Dünya bazen öyle bir yer haline geliyor ki, insanın "eşref-i mahlukat" sıfatından utanmaması elde değil. Modern zamanların hırsı, daha fazla kazanma arzusu ve doymak bilmeyen maddi iştahı; merhameti, ahlakı ve vicdanı bir kenara iteli çok oldu.
Ancak son gelen haber, sadece midemizi değil, ruhumuzu da bulandıran cinsten. Çorum’dan gelen o görüntüler, bir hayvanın çamur içindeki çilesi değil, bir insanın haysiyetinin balçığa saplanış hikayesidir.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın müdahalesiyle gündeme gelen olayda, bir işletme sahibinin hayvanlarını "kesimde ağır çeksinler" diye çamurda beslediği, onları balçığa hapsettiği ortaya çıktı. Birkaç kilo daha fazla et, birkaç kuruş daha fazla kâr için dilsiz bir canlıya reva görülen bu muamele; sadece bir "mevzuat ihlali" değil, insanlığın iflas bayrağını çekmesidir.
KÂR HIRSI VİCDANI REHİN ALDIĞINDA
Eskiler "Hayvanı olmayanın imanı olmaz" derken, aslında doğadaki dengeye ve can taşıyan her varlığa duyulması gereken saygıdan bahsederlerdi. Anadolu irfanında kapıdaki köpeğe, ahırdaki ineğe, daldaki kuşa "emanet" gözüyle bakılırdı. O emanet ki; karnı doyurulmadan sofraya oturulmayan, yarası sarılmadan uyku uyunmayan bir sorumluluktu.
Peki, ne oldu da biz o merhametli ellerden, hayvanı tartıda ağır gelsin diye çamurun içinde ölüme terk eden ellere dönüştük?
Cevap basit ama korkutucu: Kutsallarımızın yerini rakamlar aldı. Bir canlının çektiği acı, o canlının piyasa değeriyle ölçülür hale geldi. Çorum’daki o işletmede yaşananlar, bireysel bir canilikten öte, toplumun kılcallarına sızan "ne pahasına olursa olsun kazanma" hastalığının bir dışavurumudur.
HAYVAN REFAHI DEĞİL, İNSANLIK ONURU
Bakanlık açıklamasında "hayvan refahına aykırı davranışlar" ifadesi geçiyor. Resmi dil bunu gerektirir, doğru. Ancak biz köşe yazarlarının ve toplumun dili daha net olmalı: Bu yapılan bir işkencedir.
Hayvanı hareket edemeyecek hale getirmek, onun doğal yaşam hakkını elinden almak ve bunu tamamen maddi bir çıkar uğruna yapmak, modern dünyanın yeni tür bir barbarlığıdır.
Hayvan refahı dediğimiz şey, sadece Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlamak için kağıt üzerine yazılmış maddelerden ibaret olmamalıdır. Refah, o canlının gözündeki feri korumaktır. Çamurun içine saplanmış, kalkmaya mecali kalmamış bir büyükbaşın o sessiz çığlığı, aslında bizim medeniyetimize atılmış bir tokattır.
CEZA SADECE PARAYLA MI KALMALI?
İlgili işletmeye idari para cezası uygulanıldığı belirtiliyor. Kanunlar çerçevesinde yapılması gereken budur. Ancak toplum vicdanında bu suçun karşılığı sadece bir dekont olamaz. Bu tür eylemler, doğrudan doğruya yaşam hakkına saldırıdır. Bir insanın, kendi çıkarları için başka bir canlının yaşamını cehenneme çevirmesi, sadece cüzdanı etkileyen bir yaptırımla geçiştirilmemelidir.
Bu noktada adalet mekanizmasının yanı sıra sosyal denetim de devreye girmelidir. Tüketiciden üreticiye kadar herkesin, "Soframa gelen bu gıda hangi şartlarda yetişti?" sorusunu sorması gerekir. Hayvana eziyet eden bir zihniyetin ürettiği etten de sütten de hayır gelmez. Çünkü o rızkın içine acı, gözyaşı ve zulüm karışmıştır.
MERHAMET BİR TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR
Çorum’daki o görüntüler silinip gidecek belki hafızalarımızdan. Bakanlık denetimini yaptı, cezasını kesti. Ama asıl mesele, o çamurlu ahırlardan daha derinlerde; kalplerimizdeki kararmada yatıyor. Merhameti lüks bir duygu olarak gördüğümüz sürece, doğayı ve içindeki canları sömürülecek birer nesne olarak görmeye devam edeceğiz.
Unutulmamalıdır ki; dilsiz hayvanın ahı, tartıdaki fazlalıktan çok daha ağır çeker. O çamurun izi, sadece hayvanın postundan değil, o zulme imza atanların ve sessiz kalanların ruhundan da kolay kolay çıkmayacaktır.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız