beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi hava durumu betturkey beylikdüzü escort
Bugun...


Göksal Caner Malatya

facebook-paylas
Genç, Yoksul ve Huzursuz: Şarşabuklu Çocuk Hasan - Zuhour Mahmoud (Çeviri)
Tarih: 08-10-2026 11:43:00 Güncelleme: 08-10-2026 11:43:00


Çevirmenin Notu: Zuhour Mahmoud tarafından 27 Eylül 2025 tarihinde kaleme alınan bu yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:

 

https://en.al-akhbar.com/news/young--poor--and-restless--hassan--the-boy-from-sharshabouk

 

“O bu mahallede doğdu ve inanıyorum ki bu mahalle de onunla birlikte şehit oldu. Bilinci burada şekillendi; yoksulları ve açları gördü. Başkaları alamazken kendisinin bir kutu mortadella [bir çeşit salam-ç.n.] alabilecek güce sahip olduğunu fark etti. Okula giyecek ayakkabı alamayan Suriyeli, Kürt ve Filistinli mültecileri gördü. İşte onu gerçek bir lider yapan şeyin bu olduğuna inanıyorum. Eğer Güneyde, Bazuriye’de büyümüş olsaydı, tüm bu insanlarla karşılaşmaz ve tüm bu sefaleti görmezdi.”

 

A.A. – çocukluk arkadaşı

 

Hasan Abdülkerim Nasrallah, 1960 yılında Beyrut’un Karantina semtindeki bir gecekondu mahallesi olan Şarşabuk’ta doğdu. Bugün bu mahallenin yerinde Forum de Beyrouth bulunuyor, ancak 20. yüzyılın ortalarında burası, Osmanlı katliamlarından kaçan Ermeni mültecileri barındırmak amacıyla on yıllar önce inşa edilmiş, dar ve kaotik bir mahalleydi. Gelişigüzel inşa edilmiş oluklu sac (zenko) evler, kanalizasyon sularının serbestçe aktığı asfaltsız dar sokaklara sıkışmış durumdaydı. Lübnan’ın dört bir yanına dağılmış sayısız “sefalet yuvasından” biriydi.

 

Kısa bir süre önce, Seyid Hasan Nasrallah’ın çocukluk arkadaşlarından biriyle konuştum; bu arkadaş, Şarşabuk’ta tanıdığı o çocuğu son derece ayrıntılı bir şekilde anlattı: Çizgi roman okuyup Bruce Lee filmlerini izlemeye giderek geçirdikleri günleri; anlayamadıkları kitap ve filmleri tartıştıkları anları; ve Arap ve İslam dünyasını meşgul eden büyük soruları o saf zihinleriyle kavramaya çalıştıkları zamanları. Genç Nasrallah’ı, yaşına göre son derece meraklı ve olağanüstü zeki biri olarak tarif etti. “Hepimiz, hatta annem bile, Hasan’ın sıra dışı bir çocuk olduğunu biliyorduk,” dedi. “O kadar meraklıydı ki, mahallemizden çok daha büyük konulara ilgi duyuyordu. UFO’larla ve uzaylılarla bile ilgileniyordu.”

 

 

Şarşabuk’un çeşitliliği Beyrut için bile sıra dışıydı. Ermeniler, Aleviler, Kürtler, Hıristiyanlar, Filistinliler ve Şiiler yan yana yaşıyorlardı; onları bir araya getiren, kendi tercihlerinden çok ekonomik sefalet ve arka arkaya gelen sürgün dalgalarıydı. “Dünyaya dair ilk algımızı şekillendirmede rol oynayan karakterlerden biri, Garo adında bir Ermeni “abadai”siydi (mahalle kabadayısı). O bizim Robin Hood’umuzdu.”

Gary Garabedian tarafından hayatı filme konu edilen Garo, sonunda Beyrut polis teşkilatının kötü şöhretli 16. Tümeni tarafından bulunup suikastla öldürüldü. “16. Tümen Garo’yu aradığı zamanlardan birinde, büyükannem onu yatağının altına saklamıştı.”

 

Lübnan’daki İslami Direniş’in gelecekteki lideri işte böyle bir dünyada büyüdü. Güney Lübnan’ın Bazuriye kasabasından bir sebze satıcısı olan babası Abdülkerim, onu siyasetten uzak tutmayı umuyordu. Ancak mahalleden kaçmak imkânsızdı. “Babası, oğlunun siyaset hakkında konuşmasına kesinlikle karşıydı. Onu korumaya çalışıyordu.” Babası daha sonra küçük bir dükkan açacaktı; henüz on dört yaşında olan Seyid Nasrallah ise burayı gayri resmi bir siyasi buluşma mekânı haline getirerek, arkadaşlarını bir araya getirip inanç, adaletsizlik ve devrim konularını tartışmaya başladı.

 

1960’ların sonlarına doğru Lübnan, yüz binlerce Filistinli mülteciye ev sahipliği yapmaya başlamıştı; bunların çoğu Tel el-Zaatar gibi aşırı kalabalık kamplarda yaşamak zorunda kalırken, bir kısmı da Karantina gibi kenar mahallelerde toplanmıştı. Şarşabuk, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gibi çeşitli grupların yanı sıra Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık ve Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi gibi sol eğilimli grupların ofisleriyle doluydu. Bu gruplar mahalledeki gençleri harekete geçiriyor, yakındaki kamplarda eğitiyor ve kısa süre sonra Lübnan İç Savaşı’na dönüşecek çatışmalara hazırlıyordu.

 

Arkadaşı durumu şöyle açıklıyordu: “[Nasrallah] Filistinlilere imreniyordu. Onların ortak bir projeleri vardı ve haklı bir kurtuluş mücadelesi veriyorlardı.” “O zamanlar Lübnanlı Şiiler Filistin kurtuluş hareketinin içinde yer almıyordu. Bence Lübnanlı Şiilerin Filistinlilerle birlikte savaşma imkânını yaratan, FKÖ’ye katılan Iraklı Şiilerin Lübnan’a gelmesi oldu.”

 

40 yıldan fazla bir süre sonra, şehit düştüğünde, Filistin Kurtuluş Halk Cephesi, onu “Arap ulusuna karşı görevini yerine getirirken ve Lübnan ile Filistin’i savunurken” öldürülen “Büyük Arap Ulusal Lider” olarak onurlandıran bir afiş yayımlayacaktı.

 

Perşembe günleri, o ve arkadaşları, direniş, fedakârlık ve ezilenlerin haklarından bahseden, hitabet yeteneği yüksek genç din adamı Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın vaazlarını dinlemek için Burç Hamud’dan yürüyerek giderlerdi. Fadlallah’ın sözleri Nasrallah’ın entelektüel uyanışını tetikledi ve onu Şii ilahiyatına derinlemesine dalmaya yönlendirdi. “Gözlerimizi açan ilk metin, Şii-Sünni diyaloğu üzerine temel bir eser olan Abdül Hüseyin Şerafeddin’in el-Muracaat [Başvuru-ç.n.] adlı kitabıydı.”

 

Ancak Nasrallah’ın düşünce dünyası yalnızca Şii din adamları tarafından şekillendirilmemişti. “Bizi en çok etkileyen üç kişi Garo, Che Guevara ve Musa el-Sadr’dı. Guevara’nın anılarını Hasan’dan ödünç aldığımı hatırlıyorum. O kitabı yirmi kez falan okumuş olmalıyım.”

 

1970’lerin ortalarında ailesi Bazuriye’ye döndüğünde, Seyyid Hasan Nasrallah’ın hırsları ve merakı bir anda patlama yaşadı. Henüz on beş yaşındayken, inancı siyasallaştırmayı ve Lübnan’ın ötekileştirilmiş Şii nüfusunu ayağa kaldırmayı amaçlayan yeni bir dini eğitim akımının parçası olan Baalbek Şii medresesine kaydoldu. İşte orada, 1974’te Emel Hareketi’ni kuran ve Şiilerin Lübnan’ın mezhepsel düzeninde eşit vatandaşlar olarak tanınmasını talep eden İran doğumlu din adamı İmam Musa el-Sadr’ın yazıları ile tanıştı. Sadr’ın “el-mahrumin” (yoksunlar) için yaptığı çağrı, Nasrallah’ın Karantina’daki kendi deneyimlerinde derin bir yankı buldu. Birkaç yıl içinde eğitim süreci onu Lübnan’ın ötesine, Irak’ın Necef kentine götürdü; burada Muhammed Bakır el-Sadr ve Ayetullah Humeyni gibi devrimci Şii şahsiyetlerle tanıştı.

 

70’lerin sonlarına doğru Karantina, sağcı Hıristiyan milisler tarafından kuşatıldı ve daha sonra “Karantina Katliamı” olarak anılacak olan olayda mahalle sakinleri bölgeden kovuldu. Şarşabuklu gençler zamanla farklı yollara savruldular; kimileri Filistin direnişine katılırken, diğerleri gerici güçlere katıldı; genç Hasan gibi bazıları ise sonunda Lübnan'ın güneyini özgürleştirecek ve uzun süredir mahrum bırakıldıkları temsiliyet hakkını ötekileştirilmiş Şii yoksullarına kazandıracak Şii direniş hareketlerine katıldı.

 

“Yıllar geçtikçe iletişimimiz seyrekleşip düzensizleşse de, Seyid Hasan ile zaman zaman haberleşirdik” dedi A.A. “Sanırım bu, birbirimizin inançlarını ve duruşunu karşılıklı olarak yoklama çabasıydı. Hâlâ aynı yolda olduğumuzdan emin olmak için. İlkelerimizden taviz vermediğimizden ve ihanet etmediğimizden emin olmak için.”

 

Karşılaştığı yoksulluk, çeşitlilik ve militan ruh, Şarşabuk’un dar sokaklarını onun için hem onun imtihan alanı hem de bir okul haline getirdi. Din ona ahlaki bir pusula sundu, ancak mahallesi, arkadaşları, sinema ile vaazlara yaptığı ziyaretler, gerçek bir devrimcinin hayat hikâyesinin temelini oluşturuyordu.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

 



Bu yazı 57 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI