Bu toprakların en güçlü tarafı, hafızasıdır. Atasözleri de o hafızanın kısa ama keskin bıçakları… “Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu” dediğimizde aslında sadece bir karakter tahlili yapmayız; bir dönemi, bir düzeni, bir alışkanlığı da ifşa ederiz. İlk bakışta masum, hatta uysal görünenlerin, zamanla nasıl başka bir yüz gösterebildiğini anlatır bu söz. Ne yazık ki bugün bu atasözü, geçmişte olduğundan çok daha güncel.
Günümüz dünyasında “ilk izlenim” kutsallaştırılıyor. Parlak cümleler, cilalı profiller, sosyal medyada özenle seçilmiş fotoğraflar… Herkes bir vitrin kuruyor kendine. Ama vitrin camı ne kadar parlak olursa olsun, arkasındaki depoyu gizleyemez. İşte Karaman’ın koyunu tam da burada devreye girer: Sessizce bekler, rolünü oynar, güven toplar. Sonra bir gün… Oyun başlar.
Bu sadece bireyler için geçerli değil. Kurumlar, siyasetçiler, kanaat önderleri, hatta markalar… Hepsi zamanla sınanır. Kriz anında, çıkar çatışmasında, güç ellerine geçtiğinde gerçek karakter ortaya çıkar. Dün “şeffaflık” diyen, bugün perdeyi indirir. Dün “adalet” diye nutuk atan, bugün terazinin başına parmağını koyar. Çünkü bazı değerler, sadece mikrofon açıkken hatırlanır.
Asıl mesele, oyunun “çıkması” değil. İnsan değişebilir, yanılabilir, hata yapabilir.
Mesele, baştan beri oyunun var olmasıdır. Yani samimiyetsizlik. Yani planlı bir maske. Yani “şimdilik böyle görüneyim, sonra bakarız” rahatlığı. Bu rahatlık, toplumun en büyük yorgunluğu. Çünkü güven, bir kez kırıldığında tamiri en pahalı duygudur.
Bu atasözü aynı zamanda bir uyarıdır: Hızlı hüküm verme. Her gülenle dost olma. Her bağıranı cesur, her susanı bilge sanma. Zaman, en adil savcıdır. Sabırla bekler, not alır ve günü geldiğinde hükmünü açıklar. Kimin koyun, kimin çoban, kimin de kurt olduğu er ya da geç anlaşılır.
Belki de bugün bu sözü daha sık hatırlamamızın sebebi, oyunun artık daha erken çıkmasıdır.
Maskeler eskisi kadar dayanıklı değil. Sosyal medya, kayıtlar, arşivler… Herkesin dün söylediği bugün karşısına çıkıyor. Elbette bu iyi bir şey. Çünkü yüzleşme olmadan arınma olmaz.
Sonuçta Karaman’ın koyunu, bize kötümser olmayı değil; uyanık olmayı öğretir. Saflığı değil, farkındalığı över. “Kimseye güvenme” demez; “herkese hemen teslim olma” der.
Rol yapan yorulur. Gerçek olan kalır.
Oyun elbet çıkar. Mesele, o ana kadar kimin kaybettiği…
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız