sürmektedir. İnsanlar birbiriyle yardımlaşarak, tarlası eker, birbirlerini bilgilendirir, yemeğini birlikte yer, akşam yöre türküleri, düğünlerini ve hikayelerini birlikte paylaşırlar. Günümüzde gelişmiş sayılan ülkelerdeki sosyal izolasyona en iyi yanıt; İmece usulüdür. Kısacası gıdasını üreten kişi kendi sağlığına, gelecek nesillerin suyuna, toprağına ve havasına da sahip çıkıyor demektir. İşte yaşam kalitesini yükseltme budur.


Sen ben hepimiz; Halkız. O zaman sorunlarımıza toplumsal olarak yaklaşıp, sorumluğumuzu almalıyız. Çözümleri çok fazla dışarıda aramamak gerekiyor. Daha önce bu sorunları çözmüş insanları dinlemek ve izlemek gerekiyor. Onlar dünyanın her yerindeler, hatta yani başımızdadırlar. Dünya Bankasını veya kendisi için siyasi gelecek hazırlayanları değil, sahadaki insanları dinleyin onlara kulak veriniz; Çünkü dünyada ki bütün çözümler onların ellerindedir.


Size hayal kurduğunuzu söyleyenlere karşı; Sakın üzülmeyiniz. Onlara en güzel yanıt, Gandhi geliyor.

 

Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız.



Bu yazı 578 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI