Bugun...


Dr. Ahmet Küçükşahin

facebook-paylas
Politikacı, Devlet Adamı ve Tarih Bilimi
Tarih: 20-09-2021 21:25:00 Güncelleme: 20-09-2021 21:25:00


 

Politikacı, ülkeyi yönetmeye talip olup kendi çıkarlarının toplamını ülke çıkarları gibi sunan kişilerdir.

 

Devlet adamı, kendi çıkarını hiçe sayıp sadece halkın çıkarını esas alan ve ülkeyi yüceltmeye çalışan kişilerdir.

 

Devlet adamı bütünleyicidir. Politikacı ayrıştırıcıdır. Devlet adamı tarihten anlam çıkarır ve ülkesine uygular. Politikacı tarihi ile kavga eder ve tarihi siyasi amacı için kullanır.

 

Tarih bir bilim dalıdır ve sadece belgelere dayanır. Eğer belgelere dayanmıyorsa, tarih adına söylenenler kişilerin kendi yorumları olur, bu durum Tarih bilimine mal edilemez.

 

Tarihini bilmeyen milletlerin sadece coğrafyalarını değil, genetiğini dahi başkaları çizer/çizmektedir. Ünlü İslam düşünürü İbn Haldun’un ifade ettiği gibi, geçmişler geleceğe suyun suya benzemesinden daha çok benzer.

 

Devlet adamları tarih bilirler, ancak politikacıların tarih bilmesine gerek yoktur. Çünkü politikacılar kendi çıkarları peşinde koşan insanlardır. Çıkarlarının gerektirdiği kadar tarih bilmeyi kendileri için yeterli görürler.

 

Bu nedenle “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir delinin veya geçmişte olan olaylar için kişisel yorumunu tarih diye sunan adamlara “Üstat” diyerek yüceltip peşlerine düşerler.

 

Sosyal bilimlerde unutulmaması gereken bir kural vardır. “Bir topluluğu millet haline getirmek isterseniz onlara ortak bir tarih verin. Bir milleti de bir topluluk haline getirmek isterseniz, onların tarihle bağlarını kesin.”

 

Özellikle son yıllarda ülkemizde dini esaslara dayalı bir yönetime heveslenen ve bunu kendi kişisel çıkarları için politika haline getirmiş olan politikacılar bulunmaktadır.

 

Oysa her okuyanın farklı yorumladığı bir kitabın ülkeyi yönetmek için uygulanabilirliğinden birleştirici gücünden söz edilemez.

 

Kaldı ki, tarihsel süreç, içerinde dinler birleştirmekten ziyade hep ayrıştırıcı olmuşlardır. Politikacılar da bunu kullanmışlardır. Örneğin, “Ben Sünni’yim, Kılıçdaroğlu sen de mezhebini söyle” denmesi dinin politikacı elinde ayrıştırıcı bir unsur olarak kullanılmasına tipik bir örnektir.

 

Avrupalılar dinin ayrıştırıcı özelliğini  1618-1648 yılları arasında yapılan “30 Yıl Savaşları” esnasında görmüşler ve bu çıkmazdan kurtulmak için millet esasına yönelik yeni düzenlemeye gitmişlerdir.

 

Yakın tarihimizde, Osmanlı da bunun acısını Birinci Dünya Savaşı esnasında tatmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bu tarihi veriyi de dikkate alarak “laiklik” ilkesi yönetimin bir unsuru haline getirilmiştir.

 

Laiklik ilkesine saldıran AKP’li politikacılar bu davranışları ile kendi kişisel çıkarları için tarihi hiçe saydıklarını, ders almamakta ısrar ettiklerini göstermektedirler.

 

 “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” İfadesi Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında bu ülkenin kurtuluşu için omuz omuza vermiş insanları tarihin verilerini kullanarak bütünün parçası haline getirmektir, onları ayrıştırmamaktır.

 

13’ncü yüzyılın ünlü İtalyan gezgini Marko Polo bir eserinde, “Buraları eski Bizans ülkesi değil artık… Dağ taş Türkmen dolu… Herkes Türkçe konuşuyor. Buralara Turchia demek evladır” beyanında bulunmuştur. Anadolu coğrafyasında kurulan devletin adına Türkiye demek, tarihi veriyi kullanmak demektir. Bu topraklara “Türkiye” ismini bizden önce İtalyanlar vermişlerdir.

 

Sonuç olarak;

Devleti politikacılar değil, devlet adamları yönetmelidir.  

 

Devleti yönetenlerin masaların bir köşesinde tarih, diğer köşesinde de coğrafya kitabı bulunmalıdır.

 

Kural olarak söylenebilir ki, şans daima tarihini bilen ve iyi hazırlanmış olanlarla beraberdir.



Bu yazı 177 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI