beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort
Bugun...


Göksal Caner Malatya

facebook-paylas
Tehdit, Teklif, Ret
Tarih: 15-06-2026 21:33:00 Güncelleme: 15-06-2026 21:33:00


ABD ile İran arasındaki müzakereler, uzun zamandır yaşanan tehditler, teklifler ve retlerin ardından bir anlaşmayla sonuçlanma aşamasına geldi. İki taraf da anlaşmaya dair farklı anlatılar ifade etseler de sürecin bir döngü halini almasında ortaklaştıkları görülüyor. Anlaşmanın yakın olduğunun açıklanması, ardından yeni tehditlerin ortaya çıkması, sonrasında yeni tekliflerin gelmesi, ardından bu tekliflerin reddedilmesi, sonra “büyük ölçüde uzlaşıldı” haberlerin yayılması ve ardından yeniden tehditlerde bulunulması... Bu döngünün oluşmasının esas nedeni ise tarafların yeni bir savaş öncesinde güç ve meşruluk kazanmaya çabalamaları.

 

ABD Sıkıntıda

 

Güç ve meşruiyet kazanma konusunda en büyük sıkıntıyı ABD çekiyor. Trump bir taraftan kendi tabanına “İran'ı dize getirdik” mesajını verirken diğer taraftan müzakereyi sürdürmek için gerektiğinde soykırım suçlusu Netenyahu’ya küfür edebiliyor.

 

Bununla birlikte ABD’nin müzakereler boyunca pozisyonunu birçok defa değiştirmesinin altında içerideki tartışmalar yatıyor. Meclis Başkanı Johnson, Dışişleri Bakanı Rubio ve Hazine Bakanı Bessent gibi İran’a karşı izlenecek politikalar konusunda farklı seslerin olması, ABD’nin elini zayıflatıyor.

 

İran ise nükleer ve bölgesel güç kapasitesini korumakla birlikte saldırıya uğramanın getirdiği meşruiyeti korumak adına müzakere masasından kalkmıyor. ABD içerisindeki tartışmalar ve Trump’ın bitmek bilmeyen yalanları ise İran’ın masadaki pozisyonunu da güçlendiriyor. Buna Hürmüz Boğazı’nın “ağırlığı” eklenince İran’ın pozisyonu daha da güçleniyor.

 

Hürmüz'ün Ağırlığı

 

Müzakerelerde Hürmüz Boğazı'nın “ağırlığını” büyülten şey piyasalara yaptığı etki. Savaş öncesinde günde yaklaşık 100 tanker geçişinin yaşandığı boğazdan, haziran ayına gelindiğinde İran petrolü taşıyan tek bir tanker dahi geçemez oldu.[1] Bu durum küresel enerji arzını doğrudan etkilemekle birlikte dünya piyasalarını ve ülke ekonomilerini zorlayan somut bir krize yol açtı.

 

Bu krizin farkında olan İran, mayıs sonunda boğaza giriş yapacak gemilerin kendi donanmasından izin alması gerektiğini açıklayarak “kozunu” ortaya koydu.[2] Soykırımcı Epstein Koalisyonu’nun (ABD ve İsrail) bunu “ücretli geçiş” olarak nitelendirerek reddetmesi durumu değiştirmedi.

 

ABD’nin ablukasına ve saldırılarına rağmen İran’ın boğaz üzerindeki fiilî kontrolünün devam etmesi Tahran’ın kozunu güçlü kılıyor. Bununla birlikte ABD’nin boğazdaki ablukası İran ekonomisini sıkıştırmaya devam ediyor. Fakat bu ablukanın ABD yanlısı bölge ülkelerinin de petrol ihraç edememesine neden olması ABD’nin elini bağlıyor ve Tahran’ın dayanma gücünü artırıyor.

 

Trump’ın Zaferi

 

Elinin bağlı olduğunun farkında olan Trump ise yalan söylemeye doyamıyor. 11 Haziran'da “planlanan saldırıları” iptal ettiğini açıklayan Trump, “Bugün İran'la savaşı bitirdik ve onlar da nükleer silah sahibi olmamayı kabul ettiler”[3] diyerek zafer ilan etti. Fakat halihazırdaki gerçekler bu zaferin ömrünü kısalttı.

 

İran’ın nükleer silah üretmeyeceğini dair yıllardır taahhütte bulunuyor olması ve bu taahhüdünü “yenilenmesi” ve İran Dışişleri Bakanı Arakçi'nin “ABD zenginleştirmenin kalıcı olarak askıya alınmasını dahi talep etmedi” demesi[4] Trump’ın zafer ilanını boşa çıkarıyor.

 

Fakat Cumhuriyetçi tabanın İran'a “boyun eğdirilmeden” varılan her anlaşmayı zayıflık olarak görerek baskıda bulunması, Trump'ın zafer ilanını ve müzakere süresince kullandığı tehdit dilinin nedenini açıklıyor.

 

İran'ın 14 Maddesi

 

Anlaşmanın sağlandığına dair umutların artmasına neden olan şey ise İran'ın yarı resmi haber ajansı Mehr'in sızdırdığı 14 maddelik taslak[5] oldu. ABD'nin daha önce 9 maddelik teklif sunduğu, İran'ın bunu reddettiği ve Pakistan aracılığıyla kendi 14 maddelik çerçevesini ilettiği biliniyor[6].

 

Bu taslağın öne çıkan özelliği ise İran’ın anlaşmayı salt bir nükleer meselenin çözümü olarak değil, ablukanın kaldırılması, savaş tazminatı, yaptırımların kaldırılması ve Lübnan dahil tüm cephelerde ateşkes sağlanması gibi bütünlüklü bir pakete bağlaması. Ek olarak taslak Hürmüz'ün açılmasını, nükleer kısıtlamaların ve yaptırımların kademeli esnetilmesini de kapsıyor.[7]

 

Taslakta en dikkat çekici noktalarından birisi de İran'ın füze programını ve direniş eksenine verdiği desteği müzakere dışında tutuyor olması. ABD'nin başlangıçta bu konularda somut tavizler talep ettiği göz önüne alındığında, bu dışarıda bırakmanın kabul görmesi, Tahran'ın masada önemli bir mevzi kazandığını gösteriyor.

 

Nükleer Dosyanın Ertelenmesi

 

Müzakerelerin en kritik kırılma noktalarından birisi de nükleer dosyanın ikinci aşamaya bırakılması.

 

Taraflar birinci aşamada deniz ablukasının kaldırılması ve Hürmüz'ün açılması gibi daha yakın hedeflerde mutabakat sağlamış olmalarını kazanç olarak görmekteler. Bu nedenle nükleer zenginleştirme, uranyum stoklarının geleceği ve denetim mekanizmaları gibi anlaşmaları “zor” olan konuları 60 günlük ikinci müzakere sürecine bırakmaktalar.[8] Elbette bu erteleme bir çözüm olmaktan öte mevcut anlaşmazlığın ileri bir tarihe taşınması anlamına geliyor. Fakat iki taraf arasındaki derin güvensizlik müzakerelerin ikinci sürecinin olabileceği ihtimalini düşürüyor.

 

Nitekim taslak metnin İran'ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney tarafından henüz resmen onaylamamış olması da ihtimali düşüren etkenlerden biri.

 

Zorunluluklar

 

Müzakere sürecine bütünlüklü bakıldığında her iki tarafın da anlaşmayı hem istediği hem de istemek “zorunda” kaldığı görülüyor. Savaşın yarattığı ekonomik ve askeri maliyetler, müzakerelerin sürdürülmesini mümkün kılan “ortak çıkarı” oluşturuyor. Ama yapısal çelişkiler de tam anlamıyla çözülmüş değil.

 

Anlaşma imzalandığı takdirde bölgedeki güç dengelerinin yeniden biçimleneceği uzun ve çetrefilli bir sürecin başlama ihtimali yüksek. Böyle bir durumda İran, nükleer ve bölgesel güç kapasitesini büyük ölçüde koruyarak masadan kalkmış olurken, ABD de başlangıçta koyduğu hedeflerin önemli bir bölümünü ertelemiş ya da onlar vazgeçmiş olacak. Bu da ABD gibi kendini dünyanın sahibi zanneden emperyalist bir güç için kabul edilemez bir durum.

 

Dolayısıyla ABD ve ortağı soykırımcı İsrail’in anlaşma sağlansa bile uygulama sürecinde tıkanıklıklar yaratarak savaşı yeniden alevlendirme olasılıkları oldukça yüksek. Bu da başta İran’da ve Lübnan'da abluka altında yaşayan halkın, Hürmüz'ün kapanmasından etkilenen emekçilerin ve savaşın yakıp geçtiği coğrafyalardaki her insanın yaşamının ABD ve İsrail yok edilmedikçe tehlikede olmaya devam edeceğini açıkça ortaya koyuyor.

 

[1] https://harici.com.tr/abd-ve-iran-hurmuz-bogazi-icin-anlasmaya-yakin/

[2] https://harici.com.tr/abd-ve-iran-hurmuz-bogazi-icin-anlasmaya-yakin/

[3] https://www.haberler.com/politika/trump-iran-la-savasi-bitirdik-nukleer-silah-olmayacak-19939860-haberi/

[4] https://haber.sol.org.tr/haber/abd-ve-israilin-saldiri-tehdidi-surerken-irandan-aciklama-savasa-da-barisa-da-haziriz-406693

[5] https://harici.com.tr/iran-abd-ile-taslak-anlasmanin-14-maddesini-acikladi/

[6] https://haber.sol.org.tr/haber/abd-israil-saldirilarinda-65-gun-iran-teklifi-iletti-abd-inceleyecek-409085

[7] https://harici.com.tr/axios-abd-ve-iran-nukleer-ve-ticari-sartlarda-anlasti/

[8] https://www.bloomberght.com/erakci-islamabad-mutabakat-zapti-imzaya-cok-yakin-3779932

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 26 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI