Bugun...


Osman Karadağ

facebook-paylas
Tarih Yazımı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme
Tarih: 09-07-2024 13:03:00 Güncelleme: 09-07-2024 13:03:00


Değerli okuyucular tarihçilik ciddi bir konudur (Not 1). Nasıl eli kalem tutan herkes yazar olamıyorsa geçmiş üzerine yazan herkes de tarihçi olamaz. Bir toplumun tarihi, bir yerde, o toplumun kimliğidir de. O yüzden, olmayan bir kimliği varmış gibi göstermek o topluma geçmişin yanlışlarından ders almak yerine ancak kibir verebilir ki, bu da toplumun geleceği açısından sıkıntılara yol açar. Örneğin gelecekte bir tarihçi (1) günümüz Türkiye’sini anlatırken şöyle bir şey yazabilir: 2020’lerde Türkiye’de camiler toplu ibadete kapatıldı. Bu deyiş yanlış değil, yani doğru, ama eksik. Bir başka tarihçi (2) şöyle yazabilir: 2020’lerde Türkiye’de, hem de İslamcı bir parti yönetiminde, camiler toplu ibadete kapatıldı. Bu tümce de yanlış değil, ama eksik. Bir başka tarihçi (3) ise aynı olguyu şöyle açıklayabilir. 2020’lerde İslamcı bir parti yönetimindeki Türkiye’de camiler, Corona salgını yüzünden geçici bir süre ibadete kapatıldı.

 

Şimdi, geçmişteki karşıt görüşteki bir yönetimi karalamak isteyenler geçmişi birinci ya da ikinci tarihçinin yazdıklarına göre rahatça değerlendirebilirler, ama bu gerçek değil. Doğrusu üçüncü tarihçinin yazdığıdır. Bu örnek bize geçmişin kısıtlı kaynaklara dayanarak değerlendirilmesinin tehlikesini açıkça gösteriyor.

 

Tarih Yazısı Türleri

 

Tarih üzerine yazılan kitaplar çok kabaca iki kümeye ayrılabilir: Popüler olanlar, araştırmaya dayalı olanlar (Not 2). Popüler olanlar, temelde, geçmişin ve geçmişteki olayların, yazarın politik, dinsel ya da etnik konularda dünya görüşüne dayanan bir anlatısıdır. Böyle kitaplarda geçmiş, yazarın kimliği doğrultusunda yeniden kurgulanır. Amaç bilimsellik ve gerçeklerin ortaya çıkarılması değildir, geçmiş olaylar yazarın dünya görüşü çerçevesinde okuyucuya sunulur. Okuyucu, kulağa hoş gelecek olguların yaratılmasıyla belirli bir ideolojiye yönlendirilir. Örneğin dil alanında bazı sözcük benzerliklerinden giderek Sümerlilerin Türk olduğu kanıtlanmaya çalışılır. Dahası, Göbekli Tepe anıtlarını yapanların Türk olduğu yazılır.

 

Bu savlar, çağdaş gelişen ülkelerin gerisinde kalmanın ezikliğini yaşayanlar için bir teselliden başka bir şey değildir. Sümer dilini okuyanların, o uygarlığı ortaya çıkaranların, Göbekli Tepe’yi ortaya çıkaranların yabancılar olması onları hiç ama hiç ilgilendirmez. Bu gerçekleri niçin bizim insanlarımız ortaya çıkaramadı diye sormaz. Ortadoğu geçmişinin oradaki ilk uygarlık verilerinin ortaya çıkarılmasını, buraları yüzyıllarca yöneten Osmanlı’nın değil de niçin Batılıların birkaç on yılda ortaya çıkardığını da sorgulamaz. Tıpkı, elindeki telefonu; kullandığı bilgisayarı, bindiği tren, otomobil, uçağı; dinlediği radyo, seyrettiği TV’yi; hastalandığında kullandığı ilacı, hastanelerdeki teşhis ve tedavi araçlarını, kısaca yaşamımızı kolaylaştıran her türlü aletleri niçin başkalarının yaptığını da sorgulamaz.

 

Popular tarihçilerin dünya görüşlerine ters düşen her şey geçmişten silinir, gerçekte olmamış şeyler olmuş gibi eklenir. Artık uygarlık yaratıcısı Sümerler, bir boylar konfederasyonu olan İskitler, bir eski Anadolu halkı olan ve Roma yönetim altyapısını sağlayan Etrüskler, bazı kültürel benzerlikler yüzünden Türk olurlar.

 

Bu etniksel yaklaşım çok tehlikelidir. Bugün hayal edilen, kulağa hoş gelen şeyler geçmişte olmuş gibi anlatılır, olmayan bir geçmiş yaratılır. Komşularla ayrışmalar körüklenir, olmayan düşmanlıklar yaratılır. Tarihsel kaynakların yalnızca öngörülen amaçlara uygun olanları (bakınız yukarıda 1, 2 ve 3 tür) dikkate alınır, diğerleri yok sayılır. İşin acı yönü bu tür söylemi körükleyenler arasında akademik unvanlıların da bulunmasıdır. Yüksek akademik unvanlı birinin espri niteliğinde söylemiş olabileceği kayıtlara geçmiş bir söylem gerçekmiş gibi algı yaratabilir. Örneğin, bir TV programında bir Prof. unvanlı biri, Nuh’un, Tufan sırasında oğlu ile cep telefonu benzeri bir araçla iletişim kurduğunu söylemişti. Böylesi söylemler günümüz sosyal medyasında bilgi kirlenmesi yoluyla insanların kafalarını karıştırmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor.

 

İkinci tür tarih yazıları araştırmaya dayalı olanlardır. Bunlar kanıtlara dayanır, sunumunda bilimsel yöntemler kullanılır, bu yüzden genel okuyucu için sıkıcı olabilir. Bunlarda yazarın ideolojik görüşü tümüyle giderilememiş olsa da en aza indirildiği için geçmişin gerçeğe yakın bir değerlendirilmesi yapılır. Kanıtların büyük bir bölümü olayın çağdaşlarının yazdıklarına dayandığı için o kaynaklar da belirli bir dünya görüşünü yansıttığından başka kaynaklarla da karşılaştırılması gerekir.

 

Kaynaklarda kullanılan dil o zamanın dili olduğundan ve bu dil zamanla değiştiğinden kaynakların yazıldığı zamandaki geçerli anlamının anlaşılması önemli. Bu durum özellikle kutsal yazılar ve klasik eserler için daha da önemli. Bu eserlerde geçen sözcüklerin yazıldığı zamanki anlamı ile günümüzdeki anlamı farklı olabilir. Bu yüzden öyle kaynakların çapraz karşılaştırılması için o eserin çağdaşı başka kaynakların varlığı önemli.

 

Klasik kaynaklarda yazılanlar başka yöntemlerle de doğrulanabilir, örneğin arkeolojik bulgular tarafsız doğrulama aracıdır. Bir diğer doğrulama aracı etnolojik değerlendirmedir, olaylar ve olgular, o zamanın başka toplumları ve günümüz benzeri toplumları ile karşılaştırılır.

 

En önemlisi olaylar, yöneticilerin aldığı kararlar ve uygulamalar zamanın koşulları göz önünde bulundurularak değerlendirilir. Bu yüzden konu olayın geçtiği coğrafya, o coğrafyada yaşayan başka toplumlarla olan ilişkiler, ekonomik kaynakların dağılımı, ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler incelenmek zorundadır.

 

Özetle, araştırmaya dayanan tarih yazılarında çok çeşitli kaynaklara değinmek gerekir, bunlar birbirleri ile çelişebilir de. Bu yüzden olayların zaman ve mekan içinde ortaya çıkışları, aralarındaki etkileşimler, tutarlı bir biçimde incelenmelidir. Bu da haliyle genel okuyucuya sıkıcı gelebilir.

 

Değerli okuyucular, tarihsel konularda belirli bir kesime şirin gözükmek için popüler yaklaşımı seçmek yerine, öylelerinin eleştirisini göze alarak araştırmaya dayalı yazmayı sürdüreceğim. Esenlikler diliyorum.

 

Notlar

 

Not 1: Kesinlikle bir tarihçi olduğum savında değilim, benimkisi amatörce bir çaba. Araştırmalarımla hem kendim bir şeyler öğreniyor hem de bunları yararlanmak isteyenler paylaşıyorum.

 

Not 2: Elbette, genel, uygarlık, ulusal, politik, ekonomik, kültürel, akademik, vb. çok değişik tarih yazım türleri vardır. Ancak burada çok genel olan ikisine odaklanılıyor.

 

09 Temmuz 2024



Bu yazı 917 defa okunmuştur.

Mehmet Eken / 14-07-2024 21:11

Sevgili Osman Karadağ, bu makaleni dikkatlice okudum, faydalanmaya çalıştım. Son paragrafındaki ifaden beni üzdü. Tarihçi olmadığını, yazdıklarını hobi olarak ürettiğini belirtmişsin. Yedi tarih kitabın var. Çoğunun örneğini, eş değerlisini bulmak çok güç. Bütün bunlardan sonra, tarihçi olmanın tarifini duymak isterdim. Aşırı tevazu zarar verir. Bu zararın kişsel kısmını göğüslemeyi tercih edebilirsin. Ancak, muhteşem kitaplarına haksızlık ediyorsun. Onlar artık insanlık yararına eserlerdir. Amatör eserler olarak göstermeye hakkın yoktur. Dikkatsiz okuyucunun kitaplarınla buluşma motivasyonuna zarar verir. Söz konusu paragrafına muhalefetimi herkes duysun…



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

AKP Nasıl Kazanıyor?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI