Bugun...


Mehmet Özkan

facebook-paylas
Tuzlu Pilav
Tarih: 05-03-2022 09:00:00 Güncelleme: 05-03-2022 09:00:00


 

Türklerde ordu en büyük örgütlü güçtür. Devleti yöneten, milletin sosyal hayatına şekil veren yönetici bir organizasyon. Tarihsel karakteri böyle. Askeri bir yönetim şeklimiz var. Asker bir toplumuz da denir. Osmanlı'dan beri bazı padişahlar çeşitli saray darbeleri ile ulu makama gelmişlerdir. Başarılı veya başarısız her girişimde gücü eline geçirenler muhalif kesimleri ve düşüncelerini cezalandırmıştır.

 

1960, 1971, 1980, 1996 ve 2015 darbe ve benzeri girişimler sonucu karşıt görüşlü devlet memurları mesleklerinden atılmışlar. 

 

1982 yılında ben de darbeciler tarafından subaylıktan atılmıştım.  İş arıyordum. Sakıncalı olduğum için kimse iş vermiyordu. 

 

Canım sıkılıyordu, üzgündüm, yorgunum, kederli ve dertliydim.  Polislerin yakınlarıma uğrayıp benim nerede olduğumu ara sıra sormaları da tedirginlik ve huzursuzluk yaratıyordu. Bulutlardan ve yıldızlardan umut bekliyor, yerlerden süpürgeyle çareler süpürmeye çalışıyordum. Yerde ve gökte Allah ile yardımsever kullarını arıyordum. 

 

Sağ olsun, İstanbul Topkapı sanayi sitesinde tamirci bir akrabamız beni geçici olarak yanlarına almıştı.  Onların para işlerine bakıyordum. Yazın işleri çok yoğun olurmuş bu yüzden beni işe almışlardı. Kalacak yer buluncaya kadar patron beni evine götürüyordu. Patronun evine istemeyerek de olsa gidiyordum. Çaresizdim, üzülüyordum. Ama ne yapacaksın.

 

Akşamları da ek iş yapma arayışına girdim. Komşu köylümüz lise arkadaşım Akif, bir görüşmemizde; 

 

“Akşamları Topkapı Sur içinde pazar kuruluyor. Seyyar satıcılar, işportacılar herkes bir şeyler satmaya çalışıyor.  Ben de orada tekstil atölyelerinden getirdiğim giysileri satıyorum. Bana uğra beraber yapalım” dedi.

 

Akif’in verdiği adrese, sözleştiğimiz saatte gittim. Tekstil atölyesinde. Defolu ürünleri alıp ucuz satacaktık. Sarı renkte yirmi ceketi atölyeden aldık. Ağustos sıcağında adam başı on ceket aldık. Büyük olan beş tanesini üst üste giydik ve diğerleri de elimizde, taksi durağına kadar ceketleri götürmemiz gerekiyor. Hayatımda o kadar terlediğimi, yorulduğumu ve nefessiz kaldığımı hiç hatırlamıyorum. Öyle bir şey de başıma gelmemişti. Sonunda ceketleri Topkapı sur içine getirdik. Başında bekledik. Akşam karanlığında satmaya başladık. Çok ucuz sattığımızdan kısa zamanda hepsini satıp evimize gittik.

 

Ertesi gün akşam yine Topkapı sur içinde buluşmaya karar verdik. Ben biraz erkenden gittim. Tam Topkapı sur içine girecektim, Akif kolumdan tuttu. 

 

”Sakın sur içine girmeyelim, hemen uzaklaşalım” dedi.

 

“Ne oldu, neden buradan uzaklaşalım“ dedim

 

Akif,

 

”Dün sattığımız sarı ceketlerin renklerinde ton farkı varmış. Gece belli olmuyordu. Gündüz satın alanlar ceketinin yarısının diğer yarısına göre farklı sarı renkte olduğunu anlamışlar. Dün bizden ceket alan üç kişi gördüm elinde ceket ile bizi arıyorlar. Hemen kaçalım buradan” dedi.

 

Büyük tüccar olma hayalim, ilk ticari işimizde son bulmuştu.


Bir gün halamın öğretmen oğlu çalıştığım yeri öğrenmiş ve yanıma geldi. Beni orada ve o halde görmek onu üzmüştü, yüzünden anladım. Akşama beni evine götürdü. Önce bir banyo yaptırdılar sonra yemeğe oturduk. Kayınvalidesi de yanımıza geldi. Zaten altlı üstlü oturuyorlardı. Kadında benim halime acıdı. Moral olsun diye bir hikâye anlattı.

“Eski zamanlarda yolcular hanlarda mola verirlermiş. Bir gün yolcu hanına bir kervan gelmiş, tüccarlar handa mola vermişler. Hancı misafirler için akşam yemeği olarak pilav pişirmiş. Yemeği masaya koyunca çok fazla tuzlu olduğu anlaşılmış. Tüccarlar yemeği yememişler; parasını vermişler, başka yemek yaptırmışlar. Hancı, tuzlu pilavı dökmek üzereyken aklına gariban, yoksul aç yatan birisi gelmiş. Pilavı götürüp o garibana vermiş. Günlerdir midesine doğru dürüst bir şey girmeyen gariban, bedava yemeği görünce hepsini iştahla yemiş.

 

Gece yarısı müthiş bir karın ağrısı ile uyanmış. Tuvalete girmiş. İshal ve karın ağrısı varmış. O sıkıntı, telaş, ağrı ve acıdan, ıkınırken, zorlanırken tuvalet taşını sökmüş. Bir de ne görsün taşın altından bir küp altın varmış. “

 

Kadın bu hikâyeyi anlatırken, 

           

”Senin de çektiğin bu sıkıntılar ilerde bir gün sana bir küp altın olarak geri dönecek evladım” demişti. 

 

Kadının dediği gibi, işlere ve hayata  öyle sarıldım ki iyi para kazandım. Gençliğimde parasızlık ve diğer sıkıntılar görmeme rağmen, şimdi ekonomik olarak rahatım.

Tuzlu pilav bende de etkisini gösterdi.



Bu yazı 1270 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI