Bugun...


Dr. Alper Yılmaz

facebook-paylas
Demarşi: Demokratik Oligarşi mi? Demokratik Anarşi mi?
Tarih: 25-07-2021 09:11:00 Güncelleme: 25-07-2021 09:21:00


 

Marksizmde üretim ilişkileri tez üretici güçler anti tezdir. Tez nispeten sabittir. Antitez ise sürekli gelişir ve/veya değişir. Neticede bir senteze gider. Bu sentez yeni bir üretim biçimi olarak doğar. Tez antitezi içererek aşar. Üretici güçler dört adettir. Bunlar tarih, insan, teknik ve coğrafya üretici güçleridir (şüphesiz bunda düşünen insanlar için çok dersler vardır). İnsan kollektif aksiyonu, tarih gelenekleri, teknik teknolojiyi ve coğrafya ise doğayı ifade etmektedir.

 

Bu yöntemle günümüz kapitalist demokrasisine bakıldığında üretici güçlerin gelişmesi neticesinde değişen uluslararası kapitalist sistemin mevcut demokratik sistemin oligarşik yapısını uluslarasılaştırdığı görülmektedir.

 

Demarşiyi kavram olarak demokratik oligarşiden üreten Hayek’tir. Hayek özetle;

 

·         Demokrasinin herkes için eşit hukuk ön gören bir sistem olduğunu,

 

·         Ancak günümüzde böyle bir demokrasinin mümkün olmadığını,

 

 

·         Dolayısıyla mevcut durumu tanımlamak için demokrasi ve oligarşiyi birleştiren demos (toplum) + archein (kaba kuvvet) = demarşi kelimesinin daha uygun olabileceğini

ifade etmiştir.

 

Yönetim Biçimlerinin Tarihsel Süreci

 

Ticaretin şehir içinde olduğu dönemde ticarete hakim olan sınıf feodal beylerdi. Ticaretin şehirlerarasılaşmasına paralel olarak bu ticarete hakim olan kişi ve kişiler monarşiyi kurdu. Burada egemenlik ticarete ve piyasaya hakimiyeti sağlayan güçten kaynaklanmaktaydı. Egemenin en önemli özelliği kendi koyduğu kurallara tabii olmamasıydı.

 

Akabinde şehirlerarası ticaret ve piyasanın diğer güç odakları veya çetelerle paylaşıldığı meşruti monarşiler geldi. Meşruti monarşide güç odaklarının (veya çeteler) güçleri öyle bir noktaya gelmiştir ki merkezdeki mutlak güç unsuru hakimiyet alanını paylaşmak durumunda kalmıştır. Akabinde monarklar tamamen tasfiye edilmiştir.

 

Tasfiye olan yanlızca monarklar olmuş burjuvazi ise örgütlü yapısını devam ettirmiştir. Bu durum burjuvazi, siyasetçi, bilimadamı vb.den oluşan bir iktidar bloğu oluşmasını temin etmiştir. Her toplumsal sınıf kendi karşıtını yaratmaktadır. Hâkim sınıf kendi düşünce, inanç ve iktidarını devam ettirebilmek için sosyal kontrol sistemiyle kapitalist demokrasisini kurmuştur.

 

Modern anlamda demokrasi 1774 Amerikan devrimiyle başlamıştır. 1789’da Fransız Devrimi olduğunda yönetimin erki nereye dayandıracağı sorunu ortaya çıkmış ve kısa yoldan çoğunluğun dediği olsun denilmiştir. Oysa ünlü bir yazarın da söylediği gibi “parkta yatmak herkes için yasak olabilir. Ancak bundan yalnızca evsizler zarar görür”.

 

Oligarşilerde yönetim gücü bir grup veya zümrededir. Demokrasi ise halkın halk tarafından halk için yönetilmesidir. Dört temel ilkesi vardır. Bunlar çoğulculuk, katılımcılık, açıklık ve güçler ayrılığıdır. Ancak günümüz demokrasilerinde finans kapitalin örgütlü yapısı demokrasiyi oligarşik bir biçime sokmuştur. Bugün uluslararası sermayenin gücü kendi yerel işbirlikçileriyle birlikte yeni bir blok oluşturmaktadır. Bu iktidar bloğunda değişenler sermayenin ve devletin yapısıdır. Çünkü en başta ifade ettiğimiz üzere üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte üretim biçimi uluslararasılaşmış ve neticesinde siyasal yapılar da bu kapsamda değişmiştir. Ülkemizde devletin bu kapsamda yeniden örgütlenmesi süreci daha eskiye götürülebilse de Kemal Derviş ile başlatılmasına sakınca yoktur.  

 

Neticede; finans kapitalin uluslararasılaşmış örgütlü yapısı sayesinde demokratik yönetimlerde yöneticinin gücü ile monarşideki kralın gücü arasındaki fark ortadan kalkmıştır. Bugün tüm işçi örgütlenmeleri dahi uluslararası iktidar bloğunun kontrolündedir. Üretim araçlarına sahip olanın ideolojik hegemonyası altındaki insanların örgütlenmeleri yalnızca hakim sınıfın egemenliğini pekiştirici rol oynayabilmektedir.

 

Dolayısıyla aslında demokrasi değil demokratik oligarşiler altında yaşamaktayız.

 

Günümüzde sermayenin tekelleşmesi ve teknik üretici gücünün gelmiş olduğu gelişmişlik noktasında insanların her hareketleri takip edilebilmektedir. Yakın gelecekte insanların günlük ihtiyaçları, neler yiyecekleri, nereye gidecekleri ve tüm özel hayatları bilinir ve hatta tahsis edilir hale gelecektir. İnsanlar sosyal medyadan neye ihtiyaçları olduğuna kara verir hale geldiler. Bu durum toplumun özgürleşmesi olarak empoze edilmektir. İnsanların iradelerini tamamen kendileri için düşünen hakim sınıfa teslim etmesi için çalışılmaktadır.

 

Bunun düşünsel anlamda ilk adımı çeşitlilik kavramıdır. Çeşitlilik biz ve onlar kavramlarını ortadan kaldırıp herkese farklı kimlik atfedilmesini sağlamaktadır. Böylece sınıf çatışması ortadan kaldırılmakta, sınıf çatışması yerine kimin top olduğu çatışması yaşanıyor. Sanki sınıfsız bir toplummuşuz ezen ve ezilen sınıflar yokmuş gibi bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Böyle düşünmezseniz psikolojik sorunlarınız olduğu iddia edilmektedir. İşin garibi bunu yapanlar genelde solcu oluyor. Hatta Atatürkçü laikler de böyle yapıyor. Herkes eşit herkes insan deniyor. Oysa kimse eşit değildir. Ve bu somut gerçekliktir. Herkes insan muamelesi görmüyor. Örneğin; Afgansanız son derece insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalırsınız ama bir querer kadar değer verilmez durumunuza. Çalışmıyor musun? Öl o zaman.

 

Bir başka adım ise ailenin yıkımıdır. Bunun için kadını kullanmaktalar. Özgür kadın imajı, buna karşı çıkanın eğitimsiz cahil olması, cinselliğin her çeşidinin serbestleşmesi, cinsellikte aşırılığa yöneltme (arkadan birleşme) bir nevi “özgürleştirme” çabası var. Japonya’da otaku ve waifu kültürünün bütün dünyaya pazarlanması sanal seks kültürünü bu yolla geliştirme çabası gerçekten finans kapitalin gemi azıya aldığının göstergeleridir.

 

Bir başka adım ise temel vatandaşlık ücretidir. Temel vatandaşlık ücreti sermayenin özel güvenlik giderlerini azalacağını ön görmesi nedeniyle desteklediği bir olgu olacaktır.

 

Ancak bu süreç finans kapitalin sandığı kadar kolayca üstesinden gelebileceği bir süreç olmayacaktır. Çünkü demokratik oligarşi aynı zamanda kendi karşıtını yani demokratik anarşiyi de yaratmaktadır. Demokratik anarşiyle mücadele için demokratik oligarşi virüslerle insanların bir araya gelmesini engellemeye çalışmaktadır. (Bu eski bir teknik.) ancak yine de bu anarşik blok bugünden yarına hızla gelişmektedir. Anarko nedenselliğin birinci yönsemesi bu baskı döneminde hayatta kalmaktır. Nedenselliğin ikinci yönsemesi ise demokratik anarşinin finans kapitalin sosyal kontrol sistemlerini kendi kuracakları evrene ne şekilde adapte edeceği konusudur. Halinizden memnun olmanızda bir gariplik yok mu? Nişantaşı’nda “wine and dine” yapan arkadaş sana da söylüyorum.Marksizmde üretim ilişkileri tez üretici güçler anti tezdir. Tez nispeten sabittir. Antitez ise sürekli gelişir ve/veya değişir. Neticede bir senteze gider. Bu sentez yeni bir üretim biçimi olarak doğar. Tez antitezi içererek aşar. Üretici güçler dört adettir. Bunlar tarih, insan, teknik ve coğrafya üretici güçleridir (şüphesiz bunda düşünen insanlar için çok dersler vardır). İnsan kollektif aksiyonu, tarih gelenekleri, teknik teknolojiyi ve coğrafya ise doğayı ifade etmektedir.

 

Bu yöntemle günümüz kapitalist demokrasisine bakıldığında üretici güçlerin gelişmesi neticesinde değişen uluslararası kapitalist sistemin mevcut demokratik sistemin oligarşik yapısını uluslarasılaştırdığı görülmektedir.

 

Demarşiyi kavram olarak demokratik oligarşiden üreten Hayek’tir. Hayek özetle;

 

  • Demokrasinin herkes için eşit hukuk ön gören bir sistem olduğunu,

 

  • Ancak günümüzde böyle bir demokrasinin mümkün olmadığını,

 

  • Dolayısıyla mevcut durumu tanımlamak için demokrasi ve oligarşiyi birleştiren demos (toplum) + archein (kaba kuvvet) = demarşi kelimesinin daha uygun olabileceğini

ifade etmiştir.

 

Yönetim Biçimlerinin Tarihsel Süreci

 

Ticaretin şehir içinde olduğu dönemde ticarete hakim olan sınıf feodal beylerdi. Ticaretin şehirlerarasılaşmasına paralel olarak bu ticarete hakim olan kişi ve kişiler monarşiyi kurdu. Burada egemenlik ticarete ve piyasaya hakimiyeti sağlayan güçten kaynaklanmaktaydı. Egemenin en önemli özelliği kendi koyduğu kurallara tabii olmamasıydı.

 

Akabinde şehirlerarası ticaret ve piyasanın diğer güç odakları veya çetelerle paylaşıldığı meşruti monarşiler geldi. Meşruti monarşide güç odaklarının (veya çeteler) güçleri öyle bir noktaya gelmiştir ki merkezdeki mutlak güç unsuru hakimiyet alanını paylaşmak durumunda kalmıştır. Akabinde monarklar tamamen tasfiye edilmiştir.

 

Tasfiye olan yanlızca monarklar olmuş burjuvazi ise örgütlü yapısını devam ettirmiştir. Bu durum burjuvazi, siyasetçi, bilimadamı vb.den oluşan bir iktidar bloğu oluşmasını temin etmiştir. Her toplumsal sınıf kendi karşıtını yaratmaktadır. Hâkim sınıf kendi düşünce, inanç ve iktidarını devam ettirebilmek için sosyal kontrol sistemiyle kapitalist demokrasisini kurmuştur.

 

Modern anlamda demokrasi 1774 Amerikan devrimiyle başlamıştır. 1789’da Fransız Devrimi olduğunda yönetimin erki nereye dayandıracağı sorunu ortaya çıkmış ve kısa yoldan çoğunluğun dediği olsun denilmiştir. Oysa ünlü bir yazarın da söylediği gibi “parkta yatmak herkes için yasak olabilir. Ancak bundan yalnızca evsizler zarar görür”.

 

Oligarşilerde yönetim gücü bir grup veya zümrededir. Demokrasi ise halkın halk tarafından halk için yönetilmesidir. Dört temel ilkesi vardır. Bunlar çoğulculuk, katılımcılık, açıklık ve güçler ayrılığıdır. Ancak günümüz demokrasilerinde finans kapitalin örgütlü yapısı demokrasiyi oligarşik bir biçime sokmuştur. Bugün uluslararası sermayenin gücü kendi yerel işbirlikçileriyle birlikte yeni bir blok oluşturmaktadır. Bu iktidar bloğunda değişenler sermayenin ve devletin yapısıdır. Çünkü en başta ifade ettiğimiz üzere üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte üretim biçimi uluslararasılaşmış ve neticesinde siyasal yapılar da bu kapsamda değişmiştir. Ülkemizde devletin bu kapsamda yeniden örgütlenmesi süreci daha eskiye götürülebilse de Kemal Derviş ile başlatılmasına sakınca yoktur.  

 

Neticede; finans kapitalin uluslararasılaşmış örgütlü yapısı sayesinde demokratik yönetimlerde yöneticinin gücü ile monarşideki kralın gücü arasındaki fark ortadan kalkmıştır. Bugün tüm işçi örgütlenmeleri dahi uluslararası iktidar bloğunun kontrolündedir. Üretim araçlarına sahip olanın ideolojik hegemonyası altındaki insanların örgütlenmeleri yalnızca hakim sınıfın egemenliğini pekiştirici rol oynayabilmektedir.

 

Dolayısıyla aslında demokrasi değil demokratik oligarşiler altında yaşamaktayız.

 

Günümüzde sermayenin tekelleşmesi ve teknik üretici gücünün gelmiş olduğu gelişmişlik noktasında insanların her hareketleri takip edilebilmektedir. Yakın gelecekte insanların günlük ihtiyaçları, neler yiyecekleri, nereye gidecekleri ve tüm özel hayatları bilinir ve hatta tahsis edilir hale gelecektir. İnsanlar sosyal medyadan neye ihtiyaçları olduğuna kara verir hale geldiler. Bu durum toplumun özgürleşmesi olarak empoze edilmektir. İnsanların iradelerini tamamen kendileri için düşünen hakim sınıfa teslim etmesi için çalışılmaktadır.

 

Bunun düşünsel anlamda ilk adımı çeşitlilik kavramıdır. Çeşitlilik biz ve onlar kavramlarını ortadan kaldırıp herkese farklı kimlik atfedilmesini sağlamaktadır. Böylece sınıf çatışması ortadan kaldırılmakta, sınıf çatışması yerine kimin top olduğu çatışması yaşanıyor. Sanki sınıfsız bir toplummuşuz ezen ve ezilen sınıflar yokmuş gibi bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Böyle düşünmezseniz psikolojik sorunlarınız olduğu iddia edilmektedir. İşin garibi bunu yapanlar genelde solcu oluyor. Hatta Atatürkçü laikler de böyle yapıyor. Herkes eşit herkes insan deniyor. Oysa kimse eşit değildir. Ve bu somut gerçekliktir. Herkes insan muamelesi görmüyor. Örneğin; Afgansanız son derece insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalırsınız ama bir querer kadar değer verilmez durumunuza. Çalışmıyor musun? Öl o zaman.

 

Bir başka adım ise ailenin yıkımıdır. Bunun için kadını kullanmaktalar. Özgür kadın imajı, buna karşı çıkanın eğitimsiz cahil olması, cinselliğin her çeşidinin serbestleşmesi, cinsellikte aşırılığa yöneltme (arkadan birleşme) bir nevi “özgürleştirme” çabası var. Japonya’da otaku ve waifu kültürünün bütün dünyaya pazarlanması sanal seks kültürünü bu yolla geliştirme çabası gerçekten finans kapitalin gemi azıya aldığının göstergeleridir.

 

Bir başka adım ise temel vatandaşlık ücretidir. Temel vatandaşlık ücreti sermayenin özel güvenlik giderlerini azalacağını ön görmesi nedeniyle desteklediği bir olgu olacaktır.

 

Ancak bu süreç finans kapitalin sandığı kadar kolayca üstesinden gelebileceği bir süreç olmayacaktır. Çünkü demokratik oligarşi aynı zamanda kendi karşıtını yani demokratik anarşiyi de yaratmaktadır. Demokratik anarşiyle mücadele için demokratik oligarşi virüslerle insanların bir araya gelmesini engellemeye çalışmaktadır. (Bu eski bir teknik.) ancak yine de bu anarşik blok bugünden yarına hızla gelişmektedir. Anarko nedenselliğin birinci yönsemesi bu baskı döneminde hayatta kalmaktır. Nedenselliğin ikinci yönsemesi ise demokratik anarşinin finans kapitalin sosyal kontrol sistemlerini kendi kuracakları evrene ne şekilde adapte edeceği konusudur. Halinizden memnun olmanızda bir gariplik yok mu? Nişantaşı’nda “wine and dine” yapan arkadaş sana da söylüyorum.



Bu yazı 391 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI