escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Hakan Muhtar

facebook-paylas
ANKARA’DA VİCDAN AYAKLARINDAN VİNCE ASILDI
Tarih: 20-02-2026 13:12:00 Güncelleme: 20-02-2026 13:20:00


 

Ankara’da ailesini geçindirmek için yüzde 61 engeline rağmen çalışan bir genç…

Alın teriyle, onuruyla, sabrıyla hayata tutunmaya çalışan bir evlat…

Onu ayaklarından vince asıp sallandıran karanlık bir zihniyet…

 

Kahkahalar eşliğinde kaydedilen o görüntüler yalnızca bir gence yapılmış bir hakaret veya işkence değil; bu ülkenin vicdanını utandırmaktır.

 

O vinçte sallanan sadece bir beden değildi.

Sallanan insanlıktı.

 

ENGELİ BEDENİNDEYDİ, VICDANSIZLIK ONLARDA

 

Yüzde 61 engelli.

 

Bu oran, raporlarda yazıyor.

Ama bu oran bir insanın hayallerini, korkularını, umutlarını ölçemez elbette.

 

O genç, sabahın erken saatinde kalkıp sanayiye gidiyordu.

Ailesine yük olmamak için.

Belki annesinin ilaç parasını çıkarmak için.

Belki evdeki küçük kardeşinin okul masrafına katkı sağlamak için.

 

Toplumun “engelli” dediği o genç, aslında en güçlü olanımızdı.

Çünkü o, bahane üretmeden, hayata küsmeden çalışıyordu.

 

Peki ya onu ayaklarından vince asanlar?

 

Onların engeli neredeydi?

 

Bacaklarında mı?

Kollarında mı?

Yoksa kalplerinde mi?

 

Bir insanın çaresizliğinden keyif almak hangi karanlık kuyudan beslenir?

Bir insanı ayaklarından asıp sallandırırken kahkaha atmak nasıl bir ruh çürümesidir?

 

İŞKENCEYİ KAYDA ALAN GÜLÜŞLER

 

Görüntülerde tek korkunç olan şey vinç değildi.

En korkunç olan şey, o kahkahalardı.

Çünkü işkenceyi eğlenceye dönüştürmek planlı bir çürümedir.

 

Telefonu çıkarıp kayda almak…

Kameraya bakarak gülmek…

O anı bir hatıra gibi saklamak…

 

Bu, sıradan bir şiddet değil.

Bu, insan onurunu sistemli bir şekilde aşağılamaktır.

 

Daha da vahimi, bunun ilk olmadığı ortaya çıktı.

Bu genç daha önce de darp edilmişti.

Demek ki bu, iğrenç ve kötü bir alışkanlıktı.

 

Alışkanlık haline gelmiş saf kötülük.

 

SANAYİNİN GÖLGESİNDEKİ SESSİZ ÇIĞLIK

 

Sanayi dediğimiz yer, emeğin merkezidir.

Demirin, yağın, terin ve ustalığın buluştuğu yerdir.

Ama o gün, o sanayi bir utanç mekânına dönüştü.

 

Orada çalışan herkes mi suçlu?

Elbette hayır.

 

Ama soru şu:

Kim gördü?

Kim sustu?

Kim “bana ne” dedi?

 

Toplumları çürüten yalnızca zalimler değildir.

Seyredenler ve gücü olduğu halde bu kötülüğü durdurmayanlar da en az onlar kadar topluma zarar veriyor.

 

O genç vince asılırken birileri belki başını çevirdi.

Birileri “şaka yapıyorlar herhalde” diye düşündü.

Birileri “karışmayayım” dedi.

 

Oysa kötülük, en çok bu sessizlikten güç alır. Gösterisinin dozunu da bu sessizlik ölçüsünde arttırır…

 

ENGELLİ OLMAK DEĞİL, ENGELSİZ KALPSİZLİK

 

Biz yıllardır “engellilere fırsat verelim” diyoruz.

“Engelleri birlikte aşalım” diyoruz.

“Toplumsal farkındalık” diyoruz.

 

Ama mesele rampa yapmakla bitmiyor.

Mesele kaldırımlara sarı çizgi çekmekle bitmiyor.

 

Asıl mesele kalplere çizgi çekebilmek.

 

Engelli bireyler toplumun merhametine muhtaç değildir.

Onlar adalete muhtaçtır.

Onlar saygıya muhtaçtır.

Onlar eşitliğe muhtaçtır.

 

Bir insanın engeli, ona yapılan zulmün bahanesi olamaz.

Tam tersine, onu koruma sorumluluğunu artırır.

 

O genç zaten hayatla mücadele ediyordu.

Siz bir de onu hayattan soğuttunuz.

 

BU SADECE BİR TEK OLAY DEĞİL

 

Bu olay münferit mi?

 

Hayır.

 

Bu olay, kötücül bir zihniyetin sonucudur.

 

Güçlü olanın zayıfı ezebileceğini sanan bir anlayışın sonucudur.

“Nasıl olsa bir şey olmaz” diyen cüretkar bir pervasızlığın sonucudur.

Cezasızlıkla beslenen yüzsüz bir cesaretin sonucudur.

 

Bir toplumda kötülük yapanlar rahatça gülüyorsa,

orada adalet ya geç kalmıştır ya da yeterince görünür değildir.

 

İnsanlar neden işkenceyi kayda alır?

Çünkü korkmazlar.

Çünkü utanmazlar.

Çünkü yaptıklarının karşılıksız kalacağını düşünürler.

 

İşte en tehlikeli nokta bu cezasızlık algısıdır.

 

AİLESİNE EKMEK GÖTÜRMEK SUÇ MU?

 

O genç çalışıyordu.

 

Yardım istemiyordu.

Dilencilik yapmıyordu.

Toplumdan bir şey talep etmiyordu.

 

Sadece çalışıyordu.

 

Bu ülkede çalışmak ne zamandan beri aşağılanma sebebi oldu?

Bir insanın emeği ne zamandan beri alay konusu oldu?

 

Ayaklarından asılan o genç, aslında hepimize bir soru sordu:

 

“Çalışarak var olmaya gayret etmek neden cezalandırılıyor?”

 

Bu soruya verecek dürüst bir cevabımız var mı?

 

VİCDANLAR VİNCE ASILDI

 

O görüntüleri izleyen herkesin içinde bir şey koptu.

 

Çünkü hepimiz o gencin yerine kendi evladımızı koyduk.

Kendi kardeşimizi.

Kendi arkadaşımızı.

 

Bir annenin o görüntüleri izlediğini düşünün.

Bir babanın.

Bir kardeşin.

 

O kahkahalar, yalnızca bir genci değil; bir aileyi de yaraladı.

 

Toplum olarak şunu kabul etmeliyiz:

Birimize yapılan zulüm, hepimize yapılmıştır.

 

Eğer buna sadece “kötü bir olay” deyip geçersek,

yarın başka bir vinçte başka bir masum insanı sallandırır bu yozlaşmışlar.

 

ADALET SADECE CEZA DEĞİLDİR

 

Elbette sorumlular yargılanmalı.

Elbette gereken ceza verilmeli.

 

Ama mesele sadece hapis cezası değil.

 

Mesele, bir daha böyle bir görüntünün ortaya çıkmamasıdır.

 

Bu nasıl sağlanır?

 

Eğitimle.

Ahlakla.

Ailede verilen değerlerle.

Toplumsal bilinçle.

 

Çocuklarımıza güç gösterisinin değil, merhametin değerli olduğunu öğretmezsek;

yarın başka çocuklar başka vinçlerin başında kahkaha atar.

 

BİR TOPLUMUN SINAVI

 

Toplumlar büyük sınavlardan geçer.

 

Savaşlarla, krizlerle, afetlerle…

 

Ama asıl sınav, en zayıfına nasıl davrandığıdır.

 

Engelli bireylere, yaşlılara, çocuklara, yoksullara…

 

Eğer en savunmasız olanı koruyamıyorsak,

güçlü olduğumuzu iddia etmenin de hiçbir anlamı yoktur.

 

O genç yalnız değildi.

En azından olmamalı.

 

Onun yanında durmak, sadece bir kişiye destek olmak değildir.

İnsanlığa sahip çıkmaktır.

 

UTANMA DUYGUSUNU KAYBEDERSEK

 

Bir toplum utanma duygusunu kaybederse,

orada her şey mümkündür.

 

İşkence normalleşir.

Şiddet sıradanlaşır.

Zulüm, eğlenceye dönüşür.

 

O kahkahalar işte bu yüzden ürpertici.

 

Çünkü o kahkahalar, “utanmıyoruz” diyor.

 

Biz utanmalıyız.

O görüntüler için utanmalıyız.

O genci koruyamadığımız için utanmalıyız.

Böyle bir zihniyetin bu topraklarda yeşermesine izin verdiğimiz için utanmalıyız.

 

Ama utanç tek başına yetmez.

 

Utanç, eyleme dönüşmeli ve bu çirkinliğin tekrar etmemesi için yetkili mercilerce gerekli tüm önlemlerin alındığından emin olmalıyız.

 

SUSMAK SUÇA ORTAKLIKTIR

 

Bu olay unutulmamalı.

 

Bir hafta konuşulup, sonra gündem değişmemeli.

 

Her iş yerinde, her atölyede, her okulda şu soru sorulmalı:

“Biz böyle bir şeye tanık olsak ne yaparız?”

 

Gerçek cevaplar verilmeli.

 

“Karışmam” diyenler çoğunluktaysa,

asıl tehlike oradadır.

 

Çünkü kötülük, cesaretini korkaklardan alır.

 

O GENÇ YALNIZ DEĞİL

 

Bu yazı, bir öfke yazısı değil sadece.

 

Bu yazı, bir söz verme yazısıdır.

 

O genç yalnız değil.

 

Onun onuru, bizim onurumuzdur.

Onun yaşadığı korku, bizim korkumuzdur.

Onun uğradığı haksızlık, bizim utancımızdır.

 

Eğer gerçekten güçlü bir toplum olmak istiyorsak,

sadece vinçlerin ucunda sallananları değil;

o masumları koruyanları çoğaltmalıyız.

 

O vinç bir gün elbette duracak.

 

O kahkahalar bir gün mutlaka kesilecek.

 

Ama o görüntü hafızamızdan silinmemeli.

 

Çünkü unuttuğumuz her kötülük,

daha da pervasızlaşarak geri dönmek için fırsat kollar.

 

Bugün mesele bir gençti.

Yarın bambaşka biri olabilir.

 

İnsanlığımızı askıya alırsak,

hepimizi böyle tehlikelere karşı açık hale getirmiş oluruz.

 

Bu yüzden mesele sadece bir suç değil.

 

Mesele insan kalabilmek.

 

İnsan kalmak ise hayattaki en büyük mücadeledir.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

 



Bu yazı 705 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI