Dünya dediğimiz yer, aslında kurulum kılavuzu Çince’ye çevrilmiş, parçaları eksik, vidası artmış bir İsveç mobilyasından hallice. Kimse o meşhur "L" aparatının nereye takılacağını bilmiyor ama herkes "Ben bu işin piriyim" diye ortalıkta geziyor. İşte bu küresel marangozluk faciasının tam göbeğinde, haritaya baksan "Buradan balık bile zor geçer" diyeceğin ama içinden dünya ekonomisinin geçtiği o meşhur yer duruyor: Hürmüz Boğazı.
Burası bir su yolu değil, bildiğin küresel ekonominin stres topu, jeopolitiğin pimi çekilmiş el bombasıdır.
ABD: DÜNYANIN KAFASI KARIŞIK SÜPER KAHRAMANI
Washington’da sabahlar genelde şöyle başlar: "Bugün hangi ülkeye demokrasi götürüp orayı birbirine katsam?". Böyle uyanan bir ekip, devasa bir strateji haritasının başına geçer.
ABD’nin Hürmüz stratejisi, aslında bir Hollywood aksiyon filmi senaryosuna benzer: Her şey çok pahalıdır, patlamalar muazzamdır ama filmin sonunda kimse konuyu anlamaz.
Pentagon’da generaller toplanır, "Hürmüz’e 8. Filo’yu gönderdik" derler. Neden? "Çünkü barış istiyoruz." Arkadaş, senin barış anlayışın, mahalleye tankla girip "Herkes sakin olsun, yoksa hepinizi severim!" diyen kabadayıya benziyor.
Beyaz Saray’da ise durum daha komik. Ekonomi danışmanları "Petrol fiyatı artarsa enflasyon bizi yer" diyor, askerler "Gemi gönderelim" diyor, halk ise "Benim arabam neden su yakmıyor?" diye tweet atıyor.
ABD’nin bu boğazdaki varlığı, aslında bir düğüne davetsiz gelip en ön masaya oturan, sonra da "Pasta neden bayat?" diye garsonu fırçalayan akrabaya benziyor. "Oradayım ama aslında yokum, yokum ama her an her şeyi yapabilirim" felsefesiyle hareket ediyorlar. Yani tam bir "Benim adım Sam, param var ama huzurum yok" vakası.
İSRAİL: JEOPOLİTİK SPEEDRUN ŞAMPİYONU
Öte yanda da İsrail var. Onların strateji anlayışında "sabır" kelimesinin karşılığı, bir YouTube reklamını atlamak için gereken 5 saniye kadardır. İsrail için dünya bir Excell tablosudur ve o tablodaki her hücreye "Acaba bu bana saldırır mı?" notu düşülmüştür.
İsrail’in Hürmüz’e bakışı, bir restoranda yan masadaki adamın elindeki bıçağa bakışına benzer: "O bıçakla ekmek mi kesecek yoksa bana mı bakıyor? En iyisi ben şimdiden onun çatalını saklayayım." Adamlarda refleks o kadar gelişmiş ki, İran daha "H" harfini söylemeden Tel Aviv’de üç tane güvenlik kabinesi toplantısı yapılmış, iki tane yeni hava savunma sistemi test edilmiş, üzerine bir de basın açıklaması geçilmiştir.
İsrail stratejisi, "Önce vur, sonra 'Pardon, ben sizi başkası sandım' de" üzerine kuruludur. Onlar için Hürmüz Boğazı, komşunun bahçesindeki yaramaz çocuk gibidir. Çocuk topu kaçırsa, İsrail bunu "balistik füze denemesi" olarak algılayıp Birleşmiş Milletler’i ayağa kaldırır.
İRAN: SABRI HALI GİBİ DOKUYANLARIN DÜNYASI
Sahnenin karşı tarafında, dünyanın en sinir bozucu taktiğini uygulayan İran duruyor. İran’ın stratejisi, bir devlet yönetiminden ziyade, pazar günleri televizyonun karşısına geçip hiçbir şey yapmadan oturan emekli amca huzurundadır. "Ben buradayım, gitmiyorum. Siz yorulun, ben çayımı tazeleyeyim" modundalar.
Batı dünyası panik içinde "Boğazı kapatacaklar mı?" diye sorarken, Tahran’da bir yetkili çıkıp "Biz aslında çiçekleri suluyorduk, sizin gemiler geçerken ıslanmış, kusura bakmayın" tadında açıklamalar yapar. Bu, jeopolitik bir "sinir harbi" sanatı. Hiçbir şey yapmadan herkesin tansiyonunu 18’e çıkarmak her babayiğidin harcı değildir.
PETROLÜN SEYİR DEFTERİ: FATURAYI KİM ÖDÜYOR?
Bu devasa tiyatro oyununda herkes rolünü harika oynuyor da, asıl dramı biz izleyiciler yaşıyoruz. Hürmüz’de bir sürat teknesi yan yatsa, bizim buradaki mahalle bakkalında sütün fiyatı artıyor.
Petrol dediğin şey, bu oyunun tek gerçek kralı. Geri kalan her şey; uçak gemileri, füzeler, diplomatik notalar... Hepsi o siyah sıvının önünde diz çöküyor.
Dünya piyasaları Hürmüz’den gelen haberlere karşı o kadar hassas ki, birisi orada hapşırsa New York borsası nezle oluyor. Sigorta şirketleri her sabah "Bugün acaba hangi gemi batma tehlikesiyle primlerimi coşturur?" diye dua ederek uyanıyor.
STRATEJİ Mİ, TAVLA MI?
Herkes bu işe "satranç" diyor ama gerçekte olan şey, zar tutulan bir kahvehane tavlası. ABD "Mars" yapmaya çalışıyor, İsrail "Düşeş gelmezse masayı dağıtırım" diyor, İran ise "Ben pul topluyorum, siz ne yapıyorsunuz?" ayağında.
Sonuçta ne mi oluyor? Kimse kazanmıyor. Herkes sadece diğerinden daha az rezil olmaya çalışıyor. ABD filolarıyla gövde gösterisi yapıp milyarlarca dolar harcıyor, sonra eve dönüp "Pahalıydı ama eğlendik" diyor. İsrail her saniye alarm verip yoruluyor. İran ise "Bakın hala buradayım" diyerek ömrümüzü yiyor.
KÜRESEL GÖSTERİ DEVAM EDİYOR
Hürmüz Boğazı, insanlığın ne kadar garip bir tür olduğunun kanıtı gibi orada duruyor. İncecik bir su yolu, koca koca devletleri, devasa orduları ve trilyon dolarlık ekonomileri parmağında oynatıyor.
Eğer bir gün uzaylılar gelip "Siz ne yapıyorsunuz bu dünyada?" diye sorarlarsa, onlara Hürmüz Boğazı’nı gösterin. "Bakın" deyin, "Burada üç-beş kişi birbirine bakıp karşısındakinin sinirlerini bozuyor, geri kalan sekiz milyar insan da benzin fiyatı düşsün diye dua ediyor." Uzaylılar muhtemelen gülmekten gemilerine binip hızla geldikleri galaksiye geri dönerler.
Son hamle mi? Son hamle falan yok. Bu oyun bitmez. Sadece oyuncular değişir, dekorlar eskir ama o boğazın kıyısındaki o meşhur stres topu hep orada kalır. Biz de her sabah aynı manşete uyanırız: "Bugün ne olacak?"
Cevabı biliyorsunuz: Kimse ne yaptığını bilmiyor ama herkes acayip derecede profesyonel görünüyor!
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız