Bugun...


Özden İlhan

facebook-paylas
Prens Babaların Prenses Kızları
Tarih: 15-09-2021 15:50:00 Güncelleme: 15-09-2021 15:50:00


 

Kızım, mesaj kutuma video göndermiş ve yazmış; babanın hayali gerçek oldu.

 

Babacığım küçüklüğünden beri bana “kızım sana öyle bir elbise yaptıracağım ki, her adım attığımda farklı renkte ışıl ışıl lambalar yanacak” derdi.  Bende üstümde öyle bir elbise ile baloda yürürken, kendimi hayal ederdim.  İşte kızımın gönderdiği videoda; mankenin üstündeki ışıklı lambalar, manken yürürken yanıp sönüyordu. Babacığımım hayali yıllar sonra gerçek olmuştu.

 

Eminin yaşasaydı; kesinlikle ısmarlardı veya yaptırırdı.

 

Kızına düşkün baba- kız arasında görünmez bir bağ vardır. Kimsenin anlayamayacağı ve hissedemeyeceği tılsımlı ve çok özel bir bağdır. Bu özel bağı herkes anlayamaz, hatta onların dışında annelerin bile anlayacağını sanmıyorum. Annem sık sık “babasının kızı” veya “bana benzemez. Baba tarafına çekmiş” derken, içindeki hafif kıskançlığı hissediyordum.

 

Jane Grandon’ın 1995 yılında ''Sevgili Baba: Baba-kız ilişkileri neden bu kadar önemli?'' adıyla yayımladığı kitapta babaların kız çocukları ile kurdukları ilişkileri göre, babaları dört gruba ayırıyor. Grandon, bu dört grup şöyle sıralanıyor:

 

Prens babalar;

Kızlarıyla bol bol vakit geçirir ve her istediklerini yaparlar. Böyle babalara sahip kız çocuklar büyüdüğünde diğer erkeklerle rahatça iletişime geçebilen bireylere dönüşür.

 

 

Dost babalar;

Bu grupta olan babalar kızları ile olabildiğince çok zaman geçiren kişiler. Grandon’a göre böyle babalara sahip olan kız çocukları büyüdüğünde, babasının kendini her zaman destekleyeceğini düşünüyor.

 

 

Hayalet babalar;

Genelde iş gezisinde, gece hayatında olan ya da evde olup da gazetenin arkasına ya da TV’nin önünde maça kilitlenen kişiler. Grandon göre, bu tip babaların çocukları benlik sorunu yaşıyor ve ilişkileri olumsuz etkileniyor.

 

 

Patron babalar;

Otoriter, sert, tartışmaya genellikle kapalı babalardan oluşan gruba dahil babalar. Grandon’a göre bu tip babalar, enteresan biçimde çocuklarının, kendilerini sevdiğine inanıyor.

 

 

Grandon’un naif anlatımıyla; prens baba ve dost baba figürü tamamen babamı tanımlıyor. Böyle baba sahip kız çocuklarının, babası yaşarken hayat toz pembedir. 

 

Zamanı gelen herkes gibi, hayatında seni hiç terk etmeyecek, senin için dünyayı ayaklarınızı altına serecek, ilk ve son  kahramanın,  hayatımı neşelendiren, herkesin önemsiz bulduğu dertlerimi ciddiye alarak dinleyen, çözüm üreten psikolojik olarak rahatlatan, her ateşimiz çıktığında sabaha kadar başında bekleyen, çorba ve ilaçlarını vermek için dil döken, nazını çeken,  yere düştüğünüz zaman koşup yerden kaldırıp, kanayan yerlerimizi pansuman eden, ve asla karşılıksız başka sevgi bulamayacağınız, tek güvenilir liman olan muhteşem adam;  bir bakıyorsunuz, sizi istemeyerek, terk etmiş. 

 

İçinizden asla uğurlamayacaksınız. Çünkü öyle bir bağ ki; ölümünden sonra size yol haritanızı gösteren, git gide derinleşen, sağlamlaşan görünmez frekansı ile her ana sizin yanınızdadır. Bir babanın sevgisi ve davranışları, kızının kişiliğine şekil verebiliyor ve sevginin gücünü, onlardan öğreniyorsun. En büyük beyin flörtünü onlarla yapıyorsunuz.

 

Erkek egemen sistem yapısı özel yaşam da olduğu gibi, tüm kurumlarda ve söylem biçimlerinde kadınlar üzerinde etkisini sürdürmektedir. Baskı ve denetim mekanizmasının en somut gerçekleştiği yer kadın bedenidir. Beden din, yasalar, ahlak kuralları üzerinden tahakküm altına alınarak, nesneleştiriliyor.

 

Bazen düşünürüm. Kendi kızıma yapılması istemeyen babalar ve anneler, neden eşlerine, arkadaşlarına, çocuklarına duygusal şiddet uygularlar? Erkek veya kadının birbirlerine sevgi ve saygı göstermemesinin, karşı tarafı duygusal olarak örselendiğini bile bile eşler neden birbirlerini değersizleştirmek için duygusal şiddet uygularlar?

 

Bizim evde babamın ses tonunun yükselmesi, azarlama ve bağırmayla gerçekleşen sözlü şiddete hiç karşı karşıya kalmadım. Sosyal hayatta ve evlilik hayatında ise sıkta olmasa rastladım. Sosyal hayatta, en çok da bunu kadın kadına yaparken rastlamamamız mümkün değildir. Kız çocukları öncelikli maalesef “dayatılmış öğretilmişlik “içinde olan kadınların hedef tahtası halindedir.

 

‘Idefiks’ ile örülmüş, tıpkı sert bir ceviz gibi, çetin ve küçük dimağ sahibi olan, kadın ve erkekler, neden” bu düşünceme farklı bir bakış açısı ama doğru olamaz mı? Veya başka kişilerin yaşantılarına hüküm vermem doğru mu?” diyerek, kendilerini sorgulamazlar ve emsalsiz bir şahsı cesarete sahip olan idefiks fikirli insanlar, kendi nefsini tatmin etmek için ucube düşüncelerini, acımasızca ifade ederler?

 

Yumruk atmak, tokat atmak, ısırmak, boğmak, tekmelemek, bıçakla yaralamak, kafasına sandalye fırlatmak, bağırmak, yumrukla tehdit etmek, korkutucu şekilde bakmak, kapıyı tekmelemek, eşya kırmak gibi eylemlerde bulunanlar; sağlık sorunları olduğundan doktora gitmesi gerekir ve kadının hemen bu şahsı terk etmesi gerekir.

 

Beraberliğin devam için, kendi kendilerine gerekçe üreten, öğretilmiş çaresizlik nedeniyle, bu tür erkeğe tahammül eden kadınlarında, ruhsal tedaviye ihtiyaçları vardır. Çünkü eleştirel ailelerde büyümüş çocuklarda oldukça sık değersizlik hissi oluşur. Hastalıklı ilişkilerin sonucunu her gün haberlerde izliyoruz.

 

Şiddet denilince, mutlaka çevrede tabakların uçuşması veya kadına el kaldırılması gerekmiyor. Ses tonunun yükselmesi, azarlama ve bağırmayla gerçekleşen sözlü şiddetin dışında küsme, önemsemez tavırlar içine girme, söz ile iğneleme ve evi terk etmek; duygusal şiddete girmektedir. Karşınızdaki insana değersizlik duygusu uyandırma çalışmak, psikolojik şiddettir.

 

Her bir insanda var olan, kompleksler ve karşılaştığı olaylara ve durumlara karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarının nasıl oluştuğu kavramı Freud ve Jung’un da bahsettiği gibi çocukluk yıllarına dayanmaktadır.

 

Anneme göre “Bir kız çocuğu edep ve ahlak kurallarına uygun yetişmeliydi.” Bu ahlak ve edep, kimin görüşüne göreydi. Kendi görüşü ve toplumsal ve kültürünün kendisine dayatılanlar mıydı?  Yoksa babamın çerkes olması nedeniyle “çerkes” adetleri miydi?

 

Babama göre hiçbiri değildi. Ebeveyn olarak seçenek sunar. Yol gösterir ama seçim tamamen bana aitti. Baskı yoktu. Bu da yetmez, kız isteme, kız görme gibi adetlere itiraz etmiş ve kabul etmemiştir. Çünkü onun kızını birileri evine gelerek” beğendim veya beğenmedim” diyemezdi. Mesela abime kız istememiştir.  Abim evlenmek istediği kızı seçmişti. Ve evlenmek istiyordu. Onun beğenmesine veya görmesine gerek yoktu. Çünkü o değil; oğlu mutlu olacaktı. Beni görmeye, istemeye eve kimseyi kabul etmemiştir. Sadece kızı değil, tüm kızlar ve kadınlar onun değerlisiydi.

 

Bizim dönemde erkekler kızı dansa kaldırmak isterse, “kızınızı dansa kaldırabilir miyim?” Diyerek, babasından izin isterlerdi.  Babam” bana değil, kızıma sorunuz” diye, kişiyi bana yönlendirirdi. Daha 16 yaşındayım.   Babama “neden bana yönlendiriyorsun, lütfen izin vermediğini söyle; olmaz mı? “Dediğimde: Söylediği söz hala kulaklarımdadır. “Bir genç kolay değil, tüm cesaretini toplamış, bir genç kızı dansa kaldırmak istiyor. Ben onun bu cesaretini nasıl kırabilirim!  Üstelikte dansa kalkıp, kalmamak senin seçimindir. Ben senin yerine nasıl karar verebilirim “demişti.

 

Burada bana özgürlüğümü verirken ve birey olduğumu hatırlatırken, bir taraftan bir genç erkeği koruyordu.

 

Kız çocukları için babayla kurulan ilişkinin kalitesinin çocuğun ruh sağlığı gelişiminde de büyük etkisi olduğu bilinmektedir. Bu inkâr edilemez.

 

Peki; böyle bir baba ve anne ile büyümediniz? Olabilir, çocukluk günlerinizi hesabını ailenizden sorabilirsiniz? Peki, 18 yaşından sonra hayatınızın hesabını ailenizden sormanız doğru mudur? Tabii ki, suçlamaya hakkımız yok.  Suçlu biziz.

 

Kendimizden biz sorumluyuz. Onun için insan, sürekli değişim ve yenilenme talebi içinde olmalıdır. Böyle yapılırsa, kişi yeni sorunlarla karşılaştığında çocukken öğrendiği zihni şartlanmaları ve düşünce kalıplarını sorgulayıp değiştirir. Bu sizin elinizdedir. Sorgulamak nedir? Sorgulamak soru sormaktır, düşünmektir, her şeyi olduğu gibi kabul etmemektir, merak etmektir, risk almaktır, sürü değil birey olmaktır, düz değil aykırı olmaktır.

 

Sorgulamayan insan hayatının kontrolünü elinden kaçırmış canlıdır. Toplumun değerlerini ve inançlarını olduğu gibi kabul eden insanın hayatı kontrolünde olmadığı gibi, kültür, gelenek ve göreneklerimiz doğrultusunda, yaşamımızı şekillendirmeye devam etmenizi isterler.

 

İnsan olmanın en temel yapı taşı aklımızı ve fikrimizi kullanmıyorsanız, insan mı oluyorsunuz? Cevabı çok basittir.  Sorgulamayan, düşünmeyen, mantığını ve aklını kullanmak istemeyen, boş canlı türüdür. Sadece yaşar ve ölürler.



Bu yazı 335 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI