Bugun...


Dr. Abdullah Köktürk

facebook-paylas
Subay ve Centilmen
Tarih: 16-01-2022 22:39:00 Güncelleme: 16-01-2022 22:45:00


 

 

 

Birkaç gündür ses sanatçısı Bülent Ersoy’un Anıtkabir ziyaretinde bir deniz yüzbaşısının onun şemsiyesini tutması konuşuluyor.  İş o kadar büyüdü ki, MSB açıklama yapmakla yetinmedi, Anıtkabir komutanı albayı Hakkari Yüksekova’ya sürdü.

 

Esasında bu 20 sene önce olsaydı bu kadar tepki çekmezdi. Ancak bilhassa son 15-20 yılda Türk ordusu subaylar üzerinden o kadar aşağılanmaya çalışıldı ki, bu fotoğraf onur ve haysiyet sorunu yapıldı.

 

Nereden Nereye?

 

Türk ordusu toplum içinde en güçlü dönemini Mareşal Fevzi Çakmak’ın genel kurmay başkanlığı döneminde yaşadı. Çakmak’ın 1921’den 1944 yılına kadar devam eden 23 yıllık Genelkurmay Başkanlığı döneminde ordunun devlet ve sivil hayatın her kademesinde ağırlığı hissedilmişti.

 

O dönem, yolların ve köprülerin yapılması için bile Genelkurmayın izni gerekiyordu. Ordu Komutanlarını karşılamayan valiler taciz ediliyor, İzmit örneğinde olduğu gibi valilerin şehrin bazı yollarından geçmeleri bile komutanların iznine tabi oluyordu.

 

Diyarbakır’a fabrika yapmak isteyen Urfa Milletvekili Behçet Bey’in Fevzi Çakmak izin vermediği için bunu yapamaması ve konuyu Maliye Bakanı Celal Bayar’a şikayet etmesine Diyarbakır Orduevi’nde şahit olan Cemal Madanoğlu bunu anılarında anlatmaktadır.

 

2. Ordu Müfettişi Fahrettin Altay’ın Muğla denetlemesinde vali tarafından karşılanmaması üzerine, gece yolu kesilen vali iki genç subay tarafından – Üsteğmen C. Madanoğlu ve Yüzbaşı Ruhi- dövülür. Vali İzmir’e gelerek Fahrettin Paşa’dan özür diler. Fahrettin Paşa da, Alay komutanı makamında iki genç subaya teşekkür eder.

 

İzmit Valisi Ziya Tekelioğlu, Kolordu komutanı Korgeneral Muzaffer Ergüder’i, Atatürk’e “İzmit valisi olduğum halde nöbetçi koymuş beni yoldan geçirmiyor” diye şikâyet edince Ergüder, “İzmit’in her yolundan değil, kendisine İzmir-Yalova yolunu yaptır dedim; yaptırmayınca ben yaptırdım, şimdi ben onu o yoldan geçirmiyorum” dediğini Afif Büyüktuğrul anılarında anlatmaktadır.

 

Türkiye’de subayların aşağılandıklarını hissetmeleri, ilk olarak 1950’lerde Demokrat Parti döneminde başlamıştır.  1954’ten sonra DP önderliği de sadece orduyu denetim altına almakla kalmamış, orduyu küçümsediğini açıkça göstermeye başlamıştır. Başbakan Menderes’in ‘Battalgazi Ordusu’, ‘Ben bu orduyu astsubaylarla yönetirim’ gibi cümleleri 1954-60 arasına tekabül eder.

 

Cemal Madanoğlu anılarında; 1955 yılı 29 Ekim töreninde Milli Savunma Bakanının kendisinden 15-20 adım uzaktaki Genelkurmay Başkanını parmağı ile işaret ederek çağırması üzerine Genelkurmay başkanının hiddetlenerek Bakana bağırdığını, kolordu komutanının da yanına tümen ve alay komutanlarını alarak Genel Kurmay Başkanının karşısına çıkıp “Efendim, çok üzüldük, emredin başta Celal Bayar olmak üzere hepsini içeri tıkalım” dediğini anlatmaktadır. 1960’a yaklaşırken paşalar milletvekillerin ve bakanların araç kapılarını açmaya başlamıştı.

 

Son 20 yılda yine Menderes dönemi gibi Türk subayı aşağılanmaktadır. Irak’ta kafalarına çuval geçirilmesine seyirci kalınmış, bir eski genel kurmay başkanı dahil, yüzlerce amiral ve general evlerinden toplanarak çeşitli komplolar ile hapse atılmıştır. Bugünlerde bazı komutanların bakanların araç kapılarını açtığına da tanık olabiliriz. Başka olayları ancak AKP hükümeti yıkıldıktan sonra öğrenebileceğiz.

 

Yüzbaşının Tavrı Bir Deniz Subayının Nezaketi Olarak da Görülebilir

 

 

Bize askeri okulda iken resmi elbise ile ne yapıp yapamayacağımız anlatılmış, hatta adab-ı muaşeret kaideleri diye bir kitap dağıtılmıştı. Daha askeri lise talebesi iken şemsiye tutmaz, elimizde poşet taşımazdık. Ancak bir bayanın şemsiyesini tutmak centilmenlik gereği idi. Onun paketlerini de kısa süreli taşıyabilirdik.

 

Örneğin, hala kendi şemsiyesini kendi taşıyan Kraliçe Elizbeth 1940’ların başında daha genç bir prenses iken, Amiral Nelson’un “Viktory” isimli gemisini Portsmouth’ta ziyaretinde, bir amiralin onun şemsiyesini tutması (Oramiral Geoffrey Layton) amiralin centilmenliği olarak görülmüştü.

 

 

Bu anlamda, Anıtkabir’de -tüm mal varlığını Mehmetçik Vakfı’na bırakan- Bülent Ersoy’a yardımcı olmak için yağmurda üzerine şemsiye tutan yüzbaşının tavrı, bir deniz subayının nezaketi olarak da görülebilir.

 

 



Bu yazı 4890 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI