Hayat uzun falan değil.
Hatta çoğu zaman sandığımız kadar karmaşık da değil.
Geriye dönüp baktığında insan şunu fark ediyor:
Koca ömür dediğin şey, birkaç kritik anın etrafında dönüp duruyor.
Bir sınıfta…
Bir hastane odasında…
Ve o anlarda karşında kim varsa, hayatın onun elinde şekilleniyor.
Abartı değil.
Gerçek.
Bir öğretmenin iki dudağı arasından çıkan bir tek cümle…
Bir doktorun verdiği bir tek karar…
İnsanın kaderini değiştiriyor.
Bu yüzden lafı dolandırmaya gerek yok:
Hayatta en büyük şans, iyi bir öğretmene ve iyi bir doktora denk gelmektir.
Her şey bir sınıfta başlar.
Küçük bir çocuk…
Küçük bir sıra…
Ama kocaman bir dünya.
Çocuk o sınıfa sadece ders öğrenmeye girmez.
Kendini öğrenmeye girer.
“Ben değerli miyim?”
“Ben yapabilir miyim?”
“Benim sesim duyuluyor mu?”
Cevapları öğretmenin bakışında saklıdır.
Bir soru sorulur.
Bir çocuk parmak kaldırır.
Ve kader orada yazılır.
İyi bir öğretmen ne yapar biliyor musunuz?
Yanlış cevabı bile alkışlanacak bir cesarete çevirir.
“Güzel düşündün” der.
“Bir de şöyle bakalım.”
Çocuk susmaz.
Çocuk utanmaz.
Çocuk büyür.
Kötü öğretmen?
Aceleci.
Sabırsız.
Bazen kırıcı.
“Bu ne biçim cevap?”
der.
O an sadece bir çocuk susmaz.
Bir özgüven susar.
Bir hayal susar.
Ve bazı kapılar…
Bir daha hiç açılmaz.
Bir sınıfta sadece ders öğretilmez.
Adalet de öğretilir.
Çocuklar her şeyi görür.
Kimin kayırıldığını…
Kimin yok sayıldığını…
Kimin susturulduğunu…
Hepsini.
Ve sessizce karar verirler:
“Güçlüysen varsın.”
“Ses çıkarırsan yanarsın.”
Sonra büyür o çocuklar.
Ve biz “Bu toplum neden böyle?” diye sorarız.
Cevabı çok uzakta aramaya gerek yok.
Sınıflara bakın.
Gelelim bir başka tarafa…
Bir hastane koridoruna.
Orada da başka bir sınav vardır.
Bekleyen insanlar…
Sıkılmış umutlar…
Sessiz korkular…
Ve bir kapı.
O kapının arkasında bir doktor.
İyi bir doktor önce dinler.
Gerçekten dinler.
Sadece hastalığı değil…
İnsanı dinler.
Bir cümleyi atlamaz.
Bir detayı küçümsemez.
Çünkü bilir:
Bazen hayat,
o “küçük detayın” içinde saklıdır.
Ama bir de diğerleri var.
Hızlı.
İlgisiz.
Ezberci.
“Neyiniz var?”
“Tamam.”
“İlaç yazıyorum.”
Üç dakika.
Üç dakika içinde bir hayat geçer önünden.
Ve bazen…
O üç dakika,
bir ömrü eksiltir.
İyi doktor hayat kurtarır.
Kötü doktor…
şansa bırakır.
Ve insan hayatı şansa bırakılamayacak kadar değerlidir.
İşin özü şu:
Bu iki meslek de sadece diploma işi değildir.
Vicdan işidir.
Bilgi öğrenilir.
Tecrübe kazanılır.
Ama merhamet…
Ya vardır,
ya yoktur.
İyi bir öğretmen öğrencinin gözünün içine bakar.
“Bu çocuk neden yapamıyor?” demez.
“Ben bu çocuğa nasıl ulaşırım?” diye sorar.
İyi bir doktor hastaya bakarken saate bakmaz.
Onun bir hayat demek olduğunu bilir.
Bir hikâye olduğunu.
Bir bekleyen olduğunu.
Bazen hayatı değiştirmek için çok büyük şeyler gerekmez.
Bir tek cümle yeter.
“Sen bunu yaparsın.”
Ve bir çocuk uçar.
“Sen anlamazsın.”
Ve o çocuk yere çakılır.
Bir doktor der ki:
“İyi ki gelmişsiniz.”
Bir hayat kurtulur.
Bir doktor der ki:
“Bir şeyin yok.”
Ve o “bir şey” büyür.
Bu yüzden mesele, sadece eğitim sistemi değil.
Sadece sağlık sistemi de değil.
Evet, sistem önemli.
Ama en kritik anda karşında bir insan var.
Seni dinleyen…
Ya da dinlemeyen.
Seni anlayan…
Ya da geçiştiren.
İşte bütün mesele o.
Bir çocuk sınıfa korkarak girmemeli.
Bir hasta doktora çekinerek bakmamalı.
Eğer korku varsa,
orada öğrenme yoktur,
iyileşme de yoktur.
Güven varsa…
Her şey vardır.
Toplum dediğin de zaten gökten düşmez.
Sınıfta kurulur.
Hastanede korunur.
Öğretmen kötüyse,
gelecek kırılır.
Doktor kötüyse,
hayat eksilir.
Bu kadar basit.
Ve evet…
Belki kimse manşet yapmaz onları.
Belki kimse alkışlamaz.
Ama iyi öğretmenler ve iyi doktorlar…
Bu ülkenin sessiz kahramanlarıdır.
Onlar olmasa…
Hepimiz biraz eksik kalırız.
O yüzden bir kez daha söyleyelim.
Net.
Yüksek sesle:
HAYATTA EN BÜYÜK ŞANS,
İYİ BİR ÖĞRETMEN VE İYİ BİR DOKTORA DENK GELMEKTİR.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız