Bugun...


Mehmet Özkan

facebook-paylas
Kızlara Miras
Tarih: 20-11-2021 11:52:00 Güncelleme: 20-11-2021 11:52:00


 

Yazın köye gittiğimde öğrendim ki bizim köyde evlenmeyen otuz delikanlı varmış. Sebebi kız bulamıyorlarmış. Bizim köy kasabaya çok yakın olduğundan bütün kızlarımız lise mezunu. Köydeki çalışma ve yaşam koşullarının zorluğundan kızlar köylere gelin gitmek istemiyormuş. Bütün kızların amacı şehirde işi olan birisi ile evlenip büyük şehirlere gitmek. Eskiden Doğuya gidip mezralardan para karşılığı yoksul kız alıp getiriyorlardı. Artık onlarında gözü açılmış aynı Suriyeli kızlar gibi. İstanbul’da veya kasabada bir daire alırsanız olur diyorlarmış. Köydeki gençlerden birisi bir gün şöyle bir laf etti

 

“Memlekette her gün üç dört kadın öldürülüyor. Totalde kadın açığı var. Kadın ve kız mı kaldı memlekette?  Bu yüzden evlenecek kız bulamıyoruz”

 

Miras demişken, Size komşu köyümüzde gerçekleşen olayı Saadet’in kendi ağzından sunayım.

 

Biz sekiz kız kardeşiz. En büyükleri benim. Babam oğlan çocuğu olmasını çok isterdi. Annemde bir oğlan doğurmak için dokuz doğum yaptı, çok istiyordu. Her doğumda heyecanla beklerdik. Her seferinde kız bebek olunca ailede moraller bozulurdu. Evdeki yas havası aylarca sürerdi, annem yeniden hamile kalıncaya kadar. Tekrar umutlanır ve heyecanla beklerdik yeni bebeğin doğmasını. Annemde her doğumda bizleri ve umutlarımız ters köşe yapardı. Babam tek erkekmiş ailesinde. Dedem de tek oğlan yapabilmiş. Babasından oğluna geçen bir beceriksizlik her halde!

 

Kızlar irili ufaklı evin içinde oynardık. Büyükler işlere koşar anneme yardım ederdi. Hepimiz bilirdik babamın gözünde değerimiz azdı. Babam oğlan çocuğu istiyordu. Komşularının oğlan çocuklarına nasıl sevecen baktığını, kıskandığını, imrendiğini izlerdik, üzülürdük babamın haline.

 

Annem de üzülürdü. Annemin kulağına Hüseyin bir daha evlensin belki yeni kadın oğlan doğurur sözleri geliyordu. Ayşe oğlan doğurmayacak Hüseyin’inin o kadar malı, mülkü ve arazisi kime kalacak. Hüseyin’in soyunu sürdürecek bir erkek evlat olmadı yakında adam kahrından ölecek. Milletin ağzı çuval değil ki büzesin.

 

Sekiz kızdan sonra Allah annemin yüzüne güldü. Bir oğlan bebek dünyaya getirdi. Bütün akrabalarımız, ailemiz, köyümüzde büyük sevinçle karşılandı. Babam çok mutluydu. Gülmekten ağzı kapanmadı o gün. Hemen üç tane koyun kesildi.  Yemekler hazırlandı, herkes davetliydi. Sanki evimizde düğün vardı, bayram vardı. Davetliler geliyorlardı. Bizim evde oturacak yer kalmamıştı. Komşu evleri misafirle için açılmıştı. Günlerce babamı tebrik etmeye annemi kutlamaya akrabalar tanıdıklar geldiler. Misafirlere etli pilavlar, çay tepsileri taşıdık.

 

Oğlumuzun adını İsa koydular. Peygamber adı olsun dediler. Bebek büyüyordu hepimizin gözü bebekteydi. Ağlamasına üç dört kişi birden koşturuyordu. Aman ağlamasın. Aman hasta olmasın. Evin neşesi bereketi oydu. Yürümeye, konuşmaya başladı. Söylediği kelimeler eğlence konumuzdu. O neşeliyse biz de neşeliydik, o ağlıyorsa bizde ağlamak olurduk, o hastaysa biz kızlarda hastaydık. O varsa biz vardık o yoksa biz yoktuk.

 

Anne babamızın gözüne girmek sevgisinden pay almak için oğlan ile oynar onun yörüngesinde bulunmaya çalışırdık. Bütün sevgi ışınları oğlanın üstüne akıyordu. Hatta bazı kardeşlerim oğlanı ağlatır sonrasında tokat yediklerinde annelerinin sevgisini tokat olarak almış olurlardı. Anne eli değmesi o bile yeterdi. İsa evde dolaşır biz kızlar gözlerimiz ile onu izlerdik. Hepimiz onun uydusu gibiydik.

 

İsa aşırı sevgi ve ilgi ile büyüdü. Babam her gittiği yere kendisi ile götürürdü. Büyüklerin toplantılarda yanında olurdu. Çok erken yaşlarda babamın arabasını sürmeye başladı. İsa evin prensiydi. Her şey onun ve geleceği için yapılıyordu. İsa da olup bitenlerin farkındaydı. Hepimizden küçüktü ama ondan çekinir ve ona saygı göstermek zorundaydık.

 

Ailemizin durumu çok iyi idi. Beş yüz koyunluk sürümüz ve on adet süt ineğimiz vardı. İki katlı evimiz, ahırlarımız, bahçelerimiz vardı. Traktörümüz ve babamın binek arabası da vardı. Sadece ekili sekiz yüz dönüm tarlamız vardı. Köyün zenginlerinden sayılırdık.

 

 Anne babamız bütün malı mülkü sağlıklarında İsa’nın üzerine yaptılar. İlerde olurda kızlardan bazıları İsa’dan mal almaya kalkar veya miras işleri peşine düşmesinler diye. Babamda bütün arazilerimizi tapuda İsa’nın üstüne geçirdi.

 

İsa’yı komşu köyden lise mezunu bir kız ile evlendirdik. İsa’nın eşi peş peşe bir oğlan biri kız iki çocuk doğurdu.

 

Babam vefat edince evin yönetimi aile reisi olarak İsa’ya kaldı. Ablalarının hepsi de evlenmişti.

 

İsa ise karısının ikna etmesi sonucu tapuda üzerinde bulunan her şeyi karısının üzerine kaydetmiş. Gizlice yapmışlar haberimiz yoktu.

 

Kardeşim İsa trafik kazasında öldü. Hepimiz perişan olduk. Günlerce ağlayıp yaslar tuttuk. Annem o yaşında saçını başını yoldu, yemeden içmeden kesildi.

 

Kardeşimin vefatı olayından sonra tapudaki her şeyimizin yengemizin üzerinde kayıtlı olduğunu öğrendik. Gelinimiz önce ehliyet aldı. Sonrada lüks bir araba aldı. Şehirde bir ev alıp taşındı. Arazileri de kiraya verdi. Antalya’dan bir yazlık aldı. Yazın beş ay Antalya’da kışın şehirde kalarak hayatın keyfini çıkarıyor. Altında araba nerde bir davet,  eğlence, düğün dernek varsa gelin hanım orada.

 

Sekiz kız kardeş ise yoksullukla geçinip gidiyorlar. Babam kızların hiç birisini ilkokuldan sonra okutmadı. Dört tanesi büyük şehirlerde kiralık evlerde yaşıyorlar. Ekonomik durumları iyi değil. Diğer kız kardeşlerim bizim köy ve komşu köylerde yaşıyorlar ve onların durumu köyün imkânlarından dolayı daha iyi. Neticede kız kardeşlerimizin hepsi yoksul. Günlük gıda, elbise, eğitim ve sağlık giderlerini zor karşılıyorlar.

 

Babamın, annemin ve biz kızların bir ömür boyunca çalışarak edindiğimiz bütün varlığımızı şimdi başka bir kız yiyordu. Bizim kabahatimiz ise kız olmaktı. Erkek evlat diye bütün mal varlığımız erkek kardeşimize verildi.

 

Bu satırların yazan kişi olarak kendi ailemdeki kadın miras olayını anlatayım. Annemin babasından kalan Yozgat’ın Yerköy ilçesinde yüz eli dönüm tarlası vardı. İlçe sonradan kurulup büyüdüğü için tarla çok kıymetlendi. Benim gençliğimde tapu kadastro memurları köyümüze geldi ve tapuları yenileniyorlardı. Annem ve teyzem “Biz erkek kardeşimizden mal almayız” dediler. Hiçbir şey almadan imza attılar. Çok kişi annemi ve teyzemi uyardı yanlış yapıyorsunuz diye ama söz dinlemediler. Tapu memuru bile bacım yapmayın demiş. Dayım erken vefat etti. O tarla üç yüz ve dört yüz metre karelik parseller halinde dayımın çocukları ve eşi tarafından satıldı ve halen ellerinde satılık parseller var. Bizler mirastan pay almayan iki bacının çocukları olarak yıllarca yoksulluk içinde yaşadık.   



Bu yazı 2471 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI