Bugun...


Mehmet Özkan

facebook-paylas
Deli Kiraz
Tarih: 27-08-2021 11:33:00 Güncelleme: 27-08-2021 11:33:00


Ailesi yoksuldu. Dayıları, deniz kenarındaki verimsiz arazileri annesine vermişlerdi. Bataklık, sazlık ve tuzlu topraklarda hiç bir şey yetişmiyordu. Mal paylaşımında, kızların kaderi verimsiz çorak arazilere razı olmaktı. Alsan alınmaz, satsan satılmaz, tarım toprağı değildi, o zamanlar para etmiyordu. Babası hiç bir şeyi olmayan komşu dağ köylerindendi.

 

Komşuları, günlük işlerine, ücret karşılığında, iş oldukça anne babasını çağırıyorlardı. Kiraz'da on yaşını bulunca çalışmaya başladı. Ceviz kabuklarını temizleme, bazen zeytin, sebze ve meyve toplama işlerine gidiyordu. Biraz büyüyünce çapa işlerini de yapıyordu.

 

Kiraz on yedi yaşına geldiğinde mahallede ailesi biraz varlıklı olan Osman peşine düşmüştü. Uzaktan bakmalar, süzmeler. Kiraz'ı yalnız yakaladığında “Seni seviyorum, senin için ölüyorum” demeler. Gençlik, o da etkilenmişti. Artık Kiraz da Osman'a gülümsüyordu. Kirazın da kanı kaynamış, o da aşık olmuştu, onunki ise gerçek aşktı. Her gün uzaktan da olsa Osman'ı görmek istiyordu. İçi kıpır kıpır oluyordu.

 

Eskiden Anadolu'nun bazı yörelerinde, kadınları bağ evinde rakı masalarında oynatmak, dağa kaldırmak gelenekleri vardı. Alemciler severdi, bir erkeklik şanıydı. Bu işlere daha çok pavyon ve genel evlerinden kader kurbanı kadınlar getirilirdi. Ağır misafirler bu şekilde ağırlamak onur vermek o dünyanın bir ritüeliydi. Ama sarhoşlar nadir de olsa bazen fakir gariban arkası kuvvetli olmayan ailelerin kadınlarına kızlarına da bela olur hayatlarını karartırlardı.

 

Türkiye'nin ilk komünistleri Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz'de katledip denize atıldılar. Mustafa Suphi'nin eşi Maria kocasının katilleri tarafından tecavüze uğradı, içki masalarına meze edildi. Çeteden çeteye gönderildi. Eşkıyalar arasında dolaştırıldı, bağ evlerinde içki masalarında oynatıldı, tecavüz edildi ve katledildi. Yabancısı olmadığımız bir kültür.

 

Erkekler dünyasında, bazen mahallede kulaktan kulağa fısıltı gelir: içki, kumar ve başka değişik erkek mekanlarına: “Çok genç ve güzel birisi var, sigara parasına ilişkiye giriyor” diye. Evli, bekar, mal mülk ve makam sahibi bütün erkekler gider sözü geçen kızla ilişkiye girerler. Bu eylemler ile sanki erkekliğini kanıtlıyorlardı. Erkek bir fırsat bulmuş kaçırır mı? Kadın bir hacettir, cinsel ihtiyaç gidericidir, alınır satılır, dövülür, baba evine gönderilir, bunların çoğu kültürümüzde vardı.

 

Rakı masasında arkadaşları sordu "Osman, sen Kiraz ile evlenecek misin?".

Osman “Yok yahu, gönül eğlendiriyorum, fırsatını bulursam işini bitireceğim” dedi.

“Haklısın onunla evlenmek sana yakışmaz. Ondan faydalanıp bırakmak lazım”.

Osman “Ben de öyle düşünüyorum”.

 

İyice kafayı bulunca birisi “Osman Kiraz'ı dağa kaldıralım” dedi.

Osman "Olur mu, ama nasıl olacak bu iş”

“Sen al arabayı, evlerinin önüne git, gördüğünde gel bir şey konuşacağını söyle. Arabayla biraz dolaşalım de. Yol sapağında dur biz orada arabaya bineriz”

 

İçkinin etkisiyle bu fikir Osman'ın da hoşuna gitti. Hemen kalkıp işe koyuldu. Evlerinin önüne park etti. Kiraz Osman'ı görünce el etti. Hal hatır sordu.

Osman ”Gel, arabayla mahalle de bir tur atalım, seninle bir şey konuşmak istiyorum “dedi. Aklına kötü bir şey gelmeyen Kiraz arabayı bindi.

Osman arabayı çalıştırdı, arkadaşları ile sözleştikleri buluşma yerinde durunca arabanın içine arkadaşları doluştular.

 

Hepsi sarhoş, ve içki kokuyorlar. Kiraz tehlikeyi gördü ve bağırmaya başladı. Tokatlar peş peşe suratına indi, birisi ağzını kapattı ve araba hızlıca köyden uzaklaştı ve dağ yoluna saptı. Arabada beş sarhoş kişi vardı.

 

Kiraz'ı dağların karanlık kuytu bir yerinde ellerinden tuttular, tokatlar tekmeler eşliğinde soyup hepsi sırayla üzerinden geçti. Kiraz'ın feryatları, çığlıkları kaz dağlarını sarstı ama Allah'tan Peygamber'den bir yardım gelmedi.

 

Üç gün üç gece adamların tecavüzleri devam etti. Ayıldı, bayıldı gece oldu, sonra sabah oldu. O yine ayıldı tekrar bayıldı. Yine gece oldu. Adamların kahkahalarından başka bir şey duymaz olmuştu.

 

Dördüncü gün jandarma izlerini bulmuştu. Jandarma, adamların hepsini yakaladı ve nezaret attı. Kiraz hastaneye götürüldü. İki ay hastanede kaldı. Yoksulluk, garibanlık ve güvendiği adam onun geleceğini karartmış, kaderini kötü yapmıştı.

 

Zavallıcık, baba evine geldi. Kimsesizlik böyle bir şeydi. Kaderine, Allah'a Peygamber'e isyan edip ileri geri konuşuyor, bazen küfür ediyor, dalıp dalıp gidiyordu. Kendini bilmez olmuştu. Artık adı “deli Kiraz” olmuştu.

 

İki yıl sonra okulda hademe olarak çalışan kimsesiz, gurbetçi topal Salih, aracıların önerisiyle Kiraz'a talip oldu. Yoksul, başka şehirden gelmiş yabancı, yalnız yaşayan ve topal diye kimsenin kız vermediği Salih çoktan razıydı Kiraz ile evlenmeye. Kiraz'ın başka bir şansı yoktu. Kimse onunla evlenmezdi. Mecburen evlendi. Anne babası biliyordu, başına böyle kötü şeyler gelen bir kızı gelecekte daha büyük tehlikeler bekliyordu. Elde puşt namussuz çoktu.

 

Salih ile evlendi. Evi yuvası olmuştu. Çocukları olunca yüzü gülüyordu. Günler çabuk geçiyordu. Saçlarına aklar düşmüştü. Yarı tok geçinip gidiyorlardı.

 

Aradan yıllar geçti. Ülkede yoksulluk azaldı, insanlar para görmeye başlamıştı. Denizlere yakın sahillere yazlık yapma furyası başladı. Sahilde arazisi olanlara, emlakçılar ve müteahhitlerin ziyaretleri çoğaldı. Kiraz ile Salih elli yaşını geçmişlerdir. Salih emekli olmuştu. Arazilerini bir kooperatife elli daire karşılığı verdiler. Şimdi Salih elli dairenin kiralarını toplamaktan yoruluyor, yetiştiremiyordu.

 

Her ay topladığı kiraları Kiraz'a getiriyor. Kiraz sabah bankaya götüreceği paraları akşam halının üzerinde yığıyor, desteleri sayıyor, çoğu zaman paraları uzun uzun seyrediyor. Geçmişe dalıp gidiyor. İnsanlar yaşlanınca sık sık çocukluk, gençlik ve geçmişi hatırlıyorlar. Kiraz'da de yaşıtları gibi sık sık geçmişi düşünür kederlenirdi. Halının üzerindeki para yığınını görünce geçmişindeki acı, kaz dağlarını yerinden oynatan çığlıklarını ve feryatlarını anımsıyordu.

 

Sahip olduğu daireler annesinden kendisine miras kalan arazilerden elde etmişti. Bankada çok parası vardı. Ama Parayı sevmiyordu. Parasızlığın ve güçsüzlüğün onun, bedeninde, kalbinde, ruhunda açtığı yaralar, aradan otuz yıl geçmiş olmasına rağmen hiç iyileşmemişti. Daha da kanatıyorlardı. Bir daha Allah'a isyan etti.

 

Mahalle de komşum, Kiraz'ın geçmişini bilen, yaşlı Ayşe teyzeyle sohbet ederken, Ayşe teyze oradan geçmekte olan Kiraz Hanıma “Bak kızım, gençliğinde o kötü olay başına geldiğinde, Allah'a Peygamber'e laf söyleyip durdun yıllarca, adın deli Kiraz oldu. Ama gördün işte Allah seni de sonunda güldürdü, unutmadı. Senin çektiğinin karşılığını verdi” dedi.

 

Kiraz da “Benim bir kere Allah'a işim düştü, onu orada göremedim. Parasını da dairesini de istemiyorum” dedi.

 

Ben de merak edip komşum Ayşe teyzeye Kiraz'ın başına gelenleri anlattırdım.

 



Bu yazı 4622 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI