Bugun...


Özden İlhan

facebook-paylas
Goethe Ne Zaman Haklı Çıkmıştı?
Tarih: 26-10-2021 20:57:00 Güncelleme: 26-10-2021 21:00:00


 

Bir doktor arkadaşım whatsaaptan yukarıdaki başlık ve Goethe’nin sözünü gönderdi ve “ignorance“ yani, “görmemezlikten gelme” ilgili yazmamı önerdi.

 

Johann Wolfgang von Goethe, devlet ve bilim insanı olduğu kadar iyi bir düşünür ve şair, oyun ve roman yazarı olduğu kuşkusuzdur. Savaştan, anarşiden, zora baş vurmaktan, bölücülükten, ırkçılıktan nefret eden bir insandı.

 

Goethe romanları ve şiirlerini yazarken, toplumsal eleştiri yapar, bir taraftan da kurulu düzeni sorgulayarak, hesaplaşma içine girer.

 

Goethe’nin düşü; bir gün gerçek olabilir mi? Goethe’nin hayali; benim de hayalimdir.  Bu hayal gerçekleşir mi? Neden gerçekleşmesin ki; çünkü dünyayı yöneten insanları biz seçiyoruz. Günün birinde dünyayı yöneten azınlığın sunduğu liderleri değil de kendi içimizden lider seçmeyi başarırsak ve önyargılarımızı kırabilirsek, başarmamamız için hiçbir neden önümüzde duramaz.

 

Tek engel biziz ve bize dayatılan önyargılarızdır.

 

 Herkes Goethe gibi düşündüğünde veya öyle bir lider çıkar ki; ön yargılardan arınmış, insanlığın en üst mertebesinde bulunan bilge kişiliğe sahiptir. İşte o zaman; sınırlar kalkar, doğu ve batı birbirinin kültürünü anlar ve bir ortak nokta da buluşmayı becerebilirsek, dünya vatandaşı olmayı da başarabiliriz.

 

Şu anda Goethe’nin düşü zor gözüküyor.

 

Tarih boyunca ülkeler, birbirine kuvvet uygulama eğilimi içinde olmuşlardır.  Ve bunu kullanabilmek içinde kendilerince “haklı neden” bulmuşlardır veya yaratmışlardır.

 

Goethe çok haklıydı!

 

Hangi hallerde savaşa gidileceğinin belirli olmadığı dönemlerde savaşın, haklılığa dayandırılması, genelde dinî inanca ve toplumsal değerlere olurken, şimdilerde milliyetçilik ideolojisinin ve ırk üstünlüğü, yanılgısının öne çıkardığı nefret söylemleri ile medya aracığıyla körükleniyor ve ülkelerin birbirleri hakkında ön yargılarını tetikliyorlar.

“Kitle imha silah depoluyor” veya silah ve para ile terör örgütü yaratarak “ülkelerin içini karıştırmak”, “o Müslüman, sen Yahudi, öteki Hristiyan “veya “sen Çerkes, o Kürt, bunlar Laz “gibi, söylevlerle beyin yıkama yoluyla insanları savaş için “haklı neden” yaratmaya çalışıyorlar, bir taraftan da halkın savaşa seyirci kalmalarını ve kabul vermelerini sağlıyorlar.

 

Goethe gibi gerçek edebiyat yazarları, büyük ölçüde bu tuzaklara düşmeden, insanları din, milliyet, üniforma, bayrak gibi simgelerden ayırarak ‘’sadece insan’’ olarak görebilmeyi ve anlatabilmeyi başarıyorlar.

 

GOETHE “Bir adamı görmezden gelmek, inanamayacağın kadar canını acıtıyor. Onu dize getirmenin en güçlü yollarından biri. Bu plana sadık kalın ve şaşırmaya hazırlanın. Bu yöntemleri uygulayarak, sonuçları not ederek ve ardından yeni aşk seviyelerine ulaşmak için uyum sağlayarak aşk bilimcisini oynayın! Ancak bir şeyi aklınızda bulundurun, onu çok uzun süre incitecek şekilde görmezden gelirseniz, sonunda pes edecek ve sizden uzaklaşacaktır. Bu yüzden onu incitmek için ama aynı zamanda tekrar kollarını açmasını sağlamak için bu adımları yakından takip edin. Sana hak ettiğin tüm sevgiyi getirsin, en iyisi Lovespell :)”

 

Goethe’nin yazdırdığı günlük benzeri mektuplardaki büyülü, şiirsel dil, kullandığı sözcükler, içinde yaşadığı metafor, iç dünyasında yaşadığı duyguların, dış dünya ile bağdaşmadığı görüyoruz. Goethe aşk anlayışı da bence toplumun kalıplarına sığmamasından kaynaklanıyor.

 

İgnorance” görmemezlikten gelmek “, toplumsal olarak baktığımızda; saygısızlıktır. Kimin sana ne yaptığı değil, senin nasıl davrandığın önemlidir.  Çünkü saygı; davranış biçimidir.  Her şeyden önce her birey, saygıyı hak eder.

 

Görmemezlikten gelen kişinin mutlaka kişilik sorunları vardır. Birey olmayı başaramamıştır. Sorgulama yetilerin olmadığı, en küçük tartışmadan bile çirkinleşirler. Kendileriyle barışık olmayan, güvensiz, kıskanç, kinci, alıngan ve öfkeli veya narsis kişilerdir. Bu tür kişilikler, karşı tarafı görmemezlikten geldiğini sanarak, suni mutluluk yaşarlar. Bence bırakın, kendi hallerine; kibirlilik girdabında debelenip dursunlar.

 

Açıkçası samimi olmadığınız birileri, sizi görmemezlikten geliyorsa canımız yanmaz, görürsünüz ama umursamazsınız ve gülüp geçersiniz.

 

Değer verdiğimiz bir kişinin ise, sizi dinlemediğini veya görmezden geldiğini bilmekten daha kötü bir şey yoktur. Çünkü, bizler sosyal varlıklarız. Güvenlik, beyninizin birincil düzenleme ilkesidir. Kendinizi güvende hissettiğinizde, olumlu bir ruh hali içinde oluruz.  Ailemizle, arkadaşlarımız ve dostlarımız arasında kendimizi güvende hissederiz. Bu güvenin sarsılması, bizde stres ve üzüntü yaratır.

 

Yapılması gereken, karşı tarafın neden böyle davrandığını anlamaya çalışmak, bir şekilde iletişim kurmak gerekir. Yanlış anlaşılmalar her zaman olabilir. Ama kişi size dönüş yapmıyorsa ve hala size cevap vermeyerek, suskunluğunu koruyorsa, güven ortadan kalkar. Zaten bu tür insanlar, sizden özür dilemesini bile beklemek yanlışlık olur.

 

Üzülmeniz ve incinmemiz normal bir duygudur, çünkü hiç beklemediğiniz birisi, sizi görmemezlikten geliyor.

 

Şunu unutmamak gerekir. Bu tür ilişki zarar verir. Çünkü sizi inciten kişiye artık güvenemezsiniz.  Her zaman biriyle sohbet ederek, hislerinizi anlatmak, her zaman işe yarar.  Şunu unutmayın; güven olmadan sosyal bağlantı kayıp olur. Karşınızdaki kişi, o gün sizi incitmiş olabilir veya telefi etmeye gerek duymamış olabilir. O zaman karşı taraf sizin güveninizi kaybetmiştir.  Kısacası; sizi kaybetmiştir.

 

 William James “Bilgelik sanatı, neyi görmezden gelmek gerektiğini bilme sanatıdır. “Der.  Bilgelik sanatı, karşı tarafa kin ve nefret duygusu duymadan, karşı tarafı affederek, aranızdaki mesafeyi ayarlıya bilmektir. Çünkü küsmek ve tavır koymakta insanların kendince koyduğu bir ceza türüdür. Bu tür davranış biçimindeki insanlar, gerçekten kendileriyle sorunları var demektir. Aslında cezayı kendilerine vererek, kin ve öfke birikimini içinde yaşayarak, sağlıklarına da zarar verirler.

 

Küçük Prens'in yazarı Antoine de Saint "Aşk, birbirine bakmak değil; birlikte aynı yöne bakmaktır." Dediği gibi, bence Goethe’nin anlattığı paragraftaki kahramanlar aynı yöne bakmıyorlar.

 

Aşk; insanların doğasında bulunan bir iç güdü sel bir durumdur. Her bir birey bunu özgürlük içinde yaşamak isterken, karşı kişinin onuru, hatta insanlık onurunu korumak zorundadır. Her şeyi aşka veya cinselliğe feda etmek ve çılgınca yaşamak, doğru değildir ve denge içinde olmak, beraberlik yaşadığı insana duyduğu sorumluluk, eğitim işidir. Bir insana duyulacak saygının anlamını bilmeyen kişiler, çok rahatlıkla karşıdaki kişinin duyguların yok sayarak, karşı tarafı görmemezlikten gelebiliyor.

 

Sevmek, sahiplenmenin en güzel yoludur herhalde; sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yolu."der José Saramago.

 

Saramago, toplum olarak hep karıştırdığımız ‘’sevgi’’yi ve ‘’sahiplenme’’yi, şu sözüyle net bir şekilde ayırır; Sevmek sahiplenmenin en güzel yoludur, sahiplenmek ise sevmenin en çirkin yoludur.

 

Aşk; bağlılık, şefkat ve sadakattir. Önceliğini duygular alır, mantık ikinci plana düşmüştür. Eğer kişi aşıksa sevdiği için kendi çıkarlarını terk eder.

 

Erotik sevgi veya hoşlanma veya beğenmek yoluyla, kendi çıkarlarını ön planda alan kişiler, sahiplenme duygusu içindedir. İstediğini elde edemediği veya elde ettikten sonra birden görmemezlikte gelmeye başlayabilirler.

 

Bir ilişkide biri, diğerini görmemezlikten gelmeye başladıysa, ilişki sona ermiş demektir. Goethe’nin yazdığı gibi “Ancak bir şeyi aklınızda bulundurun, onu çok uzun süre incitecek şekilde görmezden gelirseniz, sonunda pes edecek ve sizden uzaklaşacaktır.” Diyor. Yani “görmemezlikten gelmeyi o kadar iyi ayarlayın ki, tadında bırakın, yoksa karşıdakini kaybedebiliriz “diye uyarıyor.

 

Biri, sizi görmemezlikten geliyorsa, “pes etmesine gerek yok” zaten ortada ilişki kalmamış demektir. Genelde görmemezlikten gelen taraf, karşı tarafın kabul ettirmek istediği kuralları için blöf yapıyorsa, ilişkide samimiyet yok demektir.  Blöf yapması bile, karşı tarafı kaybetmeye hazır olduğunu anlayabiliriz.

 

Antoine de Saint “Kendini yargılamak, başkasını yargılamaktan çok daha zordur. Kendini yargılamayı başarırsan, gerçek bir bilgesin demektir.”

 

Karşınızdaki ister arkadaşınız ister dostunuz ister partneriniz olsun; sizi görmemezlikten geliyorsa, onun davranış biçimine girmemek gerekiyor.  Girerseniz ondan bir farkınız kalmaz. Bir yolunu bulun, yazarak veya tanıdığınız biri ile duygularınızı karşı tarafa aktararak, ifade ediniz. Kesinlik kin ve öfke duymamak gerekir.  Affedin ama kesinlikle bağışlamayın. Arkadaşınızsa aranıza mesafe koymakta fayda vardır. Partnerinizse tekrar şans vermeyip, bir süre düşüncelerinizi başka yöne yönlendirilmesinde fayda vardır.

 

Bir insan olarak değerinizi bilin ve öz değerinizi onurlandırın. Karşınızdaki ister arkadaşınız ister dostunuz ister partneriniz, eşiniz olsun; olmak istemeyeni giymemek için itibarınızı korumayı seçin. Değerinizi kanıtlamak zorunda kalmadan, sizin değerinizi anlayacak insanlarla yolculuğunuza devam ediniz.

 

ignorance “Yani, görmemezlikten gelme konusu için  Goethe,  haklı veya haksızdı demek zor.  Çünkü devir değişiyor ve biz insanlar değişiyoruz. 

 

Her çağ kuşağın dünyaya bakış açısı içinde yaşadığı yılların sosyal, siyasi olaylardan dolayı farklılık göstereceği değerleri, algıları ve beklentileri de farklılık gösterecektir. Bu kaçınılmazdır. Çağın hızlı değişimi kuşaklar arasındaki farkı daha da belirgin duruma getiriyor. Birbirimizi anlamakta zorlanabiliyoruz. Eski kuşak geleneksel yaşamına bağlı bir durumda olurken, yeniliklere karşı zorluk çekmektedir. Yeni kuşak ise, yenililere, gelişmelere daha hızlı bir şekilde uyum sağlamaktadır.

 

O nedenle siz değerli okuyucularım, benim kendi gerçeğimle, o dönemin Goethe’nin gerçeği, farklılık göstermesi çok doğaldır. Kararı sizlere bırakırken, unutmamamız gereken; aklımızın alamayacağı kadar uçsuz bucaksız bir evrende, evrenin önemsiz bir köşesine sıkışmış bir galaksinin, sıradan bir güneşinin etrafında dönen, mütevazi bir gezegende yaşayan toz zerresi kadar canlılarız. Kimsenin bizi değersizleştirmeye hakkı olmadığını gibi, bizlerinden kimseyi değersizleştirmeye hakkımız olmadığını bilmemiz gerekiyor.

 



Bu yazı 1969 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI