Bugun...


Ahmet Kale

facebook-paylas
YAYINEVİ’NİN ÖYKÜSÜ; METİN ÇULHAOĞLU İLE BİR ANI
Tarih: 27-08-2022 12:35:00 Güncelleme: 27-08-2022 12:35:00


Geçen haftaki yazımın sonunda, bu hafta için; “TOPLANTILAR, HAZIRLIKLAR, İLK KİTAP” konularında yazacağımı belirtmiştim. O konulara girmeden önce bir parantez açıp, başka bir görevi yerine getireyim. İçinde bulunduğumuz 2022 Ağustos ayı ortasında değerli sosyalist ağabeyimiz Metin Çulhaoğlu’nu kaybettik. Onunla Sosyal İnsan Yayınları’nın 2010 yılında Ankara Kitap Fuarı’nda düzenlediği “Kıvılcımlı ve Teorik Mirası” konulu bir panelde birlikte konuşmacı olmuştuk. Anısına saygıyla o panel öncesini ve paneli yazayım.

 

Sosyal İnsan Yayınları olarak Ankara’da yapılan bir kitap fuarına katılmaya karar verdik. Fuarcılık firmasının katılımcı yayınevlerine tanıdığı panel düzenleme hakkımızı da kullanmak istedik. Konuyu da yukarda yazdığım biçimde belirledik. Burada ben özellikle panelist olacak kişilerin özellikle Kıvılcımlı izleyicisi olmayan kimseler olmasını istedim. Bu kararımdan dolayı da “Kıvılcımlıcı çevre”den epey saldırı aldım.

 

Panel için her zaman iyi ilişkiler içinde olduğum TKP MK üyesi Aydemir Güler ve ÖDP başkanı arkadaşım Alper Taş ile görüşerek onlardan partileri adına konuşmacılar istedim. Kısa sürede konuşmacılarını belirleyip bize bildirdiler. TKP adına Metin Çulhaoğlu, ÖDP adına da PM üyesi Doç. Necmi Erdoğan (şimdi Prof.) belirlenmişti. Metin Çulhaoğlu ile ilk defa yan yana gelecektik. İsmini ve geçmişini az çok biliyordum. Bazı yazılarını okumuştum. Ayrıca ortak epey tanıdığımız da vardı. Panelistleri ilan ettiğimiz zaman itirazlar daha da yükseldi. “Necmi Erdoğan da kim oluyor? Metin Çulhaoğlu uluorta Kıvılcımlı’ya saldırırsa ne yapacaksın? Hiç konuşacak doktorcu kalmadı mı ki?” gibi itirazlardı bunlar. Benim cevaplarım da şöyle olmuştu: “Bugüne kadar Kıvılcımlı’yı hep kendi aramızda tartıştık, sen ben bizim oğlan arasında döndü tartışmalar. Biz Kıvılcımlı’nın teorisine güveniyoruz, onu herkesle tartışırız, yetmediğimiz yerde de yetmiyoruz demekten kaçınmayız. Çağıralım gelsin başkaları da, tartışsınlar, seviyeli, düzgün eleştirileri olursa bizler de yararlanırız. Yok küfre, gereksiz saldırılara yeltenirlerse müdahale ederiz.”

 

Panel günü standımıza geldi önce Metin ağabey. Kitaplarımıza baktı, birkaç takdir cümlesi söyledi. Sonra panel salonuna geçtik. İzlemeye gelenlerin çoğu gibi ben de Metin Çulhaoğlu’nun Kıvılcımlı’nın teorik mirası hakkında neler söyleyeceğini merak ediyorduk. Konuşma sırası geldiğinde, birikimine yakışır bir rahatlıkla söze başladı. İlk cümleleri aklımda kaldığına göre şöyleydi:

 

“Bizler genç birer sosyalist olarak TİP’e girdiğimizde önümüzde sosyalist önderlerimiz vardı. Eski sosyalistler dediğimiz bu insanlar bana göre iki kısımdı. Bir kısmı bizim yakından tanıdığımız M. Ali Aybar, Behice Boran, Mihri Belli idi. Bu insanlar çok birikimli insanlardı. Her konuda çevrelerini aydınlatacak donanıma sahiplerdi. Ancak bu bilgi ve birikimlerini bizlerle paylaşmakta cimri davranırlardı. Onların o engin birikimlerinden yeterince yararlanamazdık. Adeta bizimle aralarında bilgi bakımından bir mesafe olmasını isterlerdi. Çok yakından tanıdığım, birlikte çalıştığım bu önderlerin tavrı maalesef böyleydi. Diğer bir kısım eski sosyalist örneği ise Dr. Hikmet Kıvılcımlı idi. Kıvılcımlı da saydığım insanlar gibi çok derin bilgiler sahipti. Hatta kitap ve yazı üretme konusunda hepsinden ileriydi. Kıvılcımlı, bu önderlerin aksine, bildiklerini hepimizle, özellikle gençlerle paylaşmaktan hiç geri durmazdı. Yazardı, yayınlardı, seminerler, konferanslar düzenler, sosyalizm konusundaki tezlerini her yere ve herkese ulaştırmaya çabalardı. Bildiğim kadarıyla hastalığı vardı, ameliyatlar geçiriyordu ama bu onu hiç engellemiyordu. İşte arkadaşlar Kıvılcımlı deyince benim aklıma ilk olarak onun bu öğreticiliği geliyor.” (Panelde kayıt yapmıştık aslında. O kaydı bulabilirsem kıymetli bir arşiv malzemesi olacak.)

 

Metin ağabeyin bu sözlerini hatırlamaya çalışırken, onun kuşakdaşı başka bir sosyalistin, Ergun Aydınoğlu’nun “Hikmet Kıvılcımlı: Baudleaire’in Albatros’u” başlıklı yazısındaki benzer değerlendirmesi geldi aklıma. Onu da alıntılayayım:

 

“İşte bu gençlere yeni kitaplar sunuyordu Kıvılcımlı. İlk defa bir adamdan birden fazla kitap görüyorduk. Olur şey miydi bu? Hem de şöyle yedi-sekiz ay içinde Metafizik Sosyoloji Eleştirileri, 27 Mayıs ve Yön Hareketinin Sınıfsal Eleştirisi, Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu, Oportünizm Nedir?, Halk Savaşının Planları, Devrim Zorlaması, Toplum Biçimlerinin Gelişimi, Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı… ve arada küçük broşürler. Ve Devrim Nedir? Ya da Yol gibi illegal teksir kitaplar. Ve üstüne üstlük bir haftalık gazete. Çıkar çıkmaz okuyorduk. Ama çok kızıyorduk Kıvılcımlı’ya. Neler de söylüyordu! Ama hem okuyor, hem kızıyorduk. En çok da okuyanlar kızıyordu üstelik. Bir anlamda herkes kızıyordu. Herkes okuyordu çünkü.

 

“Gene anlaşılmaz çok şey vardı elbette. Anlaşılmazlık katmerliydi üstelik. Hem ondan, hem bizden geliyordu. Ondan geliyordu, çünkü o da ‘kaçıyor’ sanıyordu bir şeyleri. Kafamızdan aşağı boca ediyordu her şeyi. O da haklıydı elbet. İlk defa doğru dürüst ‘okuyucu’ bulmuştu. Belki de bilinç altından ‘son defa’ olduğunu da seziyordu. Yetmişine gelmişti. Kanserliydi. Elli yıldır hep on beş-yirmi kişi için yazmıştı. Şimdi binlere hitap ediyordu. Hem de ne binlere! Otuz milyonluk ülkenin kaymak tabakasına. Boca etmesinde ne yapsındı?” (Hikmet Kıvılcımlı Kitabı, Dipnot Yayınları, A. Kale derlemesi s. 419)

 

Yeniden Metin ağabeyin konuşmasına döneyim. Kıvılcımlı hakkındaki bu sitayiş dolu girişten sonra, yine son derece saygılı bir biçimde onun çeşitli konulardaki görüşlerine değinmeye ve bazılarını eleştirmeye başladı. Özellikle İslamiyete bakışı konusuna değinirken, o görüşlere katılmadığını da “Kıvılcımlı yaşasa ve siyasal İslamın bugünkü durumunu görse bu görüşlerini gözden geçirirdi” diye zarif bir eleştiri ile belirtmişti. Konuşmasının daha sonraki bölümlerinde de, sorulara verdiği cevaplarda da birikimli, seviyeli ve öğretici davranmıştı.

 

Bu tanışıklıktan sonra da zaman zaman karşılaştık Metin ağabeyle. Ankara’ya her gittiğimde uğradığım Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ya da o civarlarda karşılaşır, çay içer, kısa da olsa sohbet ederdik. En son TKP’nin biraz olaylı bir biçimde bölünmesinden sonra yine Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin bahçesinde karşılaşmıştık. Bölünmenin gerilimi vardı ortada. Metin ağabey yalnız oturuyordu bir masada. Yanına oturdum, sohbet ettik. Yayınları sordu, Sosyal İnsan Yayınları’ndan ayrıldığımı söyledim, üzüldü. “İyi şeyler yapıyordunuz” dedi. Çok zaman geçmiş bu son görüşmemizin üzerinden.

 

Metin ağabeyin ardından üzüldüğüm şeyleri de yazayım. En son örgütlü olduğu, MK üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisi tarafından mücadelesine uygun bir uğurlama yapıldı ona. Ancak daha önce birlikte mücadele ettiği bazı kesimler vefasız davrandı bana kalırsa. Uzun yıllar birlikte örgütlü mücadele ettiği, dergiler çıkardığı TKP’li arkadaşlar ardından yayınladıkları taziye ilanlarında bile onunla bir zamanlar birlikte dava arkadaşlığı yaptıklarını belirtmeye gerek görmediler. Dahası da var. Metin ağabey gerek birinci, gerekse ikinci TİP üyeliği yapmış, muhalif de olsa etkili bir üye olmuş bir sosyalist. Eski TİP’li arkadaşlardan da Metin ağabeyin ardından bir taziye mesajı görmedim. Olduysa bile çok cılız olmuştur.

 

Türkiye devrimci, sosyalist hareketine katkılarda bulunmuş, önemli görevler yapmış değerli bir devrimciyi kaybettik. Onunla tanışmış, sohbetine ulaşmış biri olarak mutluyum. Anısı her zaman bana yol gösterecektir.   

 

Gelecek yazı: TOPLANTILAR, HAZIRLIKLAR, İLK KİTAP



Bu yazı 1507 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI