Bugun...


Ahmet Kale

facebook-paylas
"Yol" un 8. Kitabı: İhtiyat Kuvvet; Milliyet, Şark (Doğu) "Kürt Meselesi" (1. Bölüm)
Tarih: 09-04-2022 08:25:00 Güncelleme: 16-04-2022 09:00:00


 

Yol serisinin 8. kitabı "İhtiyat Kuvvet..." Kısa, tanınmış adıyla Kürt meselesi. Gerek konunun öneminden, gerekse Kürtlerin mücadelesinin son yıllarda çok gelişmiş olmasından dolayı, bu kitap serinin en bilinen kitabı oldu. Önemi ve doğru çözümlerinden dolayı çok öne çıkarken, serideki diğer çok önemli kitapları da gölgede bıraktı adeta.

 

Kitap, 1978 yılında yayınlanmaya başlayan YOL kitaplarının ilk yayınlarından. Yayınlandığı zaman iki türlü etki yaptı. İlk etki biz Kıvılcımlı izleyicilerine oldu. Kitap çıkana dek, gereksiz bir kabızlıkla bu konuda laf etmeyen bizler, birdenbire ustamızın görüşlerini içip, her yerde tekrarlar olduk. İkinci etki de sosyalist ortama oldu. Kıvılcımli'nın Kürt meselesine getirdiği teşhis ve çözümler o zamana kadar görülmemiş nitelikte ve doğrulukta idiler. Bir süre tartışıldı ancak 12 Eylül faşizmi bu tartışmaları yarada bıraktı.

 

Yazılışından bu yana 90 yıl, ilk yayınlanmasından bu yana ise 44 yıl geçmiş. Daha sonra birkaç kez daha basıldı. Ancak Kürt hareketi Kıvılcımlı'nın tezlerinden etkilenmiş olmasına rağmen, bu etkiyi hiçbir zaman açıkça kabullenmedi.  

 

216 sayfalık kitabın girişten sonraki ilk bölümü Ermenilik, Ermeni sorunu ve katliamına ayrılmış. Daha 20. yüzyılın başında oluşan bu katliamda Kıvılcımlı'nın deyimi ile "Kürtlük ve Türklük Ermenileri dünyada nadir görülmüş sinsi bir vahşet içinde katliama uğrattı." Bu yıl bu katliamın 107. Yıldönümü olacak. Ancak halen bırakalım Türkiye finans-kapitalini, bırakalım ırkçıları, Sosyalist geçinenlerin bir kısmı, hatta Kıvılcımlı izleyicisi olduklarını iddia edenlerin bir kısmı bile, bu katliamı kabullenmek istemiyorlar. Yıldönümlerinde anmalara faşistlerle beraber saldırıyorlar. Kıvılcımlı izleyiciliği açısından ne büyük tezat!

 

Kitabın tanıtımına girmeden önce Kıvılcımlı'nın bir önceki kitabı olan Müttefik: Köylü eserine dönelim. Orada kıvılcımlı köylü hareketine değinirken şunları saptıyor:

 

"Kemalizm kurulalı beri yalnız Doğu vilayetlerini kasaphaneye çeviren isyanlar, Dünyanın her yerinde kolay kolay görülür, köylü hareketleri değildir. Evet, Kemalizm’in Bağımsızlık Savaşı'ndan beri ezberlediği ve aydın küçük-burjuva kuyrukçularının her şeyi yutmak ve hazmetmek için kiralanmış kırkambar midelerine bir lök gibi indirdiği ve her gün her çeşit sayfalarında geviş getirdiği ‘devrimci frazeoloji’ye (laf ebeliğine) bakılırsa, Doğu, 'karanlık kuyu' cinsinden bir facia piyesi ve sırf bir gericilik batakhanesidir. Fakat bos lafla bir meselenin açıklanamadığını bilen insanlar için, Doğu isyanlarının hiçbir zaman ne şeyhin sarığı, ne seyidin üfürüğü,  ne de derebeyin şatafatı değildir. Bütün bu faktörler sıfır değildirler. Fakat bu faktörlerin rol oynayabilmesi için maddi şartlar bulmaları gerekir. İşte Doğu vilayetlerindeki isyanların temel vasıfları, köylü isyanları oluşudur. Fakat biz her yıl şiddetle patlak veren ve her gün dağınık bir şekilde devam edip giden köylü isyanlarının karakteristiğini burada yapmayacağız. Çünkü bu isyanlar genellikle köylü meselesini özellikle Milliyet meselesini ilgilendirirler. Doğu isyanlarını özellikleri bakımından Milliyet konusuna bırakarak" (Müttefik Köylü s. 221-222)

 

"...Milliyet konusuna bakarak" deyip konuyu bu kitaba aktarıyor ama genel karakteri olarak da Doğu (Kürt) isyanlarının köylü karakerini belirliyor. Kitabın yazıldığı dönemlerde iki büyük Kürt isyanı yaşanmıştı. Şeyh Sait isyanı ve Ağrı Dağı isyanı. Burada "Köylü karakterli" dediği Kürt isyanları bunlardır.

 

Kitabın daha girişinde, bugün de çok geçerli olan iki şeyi göze batırır:

 

“1)- Batıdaki mahkum sınıflar, hakim sınıfların sistematik propagandaları altında, Doğulu hakkında yalnız bir şeyi öğrenebiliyorlar: Doğulu vahşidir. Niçin vahşidir? Nasıl vahşidir? Yok.

 

“2)- Doğu'daki mahkum sınıflar ise Batı'dakilerin tamamen aksine, Batılının ne olduğunu etiyle, kemiğiyle, derisiyle her gün duyuyor ve Batılıdan her yediği tekme, dipçik ve süngü önünde şu kanaati kökleştiriyor: Batılı düşmandır! Hangi Batılı düşmandır? Neden düşmandır? Yok. İki taraf da zannediyor ki, gerek ‘vahşilik’, gerek ‘düşmanlık’ anadan doğma bir huy, tabii, fıtri (yaratılıştan gelen) bir zarurettir. Tekrar edelim bunu böyle zannedenler, özellikle iki tarafın da geniş, çalışkan mahkum sınıflarıdır. Yoksa gerek Doğu'nun gerekse Batı'nın hakim sınıfları birbirlerinin ne kadar vahşi, ne derece medeni, ne biçim dost, ne çeşit düşman olduklarını domuz gibi bilip duruyorlardır.” (Kitap s. 12)

 

Ve bu tespitinin arkasından daha ilk sayfalarda konuyu çok net bir biçimde açıklar:

 

“Türkiye'de Doğu ve Batı bölünüşü milliyet bakımından nedir? Daha açık koyalım. Batı'da hakim millet Türk olduğuna göre, Doğu’da hangi milliyetler mahkumdur?...

 

“Türkiye'de bugün Doğu vilayetleri denilen yerin ne olduğunu göreceğiz...

 

“Bu Doğu vilayetlerinin evvel ezel meşhur ve meçhul her nasıl olursa olsun iki adı vardı. Ermenistan-Kürdistan. Buralara bizzat Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilen isimler bunlardır. Bugünün haritasında böyle isimler bulunmamasına rağmen, bu iki isimden anlaşılan, Doğu Vilayetlerinde Ermeni ve Kürt milliyetlerinin bulup bulunmadığını araştırmak lazım gelecektir.” (Kitap s. 13)

 

Ve araştırmaya girişince de "buracıkta, önce birincisine işaret edelim:" diyerek,” birincisinden kastı olan Ermenilik konusuna girer. Ermenilik konusu zaten çok özetçe geçildiği için buradaki zamanına göre emsalsiz olan tespitlerini alıntılayalım:

 

“ERMENİLİK:

 

“Osmanlı İmparatorluğu'nda, Çarlık Rusya’sı ile İngiliz emperyalizmi arasında Orta Asya pazarları üstünde başlayan rekabet ve anahtar noktası, bugünkü Doğu vilayetlerinde, bir Ermenistan hükümeti veya özerkliği kurup kurmamak meselesi idi. Bu meseleye bir zamanlar 'Doğu meselesi' denirdi. Osmanlı İmparatorluğu Derebeyi saltanatı şeklini muhafaza ettiği sürece, Doğu Vilayetlerinde iki zümre vardı. 1)- Kürtlük: Daha çok Derebey klan ve aşiret sistemleri içinde, dağınık, siyaset dışı bir kalabalık şeklindeydi. 2)- Ermenilik: Genellikle Burjuvalaşan İstanbul, Trabzon gibi önemli ticaret merkezlerindeki kodaman kapitalist ırktaşları ile sıkı sıkıya bağlı, İngiliz mallarını İran yaylasından İç Asya'ya taşımakla görevli bir küçük-burjuva çoğunluğu üzerinde kurulmuş bezirganlık manzumesi demekti. Emperyalist çelişkilerin dış kışkırtmaları yüzünden biraz daha şiddetle alevlenen Kürt-Ermeni çelişkisi, bu iki zümre insanının arasındaki din, dil ve ilh. farklarından çok adeta rejim farkından doğma bir derebey-burjuva çelişkisi oldu. İki kutup, Osmanlı Avrupası’nda geniş çapta rol oynayan Müslüman-Hristiyan (derebey-burjuva) çelişkisi, daha çok tarihi ve yerel şartlar yüzünden Doğu Vilayetlerinde Balkanlardakinin aksine, ikincilerin mağlubiyeti ile halloldu.

 

“Meşrutiyet burjuvazisi, ‘Doğu Meselesi’nin terörü altında, ilk ve büyük tehlike olarak gördüğü Ermeniliğe çullandı. Zaten Osmanlı saltanatı içinde kalmış milliyetler içinde, -Balkanlar bir tarafa bırakılırsa- siyasi bilinç ve örgüte kavuşmuş en keskin metalibli (talepleri süren) yığın Ermenilerdir.
Meşrutiyet burjuvazisi, birçok sahada olduğu gibi, Ermeni milliyetçiliğine karşı da, Derebeylikle el ele verdi. El ele verdiği Derebeylik öteden beri iki ayrı rejim karşıtlığı ile Ermenilere karşı tutulan Kürt derebeyliği idi! İttihad ve Terakki devlet cihazı, illegal bir kararla başa geçti. Kürt Derebeyleri milis örgütler halinde silahlandırıldı. Türklükle Kürtlük, Ermenileri dünyada nadir görülmüş sinsi bir vahşet içinde katliama uğrattı. Fakat bu katliamdan Türk Meşrutiyet burjuvazi kadar ve belki ondan çok daha fazlasıyla yararlananlar Kürt Derebeyleri oldu. Kürdistan'da Derebeylik biraz daha rakipsiz, çapul ettiği Ermeni mallarıyla biraz daha şişman oldu.” (Kitap s.15-16)

 

Ermenilik ile ilgili bu tespitleri yaptıktan sonra, o zamanki Sovyet Ermenistanı’nı işaret ederek, Ermeni sorununun Sovyet iktidarı tarafından çözülmüş olduğunu ileri sürerek çözümü Sosyalizm ve Sovyet iktidarına bağlar.

 

Sonraki bölümler Kürtlüğü ve Kürt sorununu inceleme ve çözüm yollarını tartışma bölümleridir.

 

Ermeni katliamı konusundaki bölümden sonra, genel olarak milliyet, özel olarak da Kürt ulusunun tanımı ve sorununun çözümü üzerine devam eder kitap. Öncelikle çok net bir tespit yaparak girer lafa:

 

"şurası muhakkak ki milliyet meselesi, Komintern'in olduğundan çok, partimizin en zayıf cephesidir." (Kitap s. 21)

 

Daha YOL serisini tanıtmaya başlarken de söylemiştik YOL'un 9 kitabı da Kıvılcımlı'nın tartışmak umuduyla o zamanki TKP Merkez komitesine yazdığı öneri ve eleştirilerden oluşan raporlar toplamından oluşur. Burada da"... Partimizin en zayıf cephesidir " diye başlıyor. Ve konuyu tartışmaya başladığı ilk paragraflarda Leninist prensiplerle yol almaya başlıyor. Öncelikle sorunu yaratan düzeni onun sınıfını ve siyasi temsilcilerinin saptıyor:

 

"Türkiye'nin kendisi, bu milli kurtuluş hareketlerinden bir önemlisine sahne oldu. Fakat bu Kurtuluş hareketi, Kemalist burjuvazinin iktidar ve diktatoryası altına girdiği için, kapitalist vasıflarından ve çelişkilerinden kurtulamadı. Ve kurtulamazdı da. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, Türkiye dış ilişkilerinde mazlum bir millet olmasına rağmen, iç ilişkilerinde zalim bir millet rolünü oynamaktan geri kalmadı. Bugün Türkiye nüfusunda önemli toplamı tutan 2 milli varlık mevcut: Türklük-Kürtlük. Siyasi, ekonomik hakimiyet ve üstünlük, Türk burjuvazisinde olduğu için, Kürt halkı mistik ve belirsiz 'Doğu Vilayetleri' kelimesi altında, özel ve gizli bir çalışma, bir sömürge, şiddetli bir temessül (asimilasyon) daha doğrusu bir imha siyasetine uğratıldı. Kemalizmin bu sömürgeci, yok edici siyaseti, birçok tarihi ve siyasi zaruretler yüzünden, uluslararası denge içinde bugüne kadar adeta tarafsız bir ilgi veya ilgisizlikle görüldü. Hatta belki emperyalizm Türkiye'nin bu 'Doğu Meselesi'ne daha büyük bir ilgi göstermeyi, çeşitli manevralarına uygun buldu.”(Kitap s.21)

 

Ardından gelen satırlar da adeta o zamanki "Kürt isyanlarına karşı TKP de hâkim olan zihniyetin paramparça edilişidir. Şöyle devam ediyor:

 

"Halbuki derebeyliğin Kürdistan'da ayaklandırdığı veya ayaklandırabildiği yığınlar için söz konusu olan şey, dini alet etmek veya emperyalizme alet olmaktan çok ekonomik ve milli baskıya karşı bir tepkiydi. Yani Kürt halkı, zulüm denizine düşen herhangi bir insan gibi emperyalizm veya feodalizm yılanına sarılmaktan başka bir şey yapmıyordu" (Kitap s. 22)

 

Ezelden beri Kürt isyanlarına "emperyalizmin güdümünde" yaftası takılmaya çalışılır. Oysa Kıvılcımlı "denize düşüp emperyalizm yılanına sarılıyorlar" dedikten sonra; " bu mazlum halkı, acıklı durumunda yalnız bırakmamak için, onun özel durumunu inceleyip tespit etmenin zamanı artık gelmiş ve geçmiş bulunuyor. Çünkü bizzat ‘emperyalizme alet olan’ zümreler bile, bu kitleler arasında artık sırf dini ajitasyonlardan başka usullerle Propaganda ve hareket yaratmak teşebbüsündedirler." Diyerek partiye düşecek görevleri çizmeye başlar.

 

Bu bölümdeki çok önemli saptamalar kitap okunduğunda daha açık görülecektir. Bundan sonraki bölümde Kürt Milliyetinin tarihi durumunu, niceliğini, ulus olma niteliğini ve ruhsal durumunu ayrı ayrı bölümler halinde ayrıntıyla inceler. Biz de bunları birer ikişer cümle ile anıp, asıl sözü kitaba bırakalım.

 

Tarihini incelerken özellikle Kürdistan dediği yaylanın tarihi olarak Anadolu'dan ayrı bir ülke ve tam ticaret yollarının dört yol ağzı olduğunu özenle belirtir. Daha Yakın tarihteki duruma gelindiğinde yeniden ve dolaylı olarak Ermeni kıyımına değinerek Kürt ulusunun durumunu belirtir. Kitaba bakalım:

 

"Derebey Osmanlılığının son devirlerine doğru, Türk burjuvazisi adına, yabancı kapitalizmin dayattığı reformlarla yan yana, saltanat Devleti'nin merkezileşmesi başladığı ve kuvvetlendirdi zamanlarda, Kürdistan'da ki klan sisteminin kılı kımıldamadı. Hatta 'Tanzimat-ı Hayriye' sıralarında küçük derebeyliklerin İlga edilmesi (ortadan kaldırılması) Kürdistan aşiretleri için bir felaketten çok bir nimet olmuştur. Tam merkeziyetli bir devlet şebekesi kuruluncaya kadar aşiretler daha başıboş ve serbest kalmışlardı. Meşrutiyet burjuvazisinin sahnede görünüşü, Kürdistan aşiret ulularının ekmeğine yağ değil kaymak sürmüştür. Söylediğimiz gibi Kürdistan'da milli uyanış; iç gelişme ve dış kışkırtmalarla büyüyen Ermenilerin tarihinde nadir görülür bir ölçüde çapul edilmesi, bir sanatları da çapul olan ağa, bey ve uluları biraz daha tombullaştırmak ve kuvvetlendirmekten başka bir netice vermedi. Tarihin ters cilvelerinden biri de, Kürdistan yaylalarında gerçekleşti. Yalnız ekonomik temel üst katlara etki etmez üst katlarda hatta aynı derecede ekonomik temele etki ederler. Siyasi hakimiyeti elinde tutan Türk burjuvazisi ekonomik olarak geri bir klan sistemi (Kürt aşiret ve beyleri) ile el ele vererek daha yüksek bir ekonomik gelişimi temsil eden Ermeniliğin Türkiye'deki kökünü hemen hemen kazıyabilmiştir. Türk burjuvazisi birdenbire, koca Kürdistan'da sırf Kürtlükle karşı karşıya kalıvermiştir." (Kitap s. 27)

 

Daha sonraki "Nitelikçe Kürtlük"(Millet olarak) başlığında millet olmanın özellikleri sıralanmadan önce şu açıklama yapılır:

 

"Tabii ciddi bir konuda ‘Kürtleşmiş’ olanların hangi ‘ırk’tan olduklarını anlamak, ‘kan muayenesi’ usüllerine başvurmak ancak Kemalist milliyetçiliğin, o da nalıncı keseri kabilinden harcıdır. Halbuki böyle bir metodun mantıki neticesini Anadolu Türklerine de uygulamaya kalkışmak gibi, Kemalizm için tehlikeli, bizim için boşuna bir olasılık da vardır. O zaman kimlerin kanlarında nelerin bulunacağı 'Allah bilirdi'... Fakat milliyetin, tarihi ve sosyal bir kavram, ırkın ise doğal ve çevresel bir nitelik olduğunu bilenler için bu üzüntü ve yapmacıkların anlamı yoktur. Onun için biz, insanların Kürtleşmiş veya Türkleşmiş oldukları ile değil, bugün sosyal olarak ‘Kürt’ mü, ‘Türk’ mü tanındığı ile yetineceğiz"  (Kitap s: 36)


 Bu belirlemeden sonra millet olma vasıfları sırlanır ve içleri doldurulur. Başlıklar halinde sıralarsak: 1- Yurt birliği 2- Öz dil birliği 3- Kültür birliği 4- Ekonomi birliği gereklidir. Bu başlıkları da birer ikişer cümle ile özetleyelim:

 

 Yurt Birliği:

 

" Kürtler'in, yüzyıllarca süre Anadolu'dan coğrafya bakımından bağımsız, özel dünya yollarının geçiş ve uğrağı olmuş, iklim ve tabiat az çok homojen bir yurt içinde bir arada yaşamış bir topluluk olduklarını ispata gerek kalmaz" (s. 36)

 

Öz Dil Birliği:

 

"Kürtçe, Türkçe ile hatta taban tabana zıt bir dildir" (s. 36) dendikten sonra özel bir gayretle belli başlı Kürt şiveleri belirtilerek asıl Kürtçe ve Zazaca anılır, bazı sesler karşılaştırılır.

 

Kültür Birliği:

 

" Kürdistan'ın her tarafında, Kürtlere has ortak özelliklerin bulunduğunu, o kadar ki, bu özelliklerin burjuvazinin bile ödünü patlatacak kadar çok sağlam ve sarsılmaz olduğunu, bizzat burjuva yazıcıları da sıkıntıdan terleye terleye anlatırlar." (s. 38) denir ve devamında Türk burjuvazisinin başlıca baskı politikaları iskan ve tehcir olarak sergiledikten sonra konu, “Türk burjuvazisinin hakimiyet ve baskısının müddet ve şiddeti ile doğru orantılı olarak kültürün zihniyeti ve kültürü genişleyecek ve homojenleşecektir. Kürdistan halkının öyle bir ‘Kürt kafası’ deyişi vardır ki, bu kafa ezildikçe büyüyen ve kesildikçe çoğalan masal devlerinin başlarına benziyor" (s. 40) diye bağlanır. Kıvılcımlı'nın kuşağı göremedi belki ama özellikle şimdiki kuşaklar mücadelenin hangi biçimde ve ne kadar büyüdüğünü görüyor, yaşıyorlar. 

 

Ekonomi Birliği:

 

"Kürdistan'a has, yani Türkiye'den az çok bağımsız bir pazar ilişkilerinin bulunup bulunmadığını tespit etmek yeterlidir. Kürdistan'ın kendisinin, bağımsız pazar ilişkileri ile Anadolu'dan ayrı kalışını bize açıkça gösterecek 2 su götürmez olayı var 1. Kaçakçılık 2. Gümüş para (s. 41)

 

Kürdistan ve Kürt milletinin nitelikleri bu 4 başlıkta böylece açıklandıktan sonra Kürdistan'da ki sosyal sınıfların analizine geçilir sonraki bölümde.

 

Kürdistan'da Sosyal İlişkiler ve Sınıflar:

 

"Doğu Vilayetlerinin 'namuslu' bir istatistiğini bulmak hayaldir." (s. 51) diye başlar. Bu bölüme Kıvılcımlı: Çok sınırlı verilerle oluşturmaya çalışır görüşlerini. Yine de çok çeşitli rakamlar kullanılır. Ve şu genel sonuca varır ilk olarak:

 

"Bu rakamlar sınıf ilişkileri bakımından tasnif edilecek olursa, şu neticeler elde edilir: 1)- Köylülük, 2)- Öteki sınıflar ve zümreler… Ve bu iki cephenin karşılaşmasında, köylülüğün (Tarımcılar) adeta bütün ve yüce bir kitle halinde yükseldiği ve tüm nüfusun % 86.24 ünü kapladığı anlaşılır."(s. 52)
Bu kadar muazzam bir çoğunluğu oluşturan köylülüğün incelenmesi arkaya bırakılarak, öncelikle diğer tabakaların tahliline girişilir. Bu tabakalar: 1)- Şehir ve kasaba küçük burjuvaları, 2)- Tekelci ve Ticaret kapitalistleri, 3)- Aydınlar ve devlet memurları olarak anılır. Daha sonra bu başlıklar teker teker ayrıntılandırılır. Bunların Kürdistan köylüğüne veya Türk burjuvazisine olan yakınlık ve uzaklıkları da belirlenir. Örneğin:

 

"Şehir küçük burjuvaları, şehir burjuvalarından çok, zaten organikman ilişkili bulundukları Doğu köylülüğüne bağlı ve eğilimlidirler." (s. 54) denirken Aydınlar için bambaşka bir tespit yapılarak; "Cumhuriyet burjuvazisinin, yerli halkı ezip soyuşunda maddi-manevi ara vasıtası ve alet oluşunda... Hiç Unutmayalım ki, Kemalizm Doğu vilayetlerinde siyasi örgütünü ve aydınları avlayabildiği oranda kuvvetlendirir. Ve manevi nüfuzunu aynı zümreler ile propaganda eder. Şu halde Kemalizm, Doğudaki temelini iki direğe dayatıyorsa, direklerden birisi bu aydınlıktır. Cumhuriyet burjuvazisi, doğuda iki bacakla yürüyorsa, bacağın bir tanesi aydınlıktır" (s. 58) denilir.

 

Nihayet, Kürdistan'ın burjuvaları diyebileceğimiz kesime gelinir:

 

" Doğu Vilayetlerinde burjuva unsurları var mı? Var. Bu unsurların zümreleri nelerdir? Doğru Vilayetlerinin klasik anlamı ile 'burjuvadan' çok 'burjuvalaşan' unsurlar içinde egemen tip: Ticaret kapitalisti ile tefeci sermayedarlarıdır. Bu iki başlıca kategoriden sonra gelenler finans kapitalistler ve en belli belirsiz olanları da Sanayi kapitalistleridir. Sanayi kapitali burada Hala koza devrinde, el imalathanesi aşamasındadır. Banka kapitali, Batı'daki rolüne Doğu'da da girişmek üzeredir." (s. 59) Bu tespitlerin daha 1932'lerde yapılmış olduğuna dikkat çekmiş olalım.



Bu yazı 1549 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI