Bugun...


Mehmet Özkan

facebook-paylas
Devrimci Bektaş
Tarih: 07-07-2024 16:23:00 Güncelleme: 07-07-2024 16:23:00



 

İyi kötü Liseyi bitirdim. Ama nasıl, bir de bana sorun. Solcu öğretmenler, dersine girmesem bile tam not veriyorlardı. Sağcıları da tehdit ediyorduk. Hatta, sokakta bir ikisini düşmüşlüğüm de var. Birisi de amcamın kiracısıydı. Fizik, Kimya, Edebiyat derslerine sağcı hocalar derse giriyordu. Olmadı mı araya adam koydum. Liseyi bitirdim. 


 

Benim okuldaki en iyi yaptığım iş sağ sol kavgalarına dövüşmek. Herkes kaçmaya, uzak durmaya çalışırdı. Ben dayak da yesem kavganın tadına doyamazdım, çok zevk alırdım. Lise arkadaşlarımız ile hafta da bir karşılıklı dayak atar ve dayak yerdik. 


 

Hani sanayide çalışan çıraklar var ya hergün kalfadan patrondan dayak yer, azar işitir ve aşağılanır. Hafta sonu Büyük futbol takımları taraftarı olarak sebepsiz yere kavga çıkarır, birbirlerine saldırırlar. Büyük heyecan Yaşar, dayak yer dayak atar, psikolojik olarak rahatlar, stres atar ağzı burnu dudağı patlak şekilde evlerine giderler. Önümüzdeki maçlara bakalım derler ya. Bizimki de o hesap. 


 

Bizim takımların de adı Fenerbahçe - Galatasaray değilde Komünistler ve faşistlerin kavga takımları. Biz onlara faşist, onlar bize komünist diyordu. Ben korkusuzca dövüşür iyi dayak atardım. Yediğim dayakkarın haddi hesabı yoktu, sorun etmezdim, hatta bana iyi gelirdi. Fizik tedavi gibi, sırt ağrılarıma ve kaslarıma iyi gelirdi. Terapi, masaj gibi bir şeyler. Çok faydasını gördüm. 


 

Liseden mezun olduk. Arkadaşları üniversite heyecanı sardı. Ama ben de en ufak bir heyecan yok. Üniversite giriş sınavını kazanmam mümkün değil kazansam okulu bitirmem hiç olası değil. 


 

Üniversiteden iki abi mahallemize gelmişti. Bizi örgütleyeceklermiş. Fraksiyonklarda adam kafalama işleri başlamış, herkes benden olsun da nasıl olursa olsun anlayışında. Abiler de bizim kafalamaya gelmişlerdi. 


 

Birisi bize hitaben, “Arkadaşlar bizim örgütün adı. “halkın teferruatı”. Önce halkı tanıyacağız, sonra bilinçlendireceğiz, en son aşama da silahlı devrim savaşını başlatacağız. Halkı tanımayı şimdilik erteleyeceğiz, acelemiz var, bir ara fırsat bulursak tanırız. Hepimiz anne babamızı tanıyoruz. Halk onların toplamı neticede “


 

Durgun bakışlarımdan, söylediklerinden bir şey anlamadığımı tahmin eden uzun boylu abi bana, “ Bektaş, öncü savaşı hakkında fikirlerini söyleyebilirmisin? “dedi. 


 

Ben, “söyleyemem, çünkü bu konuda fikrim yok. Ben bu devrimcilik işinin teori kısmını pek anlamıyorum, hatta sevmiyorum. Ben devrimci pratikte iyiyim. Bana bir faşist göster, onu çok iyi döverim. O kadar“


 

Abiler gülerek “tamam Bektaş senin namını duyduk, seninle özel konuşacağız. “


 

Toplantı bittikten sonra iki üniversiteli abiyle başbaşa kaldım. Uzun boylu olanı, “Bektaş, bizim universitede faşistler çoğunlukta, her gün dayak yiyoruz. Senin gibi iyi bir dövüşü lazım. Bizim üniversiteyi kazanman lazım. Sana kurs verelim, seni bizim arkadaşlar sınava hazırlasın. Ne dersin? “


 

“Abi, boşverin benim sınav kazanma işimi. Ben fizik ve kimya dersine hiç girmedim ki. Boşuna zahmet etmeyin. Bu iş kursla olmaz. “


 

“hemen olmaz deme. Sonra görüşürüz. “


 

Bir hafta sonra bir arkadaşım eve geldi. Bektaş, “abiler seni çağırıyor. ”dedi. Abilerin yanına gittim. 


 

“Bektaş sana güvenmek istiyoruz. Senin için bir arkadaşımız büyük risk alacak. Senin yerine sınava girecek. Sana bir mühendislik bölümü kazandırır. Kendisi Hacettepe tıp fakültesinde okuyor. Olay açığa çıkarsa arkadaşın okul hayatı biter. Var mısın. Güvenebilir miyiz sana?”


 

Ne diyeyim. Şaşırdım kaldım. Ben kim mühendislik kim. Hem de garanti. Nasıl yok derim. 

Babam, benim mühendisliği kazandığımı görünce ne yapar. Allah etmesin adam kafayı sıyırır. Adam sürekli bana senden bir bok olmaz derdi. Ya şimdi. Bu tarihi fırsatı kaçırmadım tabii hemen evet varım, hem de ölümüne, bana güvenebilirsiniz dedim. Artık gerisi evrak kayıt matbuat işleri. Eve dönüşüm mühendis gibi oldu. Yürüyüşüm tam uymadı, olsun, zamanla olur. 


 

Üniversite sınav sonuçları öğrencilerin ev adreslerine gelmeye başlamıştı. Bende çarşıdan ellerim cebime ıslak çalarak eve geliyordum. Akşam olmuştu, yemek zamanı. 



 

O da ne? Bizim evin önü anababa günü, bütün mahalle toplanmış. Çocuklar beni görünce koşarak geldiler. Bana sarıldılar. “abi sen Maden mühendisliğini kazanmışsınız. “


 

“Maden mühendisliği mi? O da ne, neye yarar ki. 

Demek abiler bana bunu uygun görmüşler. Haklılar, demir, taş, kaya gibi adamım. “


 

Alkışlar arasında eve girdim. Babam ve komşu akraba erkekler misafir odasında oturuyorlar. Annemin yüzü gülüyor. Evde herkes neşeli, cümbüş havası var. 


 

Babamın elini öptüm. En alt sıra kapının yanında bir mindere de ben oturdum. Herkes bana bakıyor. Sanki gökten inmişim. 


 

Bizim kasabada iki kişi üniversiteyi kazanmış. Biri mal müdürün kızı Nilay, herkesin beklediği başarı. Kız her sene sınıfın birincilikle bitirirdi. Bir de ben, üniversiteyi kazandığıma herkes şaşırmıştı zira her yıl sonuncu olurdum. Kopya, alavere dalavere ile idare eder, bizden yana öğretmenlerin desteği, karşıt görüşte olanları da tehdit eder, hatta öğretmen not defterine kendi notumu kendim yazdığım durumlar bile oldu. 


 

Ali dayım cemaate, benim haylaz, tembel ama çok zeki olduğumu söylüyordu. Yorumlar birbirini tutmasa da çok iyiydi. Bir iki amca daha beni öven laflar ettiler. 


 

Babam ara sıra yan gözle bana öyle bakıyordu ki “ulan Bektaş ne halt ettin yine? “der gibi. 


 

Ertesi gün çarşıya çıktım. Arkadaşları görmeye, bir de benim başarımı konuşmaya. Kimya öğretmenim ile karşılaştım. Sırıtarak , “ Aferin ulan, kutlarım. Hayret, Neandertaller de sınav kazanıyormuş.” Canımı sıktı. Faşist işte boşuna dövmedim ben bu adamı. 


 

Okul kaydı, yurt işlerinin hepsini sağ olsunlar abiler yoldaşlar hal etmiş. 


 

Heyecanla okulun ilk günü sınıfımı arayıp buldum. Rastgele bir sıraya oturdum. Sınıfa giren çıkan heyecanlı tanışan bir birlerine sarılan arkadaşları seyrediyordum. Belli ki hepsi alın teriyle kazanmışlar, yalnız oturan ben ise özel görevli öğrenci. 


 

Sınıfa dört kişi geldi, tahtanın önünde durdular, içlerinden birisi, “Hemşehrimiz Bektaş Yıldırım burada mı? Kendisi ile tanışmaya geldik. “dedi. Yüzlerine baktım, beni tanımıyorlardı. İşi anladım. Bunlar karşıt görüşlü, benim bu bölümü kazandığım bunlara iletilmiş. O gün sessizliğe yatarak hoş geldin dayağından kurtuldum. Ben buraya niye gelmiştim ki! 


 

Üniversitedeki eğitimim iyi gidiyordu. İlk yıl çok gayret sarf ettim. İki kayıp ile sezonu kapattım. Bir dişim kırıldı, birde kolum. 


 

Devrimci mücadele son hız gidiyordu. Bu kez de kendimizi Çinçin bağları semtinde savunma barikatlerinde bulduk. Faşistler mahalleyi ele geçirmesinler diye. Sabahtan saat on bire kadar çatışma olur , hangi gurup kazanırsa ertesi sabaha kadar mahalle devrimci veya milliyetçi olur. Sabah tekrar çatışma başlar, kağıtlar yeniden karılır, silahlar dağıtılır, en fazla on kişilik grupların kavgası böyle başlar ve biter. Halk, tedirgin, çocuklarını korur, her iki silahlı gruptan uzak durur, korkudan iki gruba da siz olmazsanız şöyle kötü olur gibi laflar ederdi. Hiç bir şeye karışmaz destek olmaz ve çok rahatsız olurdu. Halkı bilinçlendirmeye zamanımız yoktu, devrimin acelesi vardı, bir de bu sağcılar başımıza musallat olmuşlardı.


 

Bir gün barikatın önünde nöbetteyim. Arkadaşlar devrim ve sonrası hakkında eğitim ve bilgi notu dağıttılar. Boş durmayalım diye. Kurulacak sosyalist sistemde anayasasını ben mi yazacağım. Notları cebime attım. 


 

Bir hafta sonu karşıt görüşlüler bizim kantini bastı. İki grup bir birimize fena girdik. Her iki tarafta ağız, burun ve okulda kırılmadık cam sandalye kalmadı. Polis ekipleri bizi arabalara doldurdular ve emniyet müdürlüğüne götürdüler. Büyük bir salona koydular. Salonun yarısında biz diğer yarısı da karşıt görüşlüler. Polisler arada olta atıp geziyorlar. 


 

Polisler ara sıra nasihat ve öfkelerini kusuyorlar. “ Ulan siz manyak mısınız? Ne diye kavga ediyorsunuz mahalle çocukları gibi bizi uğraştırıyorsunuz. Çocukken hiç mi kovboyculuk oynamadınız. Ananız, babanız sizi okuyun adam olun diye Ankaraya göndermiş. Siz her hafta karakoldasınız, emmiyet müdürlüğündesiniz. Benden çok buraya geliyorsunuz. Sizi hiç anlamıyorum. “ 


 

Canı sıkılan nöbetçi polis bir öğrenciyi kaldırıp istiklal marşı söyletiyor. Sonra bir başkasını. Böylece devletin temellerini biraz daha sağlamlaştırıyordu, aklınca. 


 

Akşam olmuştu. Karnımız iyice acıkmıştım. Dışarıdaki arkadaşlar yemek göndermeleri gerekiryordu. Ama yemek gecikmişti. Faşistlerin yemeği daha önce gelmişti. Sağ olsunlar bize yemek getirdiler, bizimle paylaştılar. Bizim yemeğimiz geldiğinde de biz de onlara biraz verdik. “


 

Polis “Birbirinize yemek verecek kadar seviyorsunuz da niye kavga ediyorsunuz? Merak ediyorum, neyi paylaşamıyorsunuz?” 


 

Babam da sıkıştırıyor, okul ne zaman bitecek diye. O da haklı yedi yıl olmuş. Ben, yeni üçüncü sınıftan ders alıyorum. Ne okulun biteceği var, ne de kavga dayak işlerinin biteceği. 


 

Kenan Evren darbesi gelince bizim eğitim maceramız bitti. Mamak askeri cezaevinde arkadaşlar ile buluştuk. Epey zevkli ve meşakkatli günlerden sonra kendimi kapının önünde buldum. Tek başıma, yapayalnız. Ne sigara uzatacak bir arkadaş, ne akşam yazıya çıkacak bir yoldaş. Bindim otobüse baba evine geldim. Elimde eski kırık bir öğrenci valizi ile. 


 

Babam evin giriş terasında,(bizim orta Anadolu'da hayat deriz) hayatta oturuyordu.   Bana çok yaşlanmış geldi. Öyle ya yıllardır kendi yüzüm dahil kimsenin yüzüne baktığım mı vardı? Bana yine anlamı anlamlı baktı. Anlamaz mıyım bu bakışların ne dediğini? Yedi senedir adam bana para gönderiyor, ben cebimde mühendislik diploması yerine Mamak cezaevinden tahliye kağıdıyla gelmişim. Suçlu gibi yere baktım. 


 

Sonunda toparlanıp doğruldu, “canın sağ olsun evladım. Memleketin başına büyük bir bela sardılar. Gençlerimize yazık ettiler. Sen sağ salim geldin ya bu bize yeter. Hadi git anneyin yanına, sana yemek versin. Banyo yap. İyice dinlen. İşimize bakalım. Kenan paşanın adamları sen çok dövdü mü? “


 

Kafamı hayır anlamında yukarı kaldırdım. Dayak kaşarlısı olarak adamcağızı üzmeye gerek görmedim. 


 

Geçen gün annem, “Bektaş, senin eski valizin içinde bu kağıtları buldum. Şunları al bir bak tapu mu senet mi, ne bunlar. “

 

Kağıtları aldım tek okumaya başladım. Bir de ne göreyim. Maden mühendisliği geçici mezuniyet belgesi. Vay be! Arkadaşlar boş durnamışlar. Ben onların yerine çok dayak yedim, onlar da karşılığını vermişlerdi. Benim yerime ders çalışıp sınavlara girmişler. Arkadaşları takdir ettim. Ama diploma mühendislik, beni hiç memnun etmedi, ne işime yarar ki. 


 

Diğer kağıtlara baktım. Evet, barikatın önünde bana verilen, benim cebime attığım bilgi notları. Onları yırttım çöpe attım. Devrim yapamadık ki hayalimizdeki ülkemizin anayasa taslağını, ne yapayım ben. 

 

Bazen düşünüyorum da eğer devrim yapsaydık, arkadaşlar bana hangi koltuğu uygun görürlerdi. Eğitim ve turizm bakanlığı koltuğu olmayacağı kesindi. Karakol ve emniyet müdürlüğü çok uygun olurdu. Bildiğim yerlerdi. Ne yapalım, olmadı işte. 






 



Bu yazı 506 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

AKP Nasıl Kazanıyor?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI