escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Dr. Abdullah Köktürk

facebook-paylas
Ölümünden 11 gün Önce Uğur Mumcu’nun Harp Akademileri’nde Verdiği Konferans
Tarih: 24-01-2026 21:32:00 Güncelleme: 24-01-2026 21:49:00


24 Ocak 1993 günü arabasına konan bir bomba sonucu hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu’nun suikasttan 11 gün önce 13 Ocak 1993 Harp Akademilerinde kurmay subay adaylarına  “Türk Basını ve Sorunları ”başlığı ile verdiği konferansın metnini ölümünün 33. yılında anısına paylaşıyorum.

 

Konferans Türk basınının sorunları üzerine olsa da, konferans sonundaki soru-cevap bölümünde ilginç bölümler var. Uğur Mumcu ölüm tehditleri aldığını da söylüyor. Soru cevap bölümünü yer darlığı yüzünden ayrı bir başlık altında yayınlayacağım. 

 

Aşağıda konferansın tamamı var.

 

TÜRK BASINI VE SORUNLARI

 

1. TARIHÇE:

 

a. OSMANLI IMPARATORLUĞUNDA

 

Dünyamız bugün hızlı bir değişim sürecinde yaşıyor, Dünya'daki bu hızlı değişim, Türkiye'ye de yansıyor, Kitle iletişim araçları bu gelişmenin en hızlı yaşandığı bir kesimi oluşturuyor. Türk basını şu anda bu gelişimin sancılarını yaşıyor.

 

Basının bugün içinde bulunduğu koşulları daha yakından tanıyabilmek için yazılı basının Türkiye’ye nasıl girdiğini -kısaca da olsa- anımsamamız gerekiyor.

 

Avrupa'da gazetelerin çıkışı, 1600-1650 yıllarına rastlar. Türkiye'de ilk basımevi, İspanya’dan kaçan Yahudiler tarafından kurulmuştur, Davit ve Samuel Nahmes kardeşler, Gutenberg'in İncil’i kitap olarak basmasından yaklaşık kırk yıl, sonra İstanbul’da bir basımevi kurarak 1495 yılında hazreti Musa'nın "Beş Emri"ni basmışlardır.

 

1497-1792 yılları arasında Yahudi, Rum ve Ermenilerce kurulan basımevi sayısı 37'yi bulmuştur.

 

Türkiye 'de basımevi kuran ilk Türkler: Macar kökenli Ibrahim Müteferrika ve Büyükelçi 28 Mehmet Çelebi'nin oğlu Sait Efendidir. 1727 yılının aralık ayında İstanbul’da kurulan bir ilk Osmanlı ya da Türk basımevinin ilk ürünü "Vankulu  Lugatı" adlı bir sözlüktür,

 

Türkiye'de ilk gazete, 1795'de Fransa'nın İstanbul Büyükelçiliği tarafından çıkarılmıştır. Bu gazete dışında İzmir'de Fransızca "Doğu Gözlemcisi" adlı resmi bir gazete daha çıkarılmıştır.

 

Osmanlı İmparatorluğunda Türkçe olarak çıkarılan ilk gazete Sultan 2. Mahmud'un fermanı ile yayınlanan 11 Kasım 1831 tarihli "Takvim-i Vakayi" adlı resmi nitelikte, gazetedir.

 

Türkçe olarak ilk özel gazete William Churchill adlı bir İngiliz tarafından 1840 yılında yayın yaşamına adımını atan "Ceride-i Havadis adlı gazetedir. Türkler tarafından çıkarılan ilk Türkçe gazete "Tercüman-ı  Ahval"dir. 21 Ekim 1860 günü yayınlanan "Tercüman-ı Ahval"in sahibi Yeni Osmanlılar Derneği'nin üyesi ve devlet memuru Ağah Efendi'dir.

 

İkinci gazete, Şinasi 'tarafından 27 Haziran 1862 tarihinde çıkartılan "Tasvir-1 Efkar"dır.   Üçüncü önemli gazete 1866’da Ali Suavi yönetiminde yayınlanan "Muhbir" adlı gazetedir. Bu gazetenin önemi, Saray'a karşıt siyasi düşüncelere yer vermesidir.

 

1878 yılında yayına başlayan Ahmet Mithat Efendi'nin "Terüiman-ı Hakikat" adli gazetesi de ilk yıllarında Sultan Abdülhamid tarafından desteklemiştir. 1870'de Sarrafyan adlı bir ermeni tarafından çıkarılan "İbret" adlı gazetenin başyazarlığını Namık Kemal yapmaktaydı.

 

1800’lü yılların önemli yayın organlarından biri Murat Efendi' nin "Mizan" dergisi ve "Meşveret" adlı gazetesidir.

 

"Basiret" Ali Bey tarafından, 1869 yılında çıkarılmıştır. Ali Bey’in Alman siyasetini öven yazıları nedeniyle Alman İmparatorluğu Büyükelçiliği tarafından Berlin'e çağrılmış, kendisine Bismark tarafından armağan olarak 100 mark ve ayrıca bir matbaa verilmiştir.  "Basiret" yabancı devlette para alan ilk gazete örneğidir!

 

Basında ilk yasaklamalar, 1858 yılında çıkarılan Ceza Yasası ile gerçekleştirilmiştir.

 

b.  MESRUTIYET VE MUTAREKE BASINI

 

İkinci Meşrutiyet, Türk basın yaşama için de bir canlı dönem olmuştur. "İkdam", "Sabah", "Tercüman" ve "Saadet" adlı gazeteler dışında "Yeni              Gazete", "Tanin "Serbesti", "Sadav-ı Millet", "Volkan", "Sırat-ı Müstakim", "Suray-ı Ummet"  ardarda çıkan gazetelerdi.

 

Ikinci Mesrutlyet'in ilk dört ayında 607 gazete ve dergi' yayınlandı. 1908-1918 yılları arasında yayınlanan gazete ve dergi sayısı 918'e ulaştı.

 

"Mütareke Dönemi" İstanbul basını ikiye ayrılmıştı. Necmettin Sacak'ın "Akşam", Celal ve Nuri Suphi kardeşler "İleri", Yunus Nadi "Yeni Gün", Ahmet Emin Yalman ve Asım Us "Vakit", Falih Rıfkı, Ahmet Cevdet ve Yakup Kadri "ikdam" gazetelerinde Mustafa Kemal'i desteklerken, Ali Kemal'in "Peyami Sabah"ı, Ref i Cevat Ulunay'ın "Alemdar"ı ve Sait Molla'nın "İstanbul" adlı gazeteleri ve Refik Halit Karay'ın "Aydede" adlı dergisi de Mustafa Kemal’e karşı çıkıyorlardı.

 

Mustafa Kemal Paşa,  Sivas'da 11 Eylül 1919 günü "İrade-i Millîye", 10 Ocak 1920 günü de Ankara'da "Hakimiyet'l Millîye" gazetelerini çıkartmış, 6 Nisan 19209 günü de "Anadolu Ajansa"nı kurdurmuştu.

 

Yunus Nadi İstanbul’dan Anadolu'ya kaçırdığı Yeni Gün Gazetesi ve matbaası ile 1 Eylül 1921 günü Ankara'da başladığı yayınlarla Kuvayı Milliye'nin sözcülüğünü yapmıştır.

              -

Sadri Ethem'in yönetimdeki "Örgüt", Arif Oruç "un "Seyyare-i Yeni Dünya", Mustafa Necati ve Vasıf Çınar in "İzmir’e  Doğru", Balıkesir’deki "Son Söz", Adana’daki "Yeni Adana" ve Kastamonu' daki "Açıksöz" gazeteleri Kuvayı Milliyeyi destekleyen gazetelerdi.

 

c. CUMHURIYET DONEMI:

 

Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması ve Cumhuriyetin kurulmasından sonra başlayan Şeyh Sait Ayaklanmasından sonra "Takrir-i Sükun Kanunu", çıkarılmış, hükümet, bu yasaya dayanarak aralarında "Tevhid -Efkar", "Son Telgraf", "Aydınlık", "Orak Çekiç", ve "Tanin" adlı gazetelerinin de bulunduğu: yayın organlarını kapatmış, yazarlarını da tutuklatmıştı.

 

1929-31 yılları   arasında yayınlanan gazetelerde "Serbest Fırka" yı savunmaları üzerine TBMM'sinde 'basın             özgürlüğü konuşmalar yapılmış, 1931 yılında da "Matbuat Kanunu" çıkarılmıştı.

 

1931-38 döneminin gazeteleri, "Cumhuriyet“, “Akşam", "Tan", "Son- Posta", "Zaman" ve "Vakit" tir,.

 

1938-50 dönemi, basın için yasaklar la geçen bir dönemdir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında "Tasvir-i Efkar" ve "Cumhuriyet"            Almanlarla dostluk politikasını savunmuşlar, "Akşam", "Tanin" ve “Vatan" müttefiklerden yana tavır almışlar, Sertellerin "Tan" Gazetesi de Sovyet dostluğundan yana yayınlar yapmıştır.

 

d. 1950-1960 DONEMI

 

Çok partili yaşama girilmesi ile birlikte, basın özgürlüğü sınırları da genişlemiş, Mehmet Ali Aybar'ın "Zincirli Hürriyet", Sabahattin Ali ve Aziz Nesin'in birlikte "Marko Paşa", Orhan Veli, Sabahattin Eyüpoğlu, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat'ın çıkarttıkları "Yaprak" dergisi kısa sürede ilgi görmüş, Aybar, Nesin ve Sabahattin Ali haklarında davalar açılmıştı,

 

Aynı dönemde  Necip Fazıl Kisakürek'in çıkardığı "Büyük Doğu" dergisi de İslamcı kesimde büyük ilgi görmüştü. 1950 yılına gelindiğinde Ankara ve İstanbul’da Cumhuriyet, Vatan, Tasvir, Akşam, Yeni Sabah, Tanin, Ulus, Zafer, Hürriyet  ve Milliyet gazeteleri çıkmaktaydı. 1950 yılında iktidara gelen DP, hemen bir Basın Yasası hazırlamış, 1952 yılında çıkarılan, ve basın mesleğinde çalışanlarla çalıştırılanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen 13 Haziran 1952 tarihli yasa ile de basın çalışanlarına sosyal haklar sağlanmıştır.

 

DP, 1954 yılında çıkardığı yasa ile basın özgürlüğünü kısıtlayan ilk adımını atmış, bu yasayı, 1956 yılında kabul edilen iki yasa daha izlemiştir. 26 Kasım 1957 günü yayınlanan kararname ile de gazete ve dergi kağıtlarının tek elden dışalımı kararlaştırılarak "kağıt tahsisleri" dönemi başlatılmış, muhalefeti savunan gazetelere ilan ambargoları konulurken, Zafer, Yeni Asır ve Havadis gibi iktidar yanlısı gazetelerine resmi ilanlarla destek olunmuş, ayrıca örtülü ödenekten başta Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Rehem Izzet Benice, Burhan Belge ve Yusuf Ziya Ortaç'a para yardımları yapılmıştır.  1957-60 yılları arasında birçok gazeteye ve gazeteciye karşı ceza davaları açılmıştır.

 

e. 1960 VE SONRASI

 

27 Mayıs 1960 ihtilali ile birlikte tutuklu bulunan gazeteciler salıverilmiş, DP döneminde çıkarılan ve basın, özgürlüğünü kısıtlayan yasalar da kaldırılmıştı. 13 Ocak 1961 günü çıkarılan 212 sayılı yasa ile de başın isçilerine yeni sosyal haklar ve güvenceler sağlanmış, Basın İlan Kurumu oluşturularak resmi ilanların dağıtımında hükümet yetkisi kısıtlanmıştır. Bu dönemin uygulamalarından biri de kısa süre uygulanan "Basın Ahlak Yasası" dır.

 

1960 döneminin en büyük özelliği bir anlamda basın özgürlüğü yönünde atılan adım olmuştur. Basın ile ilgili kısıtlamalar özellikle Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 sıkıyönetim dönemlerinde görülmüş, bu dönemlerde birçok gazete kısa sürelerle kapatılmış, gazeteciler de çeşitli sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmışlardır. "Yayıncılar Birliği" nden aldığımız sayılara göre 1980 yılından sonra. 2792 yazar, çevirmen, yayıncı ve gazeteci hakknda,458 yayın ile ilgili olarak soruşturma açılmış, bu,458 yayının 368'nin zoralımına ve imhasına karar verilmiş, yaklaşık 80 tonu bulan bu yayınların 40 bini, kağıt hamuru yapılmış, 14 bin kitap yakılmıştır.

 

2. TRAJ VE OKUMA ALIŞKANLİĞI

 

Basının yapısını ve sorunlarını anlatabilmek için gazete ve kitap okur bu sayı ve oranlarını Dünya'daki çağdaş ülkelerle karşılaştırmak gerekir.

 

Önce hammaddeden başlayarak kağıt ve kağıt tüketiminden karşılaştırmalı örnekler veren 1987 yılı verilerine göre Danimarka'da kişi basına 108 kg., Federal Almanya’da 191 Belçika ve Lüksemburg'da 182 kg., Hollanda'da ve İngiltere’de 155, Fransa’da 130, İtalya ve 102, İspanya’da 92, Portekiz'de 59 kg. dır.

 

Bu sayı Türkiye'de yalnızca 16.2 kg. Evet o. kadar!

 

Bu sayılar ve oranlar okuma alışkanlıklar konusunda da ipuçları veriyor Türkiye de kitap okurları da günden güne azalıyor. 1945 yılında kişi başına düşen kitap 10.2 iken bu oran 1960 yılında 21.8, 1965 yılında 27,8'e çıkıyor, 1980 yılında 5.7'ye düşüyor, 90'larda da ayni oranı koruyor.

 

1979 yılında, toplam 5017 kitap basılmış, bu. Sayı 1980 yılında 4813'e düşmüş.  Kitap basımı 1982 yılında 8190’a, 1983 yılında 7180'e, 1984 yılında 7224’e çıkmış, bu sayı 1985’de 6741'e inmiş, 1986’da 6794 olmuş 1987’de de 6382'ye inmiştir.

 

1966 yılından bu yana okur-yazar sayısında yaklaşık altı kat oranında artış olmuş, ancak kitap çeşidi sayısı aynı kalmıştır.

 

 ABD de bir yılda basılan kitap sayısı 509 milyon 332 bin, eski Sovyetler 2 milyon 660 bin, Fransa, 50 milyon 470 bin, Iran, 7 milyon 399 bin, Finlandiya, 24 milyon 876 bin, Japonya, 58 milyon 786 bin, Yugoslavya 24 milyon 123 bin, Belçika, 24 milyon 140 bin, İspanya, 11 milyon 730 bin, İsveç 39 milyon 31 bin,

 

Türkiye, 6 milyon 167 bin! Evet bu kadar!

 

Gelelim toplam gazete tirajlarına;

 

ABD 62 milyon 415 bin,  her 1000 kişiden 269 kişi gazete okuru. Almanya Federal Cumhuriyeti (birleşmeden önce) 25 Milyon 103, Almanya'da her 1000 kişiden 408'1 gazete okuru. Fransa'da-. toplam tiraj 10 milyon 322 bin, her 1000 Fransız yurttaşından 191'i gazete okuyor, İngiltere, toplam tiraj 14 milyon 600 bin, dergilerinki 17 milyon 600 bindir, her 1000 İngiliz’den 421'i gazete okuyor. Belçika'da bu oran; toplam 2 milyon 204 bin ile l000/224, eski- Sovyetler’de  85 milyon 118 bin gazete satılıyor. Her 1000 Sovyet yurttaşından 314'ü gazete okuyordu.

 

İtalya’da bu 'oran 1000’de 146, Finlandiya’da 1000’de 636, Malezya'da 1000’de 323, Ispanya'da 1000'de 78, Hollanda'da 1000'de 342, Danimarka'da 1000'de 360, Kuveyt'de 1000 de197.

 

Türkiye'de 1000'de 56. Ansiklopedi olayından önce yıllık ortalama toplam tiraj 3 milyon 28 bin 484'di. Bu sayı, bugün 4 milyon 354 bin 381'e ulaşmıştır. Aradaki fark. 1 milyon 335 bin 897'dir. Bu yapay ve geçici tirajdır. Ansiklopedi olayından önceki verilere göre her 1000 Türk yurttaşından ancak 56'sı gazete okurudur!

 

Gazetelerin toplam tirajının Yüzde 45'i İstanbul, Ankara, İzmir’de satılıyor. Bu kentlerde her 1000 kişiden, 113.4'u gazete okuyor. Bu oran, Anadolu kentlerinde yüzde 40'lara kadar düşüyor. 1965 yılında her 100 kişiden 731 gazete alırken, bu oran 1989'da 6,5’a iniyor.

 

UNESCO, bir ülkeyi kalkınmış ülke Sayabilmek için her 1000 kişiden 100 kişinin gazete okuru olması ölçü ve koşulunu arıyor. Yine UNESCO'ya göre uygar bir ülkede her 1000 kişiden 300 kişinin gazete okuması gerekiyor. Türkiye’nin böyle bir düzeye ulaşabilmesi için gazete tirajlarının 17 milyonu aşması gerekmektedir.

 

3. TEKELLEŞMEYE KARŞI ÖNLEMLER

 

Basında tekelleşme konusu. "Avrupa Konvensivonu"nun 10. maddesinde yer alan anlatım özgürlüğü tanımı ve bu özgürlüğe tanınan güvenceler nedeniyle sık sık Avrupa Konseyi gündemine gelmiştir. Ancak bu güne kadar bir karar alınmış değildir.

 

Avrupa Topluluğu sözleşmesinin 85 ve 86. maddeleri haksız rekabete yol açan iş ortaklıklarının Adalet Divanına götürülmesini öngörmektedir.

 

Tekelleşme konusundaki en ilginç örnekler, kapitalizmin anayurdu ABD'dedir.

 

Tekellesme ile ilgili "Clayton" ve "Sherman" adlı yasalar vardır. 1987 yılında tekelleşme konusundaki boşlukları doldurmak üzere "Public Law 100-200" adlı bir yaşa daha çıkarılmıştır. Bu yasaya göre bir dağıtım pazarındaki en büyük yayın organının, ayni alandaki bir başka yayın grubunu satın alması yasaklanmaktadır. ABD'de tekelleşmeyi önlemek üzere bir komisyon kurulmuştur. "Federal İletişim Komisyonu-Federal Communication Commission" üyeleri Cumhurbaşkanının önerisi ve Senatonun onayı ile göreve başlarlar. Avusturalyalı yayıncı Robert Murdoch, 1987 yılına kadar Boston ve Newyork'daki televizyon kuruluşlarını satın aldıktan sonra televizyon alanından yazılı basına da el atmış ve "Newyork Post" ve "The American Herald'` gazetelerini satın almıştır.

 

Bu tekelleşme eğilimi ABD’de tartışma yaratmış, Murdoch, bu tartışmalardan sonra "The Newyork Post" gazetesini satmıştı. ABD'de toplam günlük tirajın yüzde 58,6'sı 25 ayrı grup tarafından çıkarılan şirketlerin elindedir. Bu yüzden tekelleşme söz konusu değildir. Almanya'da 1976 yılında çıkarılan bir yasaya göre 25 milyon DM yıllık cirosu olan bir basın kuruluşunun el değiştirmesi "Federal Kartel Dairesi”ne bildirilir. Bu daire, bu birleşmeyi onaylamayabilir.

 

Fransa'da gazetelerin el değiştirmeleri  Ekonomi Bakanınca "Rekabet Konseyi" ne götürülür. Gazetelerin el değiştirmesi sonunda yeni işveren toplam tirajın yüzde 30'una sahip oluyorsa "Rekabet Konseyi" bu satış işlemine onay vermemektedir.

 

İngiltere’de şirketlerin birleşme ve değiştirmeleri "Fair Trading Act" adlı yasaya göre yapılır. Bir gazetenin el değiştirmesi sonunda yeni işveren 500 binlik tirajlı yayın grubuna sahip oluyorsa, bu satış işleminin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca onaylanması gerekir. Satış işlemi, bu aşamadan önce "Monopoll and Mergers Commission” adlı tekel ve birleş komisyonunca incelenir.

 

1987 yılında Avusturalyalı yayıncı Robert Murdoch, ‘The Financial Times' gazetesinin hisse senetlerinin bir kısmını almak istemiş, satış işleminin komisyonda görüşülmesi istenince gazete sahipleri satış işlemlerinden vazgeçmek zorunda kalmışlardı.

 

İngiltere'de toplam 14 milyon 600 bin tiraj 11 şirket tarafından çıkarılan gazetelerce paylaşılıyor. İtalya’da Basın Yasası'nın 3. Maddesi  toplam tiraj artışları için bir sınır getirmekte, sınırın aşılması halinde yasa ile getirilen oranları aşan yayın organlarını "tekel" sayarak bu tirajları asan yayın organlarının el değiştirmeleri, "garantör" adı verilen bir görevli tarafından yargı denetimine götürülebilmektedir.

 

İsveç’te gazetelerin el değiştirmeler! genel rekabet yasaları içinde inceleniyor. Bu konudaki kararı "Piyasa Mahkemesi" veriyor. Mahkeme, bir birleşmeyi haksız rekabet sınırları içinde görüyorsa, bu satış işlemini geçersiz sayabiliyor. İsveç’te 4 milyon 200 binlik tiraj, 18 şirketin sahip oldukları gazetelerce paylaşılıyor

 

4. TÜRK BASININDAKI TEKELLESME EĞİLİMİ

 

Türkiye'de tekelleşmeyi önleyecek herhangi bir yasa çıkarılmış değildir. 10 Kasım 1983 tarihinde 2850 sayılı yasada yapılan değişiklikle yabancılara da Türkiye'de gazete kurma ya da satın alma olanağı sağlanmıştır. İngiliz uyruklu işadamı Asil Nadir, bu yasa değişikliğinden sonra Türkiye'de basın yaşamına girmiştir.

 

1988 yılında Türkiye'deki toplam tirajın yüzde 76.4'lük payı, dört, grup tarafından paylaşılıyordu. Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün 1988 yılı saptamalarına göre bu paylar şöyleydi Günaydın grubu yüzde 28, Sabah grubu yüzde 24.6, Hürriyet grubu yüzde 15.8, Milliyet grubu yüzde 8, Türkiye yüzde 4.1 , Cumhuriyet  yüzde 3.3, Tercüman  yüzde 2.9.

 

Aradan geçen üç yıl içinde Günaydın Gazetesi el değiştirmiş, Cumhuriyet ve Tercüman Gazeteleri, tiraj yitirmişler, Güneş Gazetesi kapanmış, Zaman ve Yeni Asya ve Milli Gazete, Tercüman gazetesinin okurlarının toplamışlardır. Bu arada 15-20 bin tirajlı Özgür Gündem gazetesi yayına başlamıştır.

 

1988-92 arasında tekelleşme eğilimi daha da artmıştır. Geçen haftanın verilerine göre tirajın gazete gruplar arasında dağılımı şöyledir;

 

Hürriyet Grubu 1.108.373 ile yüzde 26.1, Sabah Grubu 1.279281 ile yüzde 30.13, Milliyet Grubu 1.181.231 ile yüzde 27.82. Günaydın-Tan 57.609 ile yüzde 1.36,    Cumhuriyet 52.406 ile yüzde 1.24, Tercüman 16.623 ile yüzde 0.39, Özgür Gündem 15.137 ile yüzde 0.36, Türkiye 349.119 ile yüzde 8.22,   Zaman 130.269 ile yüzde 3.07, Milli Gazete 22.063 ile yüzde 0.52.

 

Bu son sayılar da gösteriyor ki, toplam tirajın yüzde 84,05'i üç yayın grubunun elindedir. 1988-1992 arasındaki tekelleşme artışı yüzde 7.65 dolayındadır.

 

Bu sayılar Türk basınındaki tekelleşmenin ulaştığı korkunç boyutlarını göstermektedir. Bu yayın gruplarının televizyon alanına da el atmaları tekelleşmenin basın özgürlüğünü ve demokrasiyi tehdit eden en büyük tehlikelerden biri olduğunu da gösteriyor.

 

1980-92 döneminin yayın yaşamındaki bir özelliği de dergi sayısındaki artışlardır. 1988 yılı içinde tirajı 2.000'in -üzerinde 47, 5.000'in üzerinde 32, 10.000'nin üzerinde 22, 20.000'nin üzerinde 15 dergi yayınlanmıştır. Dergiler, günlük gazete sahipleri ya da ortaklarınca çıkarılıyor.

 

Tekelleşmenin bir banka sonucu da gazete dağıtım şirketlerinin bu büyük gazetelerin oluşturdukları şirketlerin elinde olmasıdır.

 

5. BASINI YOZLASTIRAN OLGU PROMOSYON

 

Basında okur sayısını artırmak için başvurulan "lotarya" ve "promosyon" sisteme, Hürriyet Gazetesinin 1960 yılı Ağustos ayında "Hürriyet istikrar Tahvili" ile girmiştir.

 

Hürriyet’in bu, girişiminden sonra Akşam gazetesi, pardesülük kumaş ve Kur’an dağıtmıştır.

 

Buzdolabı, çamaşır makinası, radyo, ütü, traktör, motosiklet çeşitli binek arabaları, apartman daireleri, tır kamyonları, yurt dışı gezileri, tatil olanaklara, yiyecek dolu file, arsa, yemek ve çay takımları, milli piyango çekilişleri için gazetelerce yapılan ikinci çekiliş, ağırlığınca altın, mağaza, ticari plakalı araç, haç seferi harcamaları, öğrenci bursları, uçak, yüzme havuzlu villalar, yazlık ev,  evi baştan başa donatan ev eşyası, bilezik, kolye, kitap, sözlük, tiyatro bileti, temizlik tozu, diş macunu, sabun, kuran süreleri, ayetler, çeşitli cins yayınlar, son olarak da ansiklopedi. Bu sistemin okur sayısını artırmak için haksız rekabet yoluyla dağıttığı hediyelerdir.

 

Promosyon sistemi 1980 yılından sonra Asil Nadir'i Güneş Gazetesiyle hızlandı, Erol Simavi'nin Hürriyet ve Dinç Bilgin'in Sabah Gazetesi ile de çılgın bir yarışa dönüştürüldü.

 

ABD'de İngiltere’de böyle bir sistem yok. Fransa'da yıllık indirimli abonelik var, bunun yanında çakmak, dolmakalem gibi küçük armağan da dağıtılıyor.

 

Almanya'da gazetelerin okur sayısını artır için armağan dağıtmasını Alman Ticaret Yasasınca "haksız rekabet" hükümlerine aykırı görülüyor. Türkiye'de basındaki haksız rekabeti önleyecek özel bir yasa yok. Konu, Türk Ticaret Yasası'nın "Haksız Rekabet" hükümlerine uygulanmıyor.

 

6. KAĞIT VE GAZETE FİYATLARI ARTIŞI

 

Gazete maliyetleri arasında kağıt fiyat artışları önemli etkenlerden biridir.

 

İstanbul Ticaret Odası'nın yayınına göre gazete, kitap, dergi, defter, kalem gibi kültür harcamaları, en yüksek art gerektiren mal grubunu oluşturuyor. 1968 yılından 1989 yılına kadar fiyatlardaki genel artış 747 kattır. Bu aran, kültür mallarında 939 kata kadar çıkmıştır.

 

1981 yılında 3. hamur gazete kağıt fiyatı başina50 TL iken bu fiyat bugün 4 milyon 100 TL'ye, çıkmıştır. 1980-89. Arasında genel fiyatlardaki ortalama 21.6 kat iken gazete kağıdı fiyatındaki artış 106.7 kat olmuştur. Gazete kağıdı fiyatlarındaki artış, enflasyon oranının artışından beş kat daha fazladır. Aynı dönemde gazete satış fiyatlarındaki artış 80 kat olmuştur.

 

Bir gazetenin maliyetinde yüzde 32 kağıt, yüzde 23 dolayında personel giderleri, yüzde 18 dolayında da promosyon yer tutuyor. Bu oranlar, gazeteden gazeteye ve döneme göre değişiyor.

 

23 Ekim 1991 günü başlayan ansiklopedi dağıtım reklamları için üç gazetenin geçen haftaya kadar yalnızca TRT’ye ödedikleri paralar da söyle: Milliyet 1 milyar 990 milyon, Hürriyet 2 milyar 710 milyon, Sabah  4 Milyar 373 milyon. TOPLAM  9 milyar 73 MILYON.  Bu yalnızca TRT'ye verilen reklamlardır. Özel televizyon kanallarına da reklam verildiğini düşünürseniz, bu sayıyı 3 özel televizyon kanalı için reklam verilmişse 3 ile çarpmak gerekecektir.

 

Yapılan bir araştırmaya göre, 1975 yılında Türkiye’deki reklam: harcamalarındaki payı yüzde 2.84 olan basın reklamları payı, 1989 yılında 9.95 e çıkmıştır. 1975 yılında TV reklamlarının yüzde 4.9'u basın reklamları iken. bu oran 1989'da 13.97'ye yükselmiştir.

 

Asil Nadir grubunun 1985 yılında televizyona verdiği reklam toplam reklamın yüzde 42.84'ünü oluşturmuştur. Satış gelirleri toplam gelirin yüzde 60-70'ni oluşturur. Reklam ve ilan payı da yaklaşık yüzde 24 Ile yüzde 39 arasındadır. Bu oranlar da gazetelere ve döneme göre birkaç puan artmakta ya da düşmektedir.

 

7. SENDİKAL DURUM

 

Basın mesleğinde çalışanlar, genellikle, Türk-İş Konfederasyonuna bağlı Türkiye Gazeteciler Sendikası'na üyedirler. Toplu sözleşmeleri TGS Gazete İşverenleri Sendikası ile yapar. Sabah ve Türkiye Gazetesi kuruldukları günden bu yana işçi çalıştırmazlar. Dolayısıyla: bu gazetelerde çalışanlar TGS'na üye olamazlar.

 

Toplu sözleşme yapmayan gazeteler şunlardır; Sabah, Bugün, Milliyet, Zaman, Millî Gazete, Günaydın, Meydan, Türkiye, Tan, özgür Gündem. Dergiler; Aktüel, 2000’e doğru, Nokta.

 

Toplu Sözleşme Yapan Gazeteler; Hürriyet, Cumhuriyet, Tercüman.  Ajanslar; A.A., ANKA ve UBA. Dergi: Tempo.

 

Yaklaşık 3 milyon 34 bin 709 satış yapan gazetelerde işçiler toplu sözleşme yapamıyorlar. Ücretler, gazete işverenlerin takdirlerine göre saptanıyor.

 

Birçok gazetede teknik servisler "taşeron" adı verilen kişilere devrediliyor. Taşeronlar da sendikasız ve sigortasız işçi çalıştırıyorlar.

 

Bu koşullarda çalıştırılan gazetecilerin hiçbir güvencesi yoktur.

 

8. BANKA SİSTEMİ VE GAZETELER

 

Gazeteler, birçok özel ve kamu bankasından kredi alırlar. Kamu Bankalarından alınan krediler, zaman zaman iktidarlarla bu bankalardan kredi alan gazetelerin ilişkilerinde önemli roller oynar.

 

Bu İlişkileri bilmeyenler, bir büyük gazetenin neden bir bakan için önce övücü yayınlar yaptığını, sonradan aynı bakana en ağır biçimde saldırdığını anlamakta güçlük çekerler.

 

Bankalar ve bazı banker kuruluşlarının gazeteler ile ilişkileri, parasal kredi dışında SEKA'dan kağıt alarak gazetelere verilmesi ile de sürdürülür.

 

Örneğin, "Faisal finans Kurumu, Türkiye Gazetesine 1.1.1988-6.9.1988 arasında, 407.376 kg Aksu, 187.113 kg Balıkesir olmak üzere 894, 489 kg; Al Baraka  Türk, 831.314 kg Aksu, 526.380 kg Balıkesir Fabrikasından olmak üzere toplam 1.357.694 kg, Faisal Finans, SEKA'dan aynı tarihlerde, Tercüman Gazetesine 81.286 kg Aksu, 173.852 kg, Balıkesir kağıt fabrikasından olmak üzere toplam 255.138 kg, Al Baraka Türk 98.760 kg Aksu, 159.911 Balıkesir kağıt fabrikasından olmak üzere toplam 258.671 kg gazete kağıdı almıştır.

 

Bu iki finans kurumunun adı geçen bu iki gazeteye verdiği kağıt, toplam 2.765 bin 992 kg'dır.

 

Bir büyük gazetenin banka sistemine borcunun 1 trilyonu aştığı da biliniyor.

 

9. SONUÇ VE ÖNERİ

 

Basının bu yapısı, basın özgürlüğünü tehdit eden sakıncaları da taşıyor. Bu yapının değişmesi, tıpkı Amerika ve İngiltere’deki gibi tekelleşmeyi önleyecek yasal önlemlerin alınması ve promosyon dağıtımının haksız rekabet oluşturduğu göz önüne alınarak hükümetçe yasaklanması, eğer bu konuda yasal boşluk olduğu düşünülüyorsa, bu konuda basın ile ilgili özel düzenlemelerin yapılmasını gerektiriyor.

 

Basın organlarında çalışanların iş güvencelerinin sağlanması için de basında sendikalı işçi sayısını artırmak bir zorunluluk olarak görülmelidir. Basın özgürlüğünü Dünyada ve Türkiye'de bugüne kadar hükümetler kısıtlar ve yok ederdi. Günümüzde bu tehlikenin kaynağı basının bugün içinde bulunduğu tekelci yapısında aranmalıdır.

 

Uğur Mumcu 13 OCAK 1993 (Harp Akademileri Komutanlığı, Yeni Levent)

 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

 


Bu yazı 4347 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI