Bugun...


Dr. Abdullah Köktürk

facebook-paylas
Ahmet Kale ile Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Kıvılcımlı Kitaplarının Telif Hakları Üzerine Söyleşi
Tarih: 27-06-2022 10:06:00 Güncelleme: 27-06-2022 10:06:00


Araştırmacı yazar ve yayıncı Ahmet Kale ile yaklaşık 10 sene önce Kıvılcımlı Enstitüsü’nde tanıştık. Kendisi senelerdir Kıvılcımlı ve eserleri üzerine çalışıyor. Birçok eserini Sosyal İnsan Yayınları ve başka bazı yayınevlerinde okurla buluşturdu. Halen araştırmaları devam ediyor. Yayın yönetmeni olduğum aynahaber.org sitesinde Kıvılcımlı Külliyatı hakkında 74 yazısı yayınlandı. Bu yazılar toplamda 135 bin kez okundu. Çok güzel tepkiler aldık. Bazıları tüm külliyata ulaşmak için yayınevi adı talep ederken, bazıları yazıların içeriği hakkında sorular sordular. Bazıları Kıvlcımlı ile bu seri yazı dolayısı ile tanıştı. Merak edip kitaplarını almaya başladı. Böyle de faydası oldu bu yazı dizisinin.

 

Bugün, bu dizinin sona ermesi dolayısı ile kendisi ile bilhassa Kıvılcımlı kitaplarının telif haklarını merkeze alan bir söyleşi yapmaya karar verdik.

 

1. Sayın Kale, öncelikle hem yazı diziniz, hem de bu röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Külliyat serisinde yayınladıklarımız dışında basılmamış, basılacak olan Kıvılcımlı eserleri var mı? Ulaşamadığınız eserleri de var mı?

 

Ben de sana ve Ayna Haber’e teşekkürle başlayayım söyleşimize. Şöyle ki; Kıvılcımlı kitapları, yazıları, makaleleri daha çok devrimci ortamda “doktorcu” diye tanınan Kıvılcımlı izleyicilerinin yayın ve web sitelerinde yayınlanır ve tartışılır. İlk defa Kıvılcımlı izleyicisi olmayan –saygı ve sevgiyle yaklaştığını biliyorum- bir yayın ortamında böylesine düzenli, kapsamlı ve çok sayıda yazı yayınlandı Kıvılcımlı ve eserleri konusunda. 74 adet yazı ve 135 bin okunma bizim başka mecralarda pek ulaşabildiğimiz rakamlar değil. Bu bakımdan asıl teşekkürü ben borçluyum.

 

Sitenizde Hikmet Kıvılcımlı’nın 59-60 adet kitabını tanıtmışız. Bunların hepsi 1935’ten başlayıp günümüze kadar uzanan bir süreçte çeşitli yayınevleri tarafından yayınlanmış kitaplar. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi kitapları yazılış sırasına ya da konularına göre sınıflayarak değil, yayınlanış dönem ve sırasına göre tanıtmaya çalıştım.

 

60 kadar kitabının yayınlandığını gösterdik, tanıttık onları. Ancak henüz yayınlanmamış epey de kitabının olduğunu biliyoruz. Bir önceki yazımdan bir paragraf alarak açayım konuyu:

 

Konu Kıvılcımlı Külliyatı olunca görevler bitmiyor. Ölümünü üzerinden 50 yıl geçmiş olmasına rağmen halen ustanın yayınlanmamış epey kitabı var. Külliyatın orijinalinin dijital kopyasını inceleyenler göreceklerdir, hala içeriğinin ne olduğunu bilmediğimiz kapsamlı dosyalar var. Çevrilmiş ham metinler var elimizde Şeytana Kandil, Kopil, Aylaklar, Kadirin Kaderi, Kurşunlu Cami Mahallesi gibi edebi metinler var. Allah Önce Kadındı, Mekke, Allah’ın Doğuşu gibi kısmen çevrilmiş, kolayca çevrilip hazırlanabilecek metinler var. Her şeyden önce ‘Külliyat’ın yeniden tasnifi lazım. Gerek Fuat Fegan, gerekse Hollanda’daki arşiv görevlileri tasniflemişler elbette. Bizim, dosya içeriklerini anlayıp, belli önceliklerle ama tüm külliyatı insanlığa kazandırmak için organize olmamız lazım.“

Hemen şöyle ilk bakışta sayabildiğimiz bunlar. Burada bir cümleyi özellikle göze batırmak isterim “hala içeriğinin ne olduğunu bilmediğimiz kapsamlı dosyalar var.” Diyorum. Defterlerde, kağıtlarda eski harflerle yazılmış çok sayıda dosya var. Şimdi onları bir kısım gönüllü akademisyenle tanımaya çalışıyoruz. Dosyaların içeriklerini belirlersek, yayın sırası konusunda daha net oluruz.

 

Bu eserlerin basımına gelince: O konuda halen yayın yapan bir yayınevi var, Derleniş Yayınevi. Bir de stoklarını bitirmek üzere açık tutulan bir yayınevi daha var. İdeal olan tüm Kıvılcımlı izleyicilerini, dahası tüm Türkiye sosyalistlerini kapsayacak bir Kıvılcımlı yayıncılığı maalesef gerçekleşebilir görünmüyor. O zaman da yayınlanmamış eserlerin bulunması, çevirtilmesi, yayınlanması benim gibi gönüllülerin omzunda kalıyor. Bu arada hazırladığımız kitapları basan Nota Bene, Sorun ve Bilim ve Gelecek yayınlarına da bir kez daha teşekkür edeyim.

 

Kıvılcımlı’nın tüm eserlerinin orijinalleri Hollanda’da Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsü’nde  muhafaza ediliyor. Muhafazadan da öte tasnif edilmiş halde okurlara ve araştırmacılara açılmış halde. Hem canlı olarak Amsterdam’a gidip yararlanmak mümkün, hem de dijital ortama aktarılmış durumda. Dolayısıyla ulaşılamayan bir eseri yok artık Kıvılcımlı’nın.

 

2- Kıvılcımlı yayıncılığının geçmişi ve bugünün özetleyebilir misiniz? Gelecek için önerileriniz var mı?

 

Kıvılcımlı’nın ilk kitapları 1935 yılında “kendi elimle kurup partiye (TKP) mal ettiğim” dediği Marksizm Bibliyoteği yayınevinden çıkmıştır. Bunları sitenizde Külliyat’ı tanıtırken “1935 Yılında Basılan Kitaplar” başlığıyla tanıtmıştık. O yayınevi kapanınca hemen kurduğu Emekçi Kütüphanesi ile yayınlara devam etmiştir. Bu yıllardaki çabasında hayat ve mücadele arkadaşı Fatma Nudiye Yalçı ile yan yanadırlar. Ayrıca birçok pratik işi de annesi Münire Kıvılcımlı paylaşmıştır. 1953’te İstanbul’un Fethinin 500. Yılı dolayısıyla kendi adına Fetih ve Medeniyet broşürünü çıkarmıştır. 1954 yılında kurulan Vatan Partisi yayını olarak da birkaç kitap yayınlamıştır. En uzun yayın yaptığı dönem olarak 1956-71 yıllarını görüyoruz. 1965’te kurduğu Tarihsel Maddecilik Yayınları ile en çok yayını bu dönemde yapmıştır.

 

Ölümünden sonra ise, 1974 yılından başlayarak, yurt dışında Arşiv Yayınları, içerde ise sırasıyla Tarih ve Devrim Yayınları, yeniden kurulan Tarihsel Maddecilik Yayınları, Derleniş Yayınları, Yol Yayınları, Bibliyotek Yayınları, Sosyalist Kütüphanesi, Tarih Bilimi Yayınları, Diyalektik Yayınları, Alaz Yayınları gibi yayınevleri birçok kitabını basmışlardır Kıvılcımlı’nın. En son 2006 yılında kurucuları arasında olduğum ve 5,5 yıl yönettiğim Sosyal İnsan Yayınları ile en derli toplu halde, Bütün Eserler formatında toplam 57 kitabı basılmış oldu. Bunlardan Komün Gücü ve Allah Peygamber Kitap ile ilgili çekincelerimi geçen haftalarda tekraren yazmıştım, gene de açarız gerekirse.

 

Kıvılcımlı yayıncılığının geleceği ile ilgili önerilerim olur elbette ama şimdiki durumda ortaklaşa bir yayın komisyonu falan çok gerçekleşebilir görünmüyor. Hayalimi sorarsanız; Tüm Türkiye sosyalistlerinin, Türkiye’nin tüm teorik birikimini kapsamlı ve düzenli biçimde yayınlayacağı bir ortak yayıncılık bilincine ulaşmalarıdır. Ben gönüllü olarak bütün gücümle çalışırım öyle bir organizasyonda.

 

3- Külliyatı incelediğimizde 1935-38 genellikle çeviriler. 15 yıl yayın yok. 1953-1960 arası partiyle ve iç siyasetle ilgili. Esas kitaplar 65 den sonra. Bunun sebepleri sizce nedir?

 

Az önce de değindim, Kıvılcımlı’nın ilk kitapları 1935 yılında yayınlanmaya başlamış. Senin dediğin 1935-38 yıllarında da yaklaşık 20 kitap yayınlanmış. Yani oldukça kapsamlı bir yayıncılık. İlk kitaplarda çeviri ağırlığı var ama “genellikle çeviriler” saptaması tam doğru değil. Kitaplara baktığımızda bu dönemde toplam 8 adet çeviri görürüz. 1937’de çevirip fasiküller halinde yayınlamaya çalıştığı yarım kalan Kapital çevirisi dahil bunlara. Aynı dönemde 8’i Kıvılcımlı’nın, 2’si Fatma Nudiye Yalçı’nın, 2’si de Hasan Ali imzalı 12 telif eser vardır. Ancak o dönemde Marksizm’in temel prensiplerini Türkiye’de oturtmak için çevirilerle başlamıştır.

 

15 yıl yayın yok çünkü 1938 Donanma davası ile tutuklanmıştır Kıvılcımlı. Ve hayatının en uzun mahpusluğunu çekmiştir, tam 12 yıl. Dolayısıyla 1950 affıyla çıkana kadar yayın yapması mümkün değil. Çıkışından 1 yıl kadar sonra da ünlü 1951 tevkifatı olur. Zaten 1953’te yeniden başlamıştır yayına. 1954 yılında Vatan Partisi’ni kurunca doğal olarak parti yayını olarak ve parti taktiklerine uygun kitaplar basmıştır.

 

Vatan Partisi tutuklamalarıyla da 1957-59 arası 2,5 yıl hapislik var. 1960 sonrası da birkaç yıl yoğun bir geçim sıkıntısı sonrası, yine büyük zorluklarla oluşturduğu Tarihsel Maddecilik Yayınları ile 6 yıl sürecek art arda basılacak kitaplar dönemine girer. Bu arada kitaplar dışında 1967 (7 sayı) ve 1970 (26 sayı) yıllarında Sosyalist Gazetesi’ni de çıkarır. O dönem toplumsal uyanışın oldukça yükseldiği bir dönemdir. Devrimi sağlayacak bir örgütlenmenin gerekliliği ve şartları üzerinde –çok bozuk olan sağlığına rağmen- sıkı bir yayın faaliyeti yürütmüş, herkesi, özellikle devrimci gençliği uyarıcı çağrılar, toplantılar yapmıştır.

 

4- Son yazınızda da bahsettiğiniz, Kıvılcımlı'nın ölümünden sonra çok fazla sayıda yayınevi basmış kitaplarını. Bu durumda TELİF HAKLARI sorun oluyor mu? Telifin şimdiki durumu ne? Sorun nasıl aşılabilir?

 

Önce Telif hakları nedir, nasıl kullanılır ona bakmalıyız. Telif yasasına göre fikri mülkiyetin yani sözlü ya da yazılı olarak üretilen fikir ve sanat eserlerinin kullanımı eseri üretenin (resmi olarak ispat etmesi şartıyla) iznine tabidir. Eseri üreten ölmüşse bu hakları devretmek ya da kullandırmak eser sahibinin varislerinin yazılı izniyle olabilir ancak. Hemen yazayım; eser sahibinin ölümünün üzerinden 70 yıl geçmişse o zaman o eserler kamu malı haline geliyor. Dolayısıyla ölümünün üzerinden 70 yıl ve daha fazla bir zaman geçmiş olan birçok ünlü yazar ve sanatçının ürünleri telif hakkı ödenmeksizin kullanılabiliyor, yayınlanabiliyor. Bu açıdan baktığımızda Kıvılcımlı’nın eserleri henüz kamu malı haline gelmiş değil. Daha 20 yıl kadar telif izniyle yayınlanabilir ancak.

 

Telif haklarının şimdiki durumunu yaşadığımız bir örnekle açıklayayım. 2007 yılının Şubat ayında Sosyal İnsan Yayınları olarak Kıvılcımlı’nın önemli eseri Osmanlı Tarihinin Maddesi’ni bastıktan sonra yayınevi olarak elimizde telifle ilgili bir belge olması gerektiğini düşündük. Hayatta olan bir yakını var mı diye araştırdığımızda Mudanya’da yaşayan bir yeğeni olduğunu öğrendik. Ağabeyi Şerafettin Demiryol’un oğlu olan yeğene ulaştık. Adı Yurtışığı Demiryol olan bu yeğeni bulup, yayınevimize davet ettik. (Son yıllarda yoğun sağlık problemleri olduğunu duyduğum bu ağabeye yaşıyorsa sağlık diliyorum). Yayınevinde yaptığımız görüşmelerde kendisinden “amcasının bütün kitaplarının yayın haklarını yayınevimize devretmesini” istedik, kabul etti. Bir süre sonra yayınevinin kurucu büyük ortağı H. Atahan Mudanya’ya giderek Yurtışığı Demiryol’dan bir noter belgesi alarak döndü. Bu belgede “Amcam Hikmet Kıvılcımlı’nın bütün kitaplarının yayın haklarını 1(bir) TL karşılığında H. Atahan’a devrediyorum” yazıyordu. Yani Sosyal İnsan Yayınları adına değil, şahıs adına alınmıştı belge.

 

Bu belgenin geçerli olması için: 1) Noterden belgeyi veren kişinin resmi olarak varislerden biri olması da yetmez, temsile yetkili olması lazım. 2) “Ben bütün kitapların yayın hakkın ı devrettim” demek de olmaz. Kanunen hangi kitabın kaç adedi ya da hangi kitabın yayın hakları ne kadar süreliğine devredildiğinin belgede açıkça yazması lazım. Yani Kıvılcımlı’nın 60 kitabı yayınlandıysa o yayınevinden, her birinin tek tek adet ya da süre olarak belirtilmesi lazım. Dolayısıyla alınan belgenin yasal olarak hiçbir değeri yoktur.

 

Kıvılcımlı’nın bir varisi yoktu resmi olarak. Abisi ve abisinin çocukları Kıvılcımlı’nın ölümünden sonra çıkarılan veraset ilamında yer almıyorlardı. İlamda sadece eşi Emine Kıvılcımlı ve onun yakınları yer almıştı. Dolayısıyla H. Atahan’a bu belgeyi veren Yurtışığı Demiryol’da varis olmadığından belgesi geçersizdi. Ancak, Kültür Bakanlığı bu konularda şikayetle işlem yapıyordu. Yani siz "işte benim belgem” diye elinizdeki bir belgeyi ekliyorsunuz, bakanlık, eğer bir şikayet olmazsa konuyu araştırmıyordu. Biz de bir süre böyle devam ettik ama bir yandan da Yurtışığı ağabeyi varis yapmanın yollarını aradık. O zamanki avukatımızın tavsiyeleriyle, verasete ekleme davası açtık. Rahmetli Suat Şükrü Kundakçı ağabeyi tanık gösterdik mahkemeye de. Suat ağabeyin “evet ben hatırlıyorum, Yurtışığı küçük bir çocukken Kıvılcımlı’nın muayenehanesine gelirdi, ben görürdüm. Kıvılcımlı’nın abisinin oğlu olduğunu biliyorum” demesiyle de mahkeme Yurtışığı Demiryol’un da varisler arasına katılmasına karar verdi. Ancak bu defa başka bir sorun çıktı. Yeni bir varisin eklendiği tüm varislere (Emine Kıvılcımlı’nın yeğenlerine) mahkeme tarafından tebliğ edildi ve bütün varislere “… tarihinde Tereke Mümessili seçimi için mahkemede bulunma” çağrısı geldi. Bundan sonrasını pek ciddiye almadık ve bir süre sonra mahkemeden “Tereke Mümessili falan kişi seçilmiştir” diye bir yazı geldi avukatımıza. Emine hanımın bilmem ne tarikatına mensup sülalesinden bir kişi tereke mümessili yani mirasın her türlü temsilcisi olarak atandı. İşte şimdi telifin durumu bu.

 

Ancak bugüne kadar H. Atahan telif sahibiymiş gibi davranmayı sürdürdü. Hatta şöyle bir olay da yaşadık: 2011 yılında H.Atahan benimle yayıncılık yapmaya devam etmeyeceğini söyledi ve yollarımızı ayırdık. 2013 yıllı Kasım ayında ben daha önce Sosyal İnsan Yayınları’nda bastığımız “Allah-Peygamber-Kitap”ı bu defa Bilim ve Gelecek Yayınları’nda yeniden bastırdım. Bunun üzerine Yayınevi sahibi hem Bilim ve Gelecek Yayınları’nı adam göndererek taciz ettirdi, hem de avukatına talimat vererek bana dava açtırmaya kalktı. Avukata zaten yayınevi adına vekaleti ben vermiştim, kişi olarak vekaletim de vardı onda. Yayınevi finansöründen dava açma talimatı alınca beni görüşmeye çağırdılar. Avukatın bürosunda bana H. Atahan’ın, Kıvılcımlı kitaplarını basmaya devam edersem dava açacağını saygılı bir ifadeyle tebliğ ettiler. Ben avukatlara şunları söylemiştim o zaman: “O telif belgesi denen belgenin ne olduğunu benden iyi bilen olmaz. Ortada telif hakkı falan yok. Varsayalım ki var böyle bir hak. Ve yine varsayalım ki H. Atahan Kıvılcımlı’nın akrabası ve varisi. Ben bu durumda bile Kıvılcımlı kitapları hazırlamaya ve basmaya devam ederim. Alacağım hiçbir ceza beni caydıramaz. Çünkü Kıvılcımlı bütün insanlık için yazmıştır, kimsenin telifine falan sığmaz”. Nitekim bana dava açmaya yeltenemedi bile. Allah-Peygamber-Kitap, Mart 2015’te Bilim ve Gelecek Yayınları’nda ikinci baskıyı yaptıklarında sesleri çıkmadı ama 2016 Ekim ayında bastığımız “Hapishane’nin İçyüzü (Cezaevi Etüdü)” kitabının yayıncısı Sorun Yayınları’nı da taciz etmeyi denediler. Sorun Yayınevi’ne tahsilatçı pozlarında gelip, “ben Sosyal İnsan Yayınları’ndan geliyorum. Kıvılcımlı’nın telifi bizde, basamazsınız” diyen biri taviz görmeyince, “iyi madem bari ücretsiz kitap verin birer tane” deyip, alıp gitmişti.

 

Biraz uzattım ama bunlar bilinmeyince, kerametleri kendilerinden bile menkul olmayan birileri ortalığı yalanlarla bulandırabiliyorlar.

 

Tekrar söyleyeyim; “Telif hakları bizde” diye ortalıkta gezenlerin hiçbir yasal hakkı yoktur. Ayrıca herhangi bir yasal belge olan biri ortaya çıksa bile, büyük harflerle söyleyeyim: KIVILCIMLI İNSANLIĞIN MALI BİR DEVRİMCİDİR. TÜM EZİLENLERİN KURTULUŞU İÇİN TEORİK PRATİK DÖVÜŞ VERMİŞTİR. ONUN ESERLERİNİN YAYINLANMASI HİÇBİR BURJUVA KANUNLA SINIRLANAMAZ. BEN YAŞADIĞIM SÜRECE HAZIRLAMAYA VE BASMAYA DEVAM EDECEĞİM.

 

Bu telif konusunu şöyle bitireyim: Türkiye sosyalist hareketinden kimler, Kıvılcımlı’nın hangi eserini basmak ve yaymak isterlerse ben gönüllü olarak telif dahil her konuda yardımcı olmaya hazırım.

 

5-  Kıvılcımlı orduya ayrı önem veriyor? Bunun sebebi veya sebepleri sizce nedir?

 

Bu konuyu uzun bir yazı ya da söyleşiyle ayrıca konuşmak gerekiyor. İstersen o konuda da söyleşiriz. Şimdilik şunları söyleyeyim: Kıvılcımlı’nın bütün teorik araştırmalarının merkezinde onun hayatı boyunca araştırıp yazıya döktüğü “TARİH TEZİ” vardır. Ordu konusu da Tarih Tezi ile yakından ilgilidir. İnsanlığın sınıfsız toplum dönemlerinden olan barbar toplumlardan gelen sınıfsız davranma geleneğinin orduda halen sürdüğünü söyler ve ispatlamaya çalışır. 1971 Mart ayında Ankara Hukuk Fakültesi’nde verdiği “Durum Yargılaması” konferansında, 1908, 1923 ve 1960’ın ordu tarafından yapılmış ve Türkiye’nin demokratik devriminde önemli adımlar olduğunu anlatır. Dediğim gibi konu çok geniş. Ama kaçış sırasındaki notları olan Günlük Anılar’da 12 Mart’ı tahlil ederken, finans kapitalin ordudaki bu ilerici geleneği hangi metotlarla ve nasıl kendi lehine çevirdiğini de anlatır.

 

6- Komün gücü hakkındaki fikirlerinizi ayrı bir başlıkla yazmıştınız. “Allah peygamber kitap” hakkındaki görüşlerin nedir?

 

Mart başında Bilim ve Gelecek dergisinde yazdığım yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır, bu konuda benim fikirlerimden çok, bir sahtekarlığın ifşasını yaptık. Bu iki kitabı Kıvılcımlı imzasıyla yayınlayan sahtekarın kendi ağzından duyan tanıklardan yararlanarak yaptık bunu. Ayrıca da inkar edilirse her türlü ispatı da yapacağımızı açıkladık ki yaparız. Sahtekarlığı yapan ve çevresi tam siper yapıp sustular. 4 ay geçti çıt yok. Ne yazık ki “doktorcu” çevreler de hiç olmamış gibi davrandılar. Bir iki kişi kendi sosyal medyalarında paylaştılar o kadar. Ha bir de teorice ve karakterce oldukça düşük bir müptezel facebookta bana hakaret ettiğini sanan iki cümle paylaşarak konunun tartışılmasını engelleyen bir görevli gibi davrandı.

 

O yazımda Allah-Peygamber-Kitap için başka görüşler yazmıştım. Özetlemeden yazdıklarımı aynen okuyayım, burada da kayda geçsin.

 

“2013 yılı Ekim ayında Bilim ve Gelecek Kitaplığı’yla bastığımız Allah-Peygamber-Kitap’ın tanıtım yazısında şunu demişim:

 

“‘Kuran-ı Kerim’i satır satır izleyerek özenle temiz ettiğimiz ‘İslam Tarihinin Maddesi’ kitabının birinci cildi (abç), bağırta çağırta yok edildi’ derken, özellikle birinci cilt demesi dikkatimizi çekiyor. Elimizdeki kitap çok büyük bir olasılıkla kastettiği o birinci cildin dışında kalan kılıç artıkları.” (Allah-Peygamber-Kitap, s.7, Bilim ve Gelecek Kitaplığı)

 

“Bugün de aynı düşüncedeyim.

 

“Biraz daha ek yapayım konuya: Kıvılcımlı yurtdışına kaçmadan önce evinden 2 çuval kadar yazılarını Fuat-Latife Fegan çiftine emanet eder. Bu çuvallardaki yazıların akıbetini biliyoruz. Şimdi Hollanda’daki bir enstitünün arşivinde ve kullanımımıza hazır. O el yazmalarının ve diğer evrakların oralara gidişinin öyküsünü Latife Fegan’dan okuyoruz. Latife Fegan arşivin öyküsünü aktardığı yazısının bir yerinde; “Nitekim Ankara’dan Ünsal Gündoğan adlı bir arkadaş, nasıl elde ettiğini pek bilmediğimiz, içinde elyazmaları bulunan bir zarfı İsveç’te bize ulaştırmıştı. İki çuvala ilave edilmiş tek katkı budur.” diye yazıyor. Ben o zarfın (Zarf değil 2 çanta olduğu da söyleniyor) içindeki el yazmalarının nasıl elde edildiğini kaynağından yeni öğrendim. Bu yazıda bizi ilgilendirdiği kadarını paylaşıp, Allah-Peygamber-Kitap’a bağlayayım.

 

“Feganlara emanet edilen 2 çuvaldan başka neredeyse bir o kadar da Kıvılcımlı’nın evinde kalmıştır. Bunlar Emine Kıvılcımlı’nın sorumluluğundadır. Kıvılcımlı’nın ölümünden sonra ilk olarak TSİP’in yayınevi olan Tarih ve Devrim yayınları yöneticileri karargâh kurarlar Emine hanımın evine. Telif haklarını alıp epey kitap basarlar. Bir yıl sonra bu defa Orhan Aksungur ve ailesi girer devreye. Emine hanımı ikna edip TSİP’lilerin telif sözleşmesini iptal ettirip kendileri alırlar telif hakkını. 1975 yılında kurdukları “Vatan Partisi”ne kurucu da yaparlar Emine hanımı. Bu arada 31 Mart 1975’te 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti kurulur. Hükümetin gerici faşist yapısından paniğe kapılan O. Aksungur, partisine ve yayınevine kilit vurdurup, Emine hanım dahil tüm parti yöneticilerini ve kendi aile efradını alıp Suriye’ye kaçarlar. Tabi Emine hanımın evindeki bütün Kıvılcımlı emeklerini de kendi zulalarına aktarırlar. Bu emekler 5 yıldan fazla ellerinde kalır. Oradaki yazıların sıkıyönetime kaptırılması, oradan kelle koltukta bir kısmının çıkarılıp F. Fegan’a ulaştırılması film senaryosu gibi bir öyküdür. Onu bırakalım şimdi. Kıvılcımlı’nın evinde kalan ve tamamı küçük boy 3 bavul kadar olduğu söylenen bu yazılar ve emekler 5-6 yıl bu grubun elinde kalmış yani. Orhan Aksungur “Vatan Partisi” ve Tarihsel Maddecilik yayınlarıyla cılız bir faaliyet yürütürler birkaç yıl ve bu grubun yayın işlerini de S. Şaşmaz idare etmektedir. Yani o el yazmalarının tamamına bakma şansı vardır o yıllarda. Oradan Kıvılcımlı’nın “İslam Tarihinin Maddesinin kılıç artıkları kaldı” dediği bölümü kendi zulasına almış olma ihtimali de yüksek kanımca.

 

“1999 yılında Allah-Peygamber-Kitap’ı basarken önce adını “İslam Tarihinin Maddesi” koymaya kalkması da boşuna olmasa gerek. Kitabın içinin incelenmesi ayrı bir çaba konusu tabi. Ancak birbirinin kopyası gibi tamamı da “evrim ve determinizm içeren” Allah’ın isimleri bölümünün sığlığı ile Hz. İbrahim, Semitler, aşağı barbarlık, kurban geleneği gibi bölümlerin derinliği bize bazı ipuçları veriyor aslında.

 

“Sonuç olarak benim kanaatim, Allah-Peygamber-Kitap, Şaşmaz’ın müdahalelerinin olduğu, Kıvılcımlı’nın “İslam Tarihinin Maddesi” çalışmasından kalan notlardır.”

 

7- Kıvılcımlı yurt dışına çıkarken yanında olan üç kişiden Fuat Fegan ve Ahmet Çamuşçuoğlu daha sonra bir anda ortadan kaybolmuşlardı.  Fuat Fegan Girit’te orta çıktı deniyor. Çamuşçuğlu’ndan bir haber var mı acaba?

 

Evet, dediğin gibi bu iki kişi ortadan kaybolmuşlardı. F. Fegan 1983 1 Mayıs’ından hemen sonra Duisburg’dan, A. Camuşçuoğlu ise 1985 kışında Pendik’ten kaybolmuştu. Kıvılcımlı’nın son nefesinde başında olan bu iki kişi daha sonraki yıllarda da ortak bazı davranışlarda bulunmuşlardı. Bu yakınlıktan dolayı, ortadan kaybolduktan sonra da bir yerlerde buluşmuş olabilecekleri spekülasyonu yıllarca sürdü. Hayır, Camuşçuoğlu’ndan hiçbir haber yok ama F. Fegan’ın Girit adasında bulunduğu söyleniyordan öte biliniyor. Ben 2016 Haziranında duymuştum ilk olarak. Daha sonra 2021 Ekim ayında bir kez daha duydum. Söylentinin kaynağı ailesi ve yakınları, yayılıp duyulmasına neden olan da benim. Bana göre F. Fegan çok önemli hizmetleri olan biri. Kıvılcımlı külliyatından bugün yararlanabiliyorsak onun akıl almaz sabırlı çalışmaları sayesindedir. Daha sonraki siyasi yaşamına, bazı görüşlerine şiddetle karşıyım ama eserler konusundaki gayreti ve öncülüğü tartışılmaz. Umarım yakınları hem “Pandemi olmasaydı Girit’e gidip görüşecektim” deyip, hem de beni kastederek, “görmüş mü, konuşmuş mu, resim çekmiş mi ki bulundu diyor” tavrından vazgeçerek bir an önce görüşür, bizlerin de görüşebilmesinin yolunu açarlar.

 

8- Örgüt önemlidir. Parti önemlidir. Peki neden bu kadar örgütü ve partisi varken Kıvılcımlı neden yalnız kalıyor?

 

Bu sorunun da cevabı çok kapsamlı. İstersen bu konuda da özel bir söyleşi yapabiliriz. Gene de birkaç cümle yazayım.

 

Kıvılcımlı tüm yaşamında parti disiplini altındaymış gibi yaşamıştır. 1921 yılında Türkiye Komünist Gençler Birliği, 1923’te de TKP üyesi olmuş ve 1951 hariç bütün TKP tevkifatlarında şöyle ya da böyle bulunmuştur. 1951 büyük tevkifatında da hapisten yeni çıktığı için yer almamıştır. 1951 TKP davasının sonuçlarını beklemiş ve yöneticilerin ve birçok üyenin mahkum edilmesinden sonra “İşçi sınıfının hak ve varlığını savunmak için” 1954 yılında Vatan Partisi’ni kurmuştur.

 

Kıvılcımlı’ya göre 1958 yılında Genel Sekreter Şefik Hüsnü’nün Manisa’da sürgünde ölmesiyle TKP fiilen son bulmuştur. Nitekim 1970 sonlarında yazdığı “Anarşi Yok, Büyük Derleniş” broşüründe “40 yılın kazancı Parti’yi yitirmek oldu” diyerek bu gerçeği belirtmiştir.

 

Biliyoruz 1961 yılında TİP kuruldu ve 1965 seçimlerinde önemli bir varlık gösterdi. Dahası, Türkiye’nin sol potansiyeli artık TİP içindedir. Kıvılcımlı da TİP’e kayıtsız kalmaz. TİP’le bir pratik yapılabilir mi çabasına girer ancak teorik eleştirilerini yöneltmekten de geri durmaz. 1966 yılında Samsun’da yayınlanan Çaltı dergisindeki “TİP’e Teklifler” (daha sonra Uyarmak İçin Uyanmalı, Uyanmak için Uyarmalı ismiyle kitaplaştırdı) bunun örneği idi. Bir yandan da gençlerin de ısrarıyla TİP Üsküdar ilçesine üyelik müracaatı yapar. Referans olarak Deniz Gezmiş’in göründüğü üye başvuru kartının resmini görmüştüm. Ancak müracaatı “tescilli eski komünistlerin ancak genel merkeze başvurabileceği” gerekçesiyle reddedilir. Buna rağmen TİP’ten ümidini bir süre daha kesmez. Ama ülke hızla 12 Mart’a giderken, TİP’in toparlayıcı olamayacağı, Mihri Belli’nin dağıtıcılığı, gençliğin kontrolden çıkmayıp, bir proletarya partisi içine kanalize edilmesi gerektiğini saptayan yazılar yazar, kitaplar yazar, konferanslar, seminerler verir. En çok yazdığı ve yayın yaptığı dönemdir 12 Mart öncesi 2 yıl. Ve bütün çabası örgütlenme, parti oluşturma üzerinedir. Oluşturma dedim de o öyle demez; Proletarya Partisi’nin Reorganizasyonu yani yeniden örgütlenmesi der. Yitirdik dediği TKP’nin geleneğiyle, yapısıyla, strateji ve taktikleriyle güncellenmesidir amacı. Burada hemen belirteyim: Kendilerine önce “Dış Büro”, sonra “TKP” diyen mücadele kaçkınlarının Moskova ya da Berlin’de olan tırnak içinde TKP’si değildir kastı. Onlar için “Allah onların isimlerini dahi ağzımıza aldırmasın” der Demokratik Zortlama kitabında.

 

Sonuç olarak Kıvılcımlı her dönem örgütlü ya da örgütün yeniden örgütlenmesi için çaba gösteren bir devrimcidir.

 

9- Son olarak, söyleyeceğiniz başka bir şey var mı?

 

Teşekkürle bitirmeden önce diyeceğim şu: Kıvılcımlı büyük bir değer, büyük bir devrimci. Türkiye’de devrim mücadelesinin önünü açabilecek önemli araştırmalar ve tezler koymuş önümüze. Onları okumak, anlamak, kavramak, tartışmak ve yeni sentezler çıkarmak her sosyalistin görevi olmalı. Şahsen ben, sağlığım ve nefesim yettiğince Kıvılcımlı’nın bilinen, bilinmeyen bütün emeklerinin ortaya çıkarılması, tanıtılması ve tartışılması için bugüne kadar olduğum gibi bundan böyle de gayret edeceğim.

 

Bu çabamda büyük desteği olan Ayna Haber’e de sana da çok teşekkürler.



Bu yazı 1841 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI