beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort
Bugun...


Hakan Muhtar

facebook-paylas
KÜRESEL GÜÇLERİN AY'A GİTTİK MASALLARI
Tarih: 20-07-2026 11:15:00 Güncelleme: 20-07-2026 11:15:00


Sevgili okurlar, bugün köşemizde arkamıza rahatça yaslanıp küresel güçlerin vizyona soktuğu, en prestijli sinema ödüllerine taş çıkartan o meşhur bilimkurgu serisini en ince ayrıntısına kadar masaya yatırıyoruz. 

 

Hani şu milyarlarca insanı siyah beyaz ya da renkli televizyon ekranlarının başına kilitleyip "Aha bakın, vallahi de bastık, billahi de yürüyoruz, hatta orada toz kaldırıyoruz" dedikleri meşhur Ay hikayesi var ya, tam olarak ondan bahsediyorum. 

 

Hollywood senaristleri, yapımcıları ve usta yönetmenleri gerçekten bu işi, kitleleri manipüle etme sanatını çok ama çok iyi biliyorlar. İnsanlığı saf, salak, enayi yerine koyup trilyon dolarlık devasa bütçelerle stüdyolarda çekilen bu kozmik düzmeceleri öyle bir ambalajlıyorlar, üzerini öyle parlak jelatinlerle kaplıyorlar ki, izlerken insanın "Yahu bu kadarı da bizim eski Yeşilçam filmlerinde bile olmaz, Cüneyt Arkın bile dünyayı kurtarırken bu kadar abartmadı" diyesi geliyor. Ama ne yazık ki koca dünya, patlamış mısır eşliğinde büyük bir iştahla izlenecek bu ucuz senaryoları yıllardır insanlığın en büyük ortak başarısıymış gibi yutmaya devam ediyor. 

 

Biz de bugün bu büyük illüzyonun perdesini biraz aralayalım ve arkadaki matrak dekorları hep birlikte inceleyelim.

 

Düşünün bir kere; bilgisayar teknolojisi dedikleri şeyin daha henüz emekleme aşamasında olduğu, evlerdeki televizyonların arkasında kocaman tüplerin ısındığı, cep telefonunun hayal bile edilemediği, hatta insanlığın daha doğru dürüst çamaşır makinesini mükemmelleştiremediği o eski yıllarda, küresel abilerimiz bir araya gelip "Hadi bu ara canımız çok sıkıldı, Sovyetler ile de aramızı kızıştıralım, şöyle görkemli bir Ay'a gidiş filmi çekelim de ortalık şenlensin, kasamız para dolsun" diyorlar. Tabii ki işin arkasında koskoca bir sinema endüstrisi, devasa spot ışıkları, özel efekt uzmanları ve illüzyon sanatı var. Işıkları ince ince ayarlıyorlar, krater görünümlü dekorları stüdyonun ortasına kuruyorlar, arkaya simsiyah bir fon bez yerleştirip üzerine birkaç tane yapay yıldız efekti serpiştiriyorlar ve ardından set amirinin "Kayıt!" sesiyle motor sesleri yükseliyor. Biz de dünyadaki sıradan faniler olarak, ekran başında sanki çok büyük bir tarih yazılıyormuş gibi bu muazzam tiyatroyu gözlerimizi kırpmadan, büyük bir hayranlıkla seyrediyoruz. 

 

Gerçekten insanı saf yerine koymanın bu kadar organize, bu kadar kurumsallaşmış ve bu kadar profesyonel bir yolu herhalde dünya sinema tarihine altın harflerle yazılmalıydı. Bu senaryoyu yazan eller, yöneten gözler kesinlikle büyük bir alkışı hak ediyor; çünkü uydurdukları bu devasa yalanla birkaç nesli büyülemeyi başardılar.

 

UZAYDA BİR ÇEKİRGE MİSALİ HOPLAMAK VE ZIPLAMAK

 

Gelelim şu meşhur, hepimizin hafızalarına kazınan o siyah beyaz, cızırtılı Ay yürüyüşü görüntülerine. 

 

Neymiş efendim, Ay’da yerçekimi dünyadakine kıyasla çok azmış, o yüzden astronot abilerimiz orada adeta birer kuğu gibi, birer balerin gibi uzay boşluğunda süzülüyorlarmış. Yahu arkadaş, o görüntüleri birazcık dikkatli, birazcık mantık süzgecinden geçirerek izleyen her aklı başında insan haklı olarak sorar: Bu adam uzay üssünde yıllarca ağır eğitimler görmüş, fizik öğrenmiş, mühendislik bitirmiş ciddi bir bilim insanı mı, yoksa hafta sonu çocuk parkında trambolinden tramboline deliler gibi atlayan, neşeli bir çekirge mi? Adam Ay yüzeyinden dünyaya doğru ya da yukarıya doğru bir zıplıyor, sanki botlarının altında gizli yaylar var. Hop uzaya doğru hafifçe yükseliyor, hop yavaş çekimde geri düşüyor. Çekirge misin lan sen? Çekirge gibi oradan oraya hoplayıp zıplamak koskoca bilim misyonuna yakışıyor mu? Koskoca astronot takımı kurmuşsunuz, milyarlarca dolarlık özel kıyafetler, kasklar, oksijen tüpleri giydirmişsiniz ama hareketlere, tavırlara bakıyorsun, bizim mahallenin afacan çocuklarının akşam ezanı okunmadan önce sokakta saklambaç oynarkenki zıplamalarından hiçbir farkı yok.

 

Bir de o zıplamaların zamanlaması, havada kalma süresi ve estetiği öyle bir ayarlanmış ki, tam Hollywood yönetmenlerinin bayılacağı, kurgu masasında "Burası çok iyi oldu, seyirci burayı kesin yer" diyeceği cinsten. Arkadan bir efekt versen, altına biraz neşeli bir müzik koysan yemin ediyorum tam bir komedi filmi sahnesi ortaya çıkacak. 

 

İnsan o mantıklı soruyu sormadan edemiyor; madem o kadar yerçekimsiz ortamda uçup kaçabiliyordunuz, yerçekimi size vız geliyordu, neden dünyaya geri döndüğünüzde o muazzam zıplama yeteneğinizi birden bire kaybettiniz? 

 

Dünyaya ayak basıp kapsülden çıkınca birden bire yerçekiminin o amansız ağırlığı altında ezilip yürümeyi tamamen unutmuş gibi davranan, sedyelerle taşınan bu çekirge astronotlar, nedense Ay yüzeyinde çekilen o meşhur videolarda olimpik atletlere, yüksek atlamacılara resmen taş çıkartıyorlardı. 

 

İşte küresel senaryonun en eğlenceli, en matrak tarafları da bu ince ama açık veren detaylarda gizli. İnsanı salak yerine koyarken bile bir estetik, bir koreografi arayışı içine girmişler, "Nasıl olsa kimse fark etmez" demişler ama işte bizim gibi cin fikirli, dünyayı okuyan okurların gözünden bu stüdyo işi çekirge dansları asla kaçmıyor, kaçamaz da.

 

AY YÜZEYİNDE TERZİLİK YAPMA SANATI

 

Masalın ikinci perdesinde ise karşımıza dünya tekstil piyasasını, ünlü modacıları resmen kıskandıracak cinsten bir modacılık, tasarımcılık ve terzilik hikayesi çıkıyor. 

 

Neymiş? Ay’a ilk ayak basan büyük ülke olarak Amerika Birleşik Devletleri, oraya kendi şanlı, yıldızlı bayrağını büyük bir gururla dikmiş. Bak sen şu işe, bak sen şu büyük milliyetçi gurura! Yahu siz uzaya bilim yapmaya mı gittiniz, evrenin sırlarını çözmeye, taş toprak numunesi toplayıp insanlığa ışık tutmaya mı gittiniz, yoksa Ay yüzeyinde manifaturacılık yapıp dükkan açmaya, tekstil tezgahı kurmaya mı? 

 

Astronot dediğin adamın elinde en gelişmiş laboratuvar cihazları, radar sistemleri, lazerli ölçüm aletleri, yüksek teknolojili tarayıcılar olur. Bizim bu astronotların eline bakıyorsun; bildiğin pazardan alınmış gibi duran bir kumaş, iki tane iç içe geçen demir çubuk ve sanki kıyafetlerinin gizli bir bölmesinden çıkarılmış dikiş nakış seti var. Terzi mi lan bu astronotlar? Ay’a bayrak dikmek, orada dikiş nakış peşinde koşmak nedir Allah aşkına?

 

Daha da komiği, daha da trajikomik olanı ne biliyor musunuz? Atmosferin kesinlikle olmadığı, tek bir yaprağın, tek bir toz tanesinin bile rüzgar olmadan kımıldayamayacağı, rüzgarın esmesinin bütün fizik ve kimya kurallarına tamamen aykırı olduğu o kupkuru Ay meydanında, Amerikan bayrağı tiril tiril, harıl harıl dalgalanıyor. 

 

Yahu küresel güçlerin sevgili yönetmenleri, usta set amirleri; stüdyoda dekoru kurup ışıkları ayarlarken, arkadaki vantilatörü kim açık bıraktı? Bayrak orada rüzgardan tir tir titrerken, ekran başındaki milyarlarca insana yıllarca "Bu aslında uzay rüzgarı değil, bayrağın düz durması için içine yerleştirdiğimiz gizli bir telin sallantısı" diye yutturmaya çalıştılar. Tel falan tamamen hikaye, besbelli ki stüdyonun bir köşesinde set arkası çalışanlardan, figüranlardan biri sıcaktan bunalıp sanayi tipi klimayı ya da vantilatörü son ayara getirmiş, bayrak da başlamış rüzgarı görünce oynamaya. Astronotlar da o esnada bayrağın başında sanki kumaşın kalitesini, kaç kat dikiş atıldığını kontrol eden birer profesyonel terzi gibi poz veriyorlar. İnsan gerçekten hayret ediyor; bu kadar büyük milyar dolarlık bütçeyle, bu kadar büyük bir organizasyonla bu kadar acemi, bu kadar göz göre göre yapılan bir hata nasıl gözden kaçar? Ama işte dedik ya, seyirciyi enayi yerine koyup "Nasıl olsa her verdiğimizi yutacaklar" kafasıyla hareket edince böyle ufak tefek terzilik kazaları, vantilatör azizlikleri de kaçınılmaz oluyor.

 

MARS’TA SU ARAMAK YERİNE MAHALLE ÇEŞMESİ YAPMAK

 

Ay masalları artık eskisi kadar prim yapmamaya, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte uyanan insanlık bu bayrak ve çekirge numaralarını yememeye başlayınca, bizim küresel senaristler hemen hiç vakit kaybetmeden serinin ikinci büyük filmini vizyona soktular: "Mars Operasyonu: Kızıl Gezegende Su Arayışı". 

 

Hızını bir türlü alamayan bu küresel güçler, şimdi de robotlarını, insansız araçlarını, devasa teleskoplarını Mars’a fırlatıp gece gündüz, harıl harıl, köşe bucak su aramaya başladılar. Yıllardır televizyon ana haber bültenlerinde, internet sitelerinde, bilim dergilerinde hep aynı klişe manşet: "Mars’ta su bulundu mu?", "Mars’ın güney kutbunda gizli bir buzlanma mı var?", "Mars’ta bir zamanlar nehirler mi akıyordu?". 

 

Yahu arkadaş, madem bu kadar yıldır milyarlarca, hatta trilyonlarca dolar harcıyorsunuz ve o kadar övündüğünüz uzay teknolojisine rağmen orada hala içecek bir damla su bulamadınız, o zaman adama sormazlar mı: Dünyadan oraya kadar o kadar roket fırlatırken, yanınızda neden bir çeşme, bir bidon, bir damacana ya da şöyle uzunca bir mahalle hortumu götürmek aklınıza gelmedi?

 

Düşünsenize bir kere, Mars’a kadar milyonlarca kilometre yolu göze alıp gidiyorsun, devasa roketler üretiyorsun, tonlarca yakıt masrafı yapıyorsun, astronotları, robotları oraya kadar taşımayı başarıyorsun ama yanına bir depo su alıp oraya boşaltmayı, oraya insanlık namına bir hayrat çeşmesi, bir mahalle çeşmesi kurmayı bir türlü akıl edemiyorsun. 

 

Madem Mars’ta su yok ve siz orada harıl harıl su arıyorsunuz; çekin dünyadan oraya koskoca bir boru hattı, bağlayın bizim mahallenin belediye şebekesine, akan suya doya doya baksınlar, robotların tekerlekleri hararetten yanmasın. 

 

Ya da ne bileyim, madem siz koskoca küresel güçsünüz, oraya bir tanker su gönderip gezegeni baştan aşağı bir güzel yıkasaydınız ya, ortalığın tozu toprağı temizlenirdi en azından. Ama yok, amaç gerçekten orada su bulmak ya da insanlığı başka bir gezegene taşımak değil ki. Amaç, uzay bütçesi, uzay araştırmaları adı altında dünyadaki sıradan insanların vergilerini, paralarını güzelce eritmek, devasa bütçeleri kendi ceplerine aktarmak ve insanlığın kafasını "Uzayda hayat var mı, Mars'ta patates yetişir mi?" gibi saçma sapan sorularla meşgul edip durmak. Onlar orada olmayan suyu arayadursun, biz burada onların bu matrak, bu komedi filmlerine taş çıkartan uzay senaryolarına bakıp kahkahalar atmaya, bu tiyatroyu keyifle izlemeye devam ediyoruz.

 

KÜRESEL İLLÜZYONUN SON PERDESİ VE BÜYÜK UYANIŞ

 

Sevgili okurlar, bu küresel güçlerin yıllardır bitmek bilmeyen uzay maceraları, Ay yolculukları ve Mars keşifleri, aslında sinema tarihinin en uzun soluklu, en çok gişe yapan ve insanlığı en çok oyalayan devasa bir komedi serisinden başka bir şey değildir. 

 

Ay’da yerçekimi yok diye adeta birer çekirge gibi zıplayan astronotlar, uzay boşluğunun o ıssızlığında ellerinde iğne iplikle terzilik yapan bayrak dikiciler, vantilatörün önünde tiril tiril dalgalanan kumaşlar ve Mars’ın kızıl çöllerinde susuzluktan tekerlekleri kuruyan zavallı robotlar... 

 

Hepsi ama hepsi aynı yapım şirketinin, yani o meşhur küresel illüzyon ve algı yönetim merkezinin birer parlak ürünüdür.

 

Bizleri saf, salak, enayi yerine koyup bu çocuksu masallarla, bu stüdyo yapımı bilimkurgu filmleriyle yıllarca uyutmaya çalışan o küresel abilere, o büyük senaristlere buradan gazete köşemden açıkça sesleniyorum: Senaryolarınız gerçekten çok kreatif, özel efektleriniz ve yeşil perde teknolojiniz harika, astronotlarınızın çekirge performansı da izlemeye değer; ama artık seyirci uyandı, bu bayat numaraları yutacak kimse kalmadı. Bir dahaki sefere yeni bir uzay filmi çekecekseniz, sinema salonlarında rezil olmamak için yanınıza bir zahmet dünyadan şebeke suyuna bağlı bir çeşme alın, stüdyonun vantilatörlerini biraz kısın ve astronotlarınıza zıplama dersi yerine doğru dürüst yürüyüş dersi verin ki, bu kadar matrak, bu kadar komik duruma düşmeyin. Ya da bir uzaylı hikayesi patlatıverin gitsin. 

 

"Uzaylılar geliyor!" diye ortalığı ayağa kaldıranlara küçük bir hatırlatma: Daha apartman toplantısında ortak karar alamıyoruz, uzaylılar bizi görünce büyük ihtimalle "Yanlış gezegene geldik." deyip U dönüşü yapar. Önce dünyadaki işleri toparlayalım, sonra misafir ağırlamayı düşünürüz.

 

Benden söylemesi, gerisi sizin sinema bütçenize kalmış!

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



Bu yazı 44 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI