Bugun...


Ahmet Kale

facebook-paylas
YAYINEVİNİN KURULUŞUNDAN ÖNCE III
Tarih: 13-08-2022 21:39:00 Güncelleme: 13-08-2022 21:39:00


 

Arkadaşlarımla yaptığım toplantıdan umutla ayrılmıştım ama başka sorunlarım da vardı. Bunlar şahsi sorunlarımdı ama ciddi ve uzun vadeli bir çalışmaya girişmeden önce çözüm yoluna girmeleri gerekiyordu.

 

Önemli bir sorunum barınma idi. Barınmayı bir şekilde halledebilirsem, geçim için bir şeyler yapabilirdim. O aylarda H. Atahan’ın tadilatını sürdürdüğümüz binasının bir dairesini benim oturacağım bir hale getirmiştik ve ben İzmir’den eşyalarımı taşıyıp yerleşmiştim oraya. Yayın için başka bir organizasyona girişirsem o daireyi bırakmak zorunda kalacaktım. Arkadaşlarım yayın işinde destek olacaklarını beyan etmişlerdi ama onlara benim barınma ve geçimim ne olacak diye soramamıştım. Barınma hallolabilse geçimi dert etmezdim. Çünkü zaten İstanbul’a geldiğim 2003 Ekim ayından, yayınevinin kurulduğu 2006 Haziran ayına kadar ayda 250-300 tl harçlık alarak sürdürebilmiştim yaşamımı.

 

İkinci önemli sorunum da kızımın velayetini alma sorunuydu. 2 yıl önce evi terk edip eşimden ayrıldığımda işsizlik ve evsizlikten kızımın velayetini almaya bile teşebbüs edememiş, annesiyle bırakmıştım. Geçen zamanda kızım annesiyle yaşamaktan hiç mutlu olmadı. Onun velayetini almak benim için hayati önemdeydi. Velayeti alabilmem için de düzgün bir iş ve ev yaşamı gerekiyordu. Yalnız başıma olsam, her türlü barınma durumuna katlanır, geçimi dert etmeden görevlerimi yapmaya çalışırdım. Ancak velayetini alarak kızımla birlikte yaşayacaksam, mahkemeyi ikna etmek bir yana, artık lise çağına gelmiş olan kızım için de sağlıklı ve mutlu yaşayacağı bir ortam oluşturmalıydım.

 

İşte bu iki önemli sorun elimi, kolumu ve dilimi bağladı o günlerde. Yine de H. Atahan’ı sıkıştırmaya devam ettim. Velayet için düzgün bir iş ve yaşam kurmam gerektiğini söyledim durdum. O günlerde hepimizin yakından tanıdığı, sevdiğimiz arkadaşımız, TÜKO-DER genel başkanı Mehmet Sevim ağır bir mide kanseri ameliyatı geçirmiş, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesinde yatıyordu. İstanbul’a geldiğimden beri düzenli olarak görüştüğüm Mehmet’in mide kanseri çok hızlı ilerlemiş, birkaç ay içinde midenin tamamen alınmasına varmıştı. Nitekim birkaç ay sonra da kaybettik sevgili arkadaşımızı. H. Atahan ile birlikte Çapa’ya Mehmet Sevim’i ameliyat sonrası ziyarete gitmiştik. Ziyaretten sonra Fındıkzade civarında oturup konuşmayı önerdim. 2004’ün bahar aylarındayız, yani benim İstanbul’a gelip, birlikte yayın yapmaya karar verişimizin üzerinden neredeyse 1 yıl geçmiş. Biz tadilata devam ediyoruz ama yayınevi konusunda hiçbir adımımız yok. Bir kafeye oturup konuşmaya başladık. Ben yayının gecikmesinden şikayet ettim. Sorunlarımı anlattım, kızımın velayetini almak istediğimiz söyledim falan… H. Atahan ise neredeyse tek bir cümleyle kestirip attı: “Ahmet, bu binanın tadilatı bitmeden benim kitap basmak için para ayırmam mümkün değil, önce tadilat bitmeli” dedi.

 

Yayın işlerinin biraz yavaş yürümesine razıydım ama bu cevap yine de şok etti beni. Çünkü bina dediğimiz yer, 6 katlı, 13-14 dairesi olan devasa bir yapı. Her dairesinin elden geçmesi lazım. Üstelik tarihi ve kıymetli bir bina olmasından dolayı tadilatın adeta bir restorasyon biçiminde sürmesi gerekiyor. Yani oldukça uzun bir süreçten bahsediliyor.

 

Bir süre önce arkadaşlarımla toplanmışız. Arkadaşlarım benim yapacağım Kıvılcımlı yayıncılığına destek vadetmişler. Şimdi de bu cevapla sarsılıyorum. O psikoloji içinde hemen reddettim. Bu kadar uzun bir beklemeye tahammülüm olmadığını, bekleyemeyeceğimi söyledim. “Sen bilirsin” dedi sadece. O zamana kadar tadilat için harcanan paralar ve işlerle ilgili hesapları ertesi gün devredip yollarımızı ayırmak üzere sözleştik ve ayrıldık.

 

O gece yaşamımın en zor gecelerinden biri oldu. Uyuyamadım. Barınma ve velayet sorunlarım ortadaydı. Aynı zamanda sağlam bir mali kaynakla yayın işine girmek istiyordum. Öte yandan daha birkaç yıl sürecek bir tadilatta yer almak, yayın içini belirsiz bir tarihe bırakmak da içimden gelmiyordu. Çok çok uzun düşündükten sonra kararım “sarı öküzü” vermek biçiminde oldu ve sonraki yıllarımı hayli etkiledi bu tavizkar tutumum.

 

Ertesi gün, sanki bir önceki gün hiç konuşmamışız gibi sürdü işler. Ne o benden hesap istedi, ne ben hesapları devretmeye niyetlendim. “Bina bitmeden, yayına para ayıramam” kararına sessizce uymuş oldum böylece. Artık kuzu kuzu 2 yıldan fazla sürecek olan inşaat-tadilat-restorasyonun bir elemanı olmuştum. O yıllar boyunca bir inşaatta yapılması gereken her işi yapar olmuştum. İşçilerle beraber tam mesai çalışıyordum. Kendisi önce Vize, sonra Kırklareli noteri olduğu için, tüm işlerin başında ben duruyordum. İşçilerle beraber harç karıyor, vinçle yukarı çekiyor, sırtımda çimento taşıyor, çuval çuval moloz taşıyordum. Çalışanların doyurulması ve ücretlerinin hesaplanıp ödenmesi de benim sorumluluğumdaydı. Bu arada bütün bunları yaparken yaşım da 48-49-50 idi.

 

2004-2006 arasında 3 yıl kadar süren bu inşaat çalışmaları ve neredeyse birlikte yaşam süresi içinde iyi kötü çok anılar var elbette. Ancak bu yazı dizisinin ana konusu Sosyal İnsan Yayınları olduğu için daha çok yayınevini ilgilendiren şeyleri yazmaya çalışacağım. Başka ilginç konuları belki başka bir anılar dizisinde yazarım.

 

Bu çalışmaları sürdürürken ben yine de boş durmayıp, eski arkadaşlarımı görüyor, kimi gruplarla temaslar kuruyor, panel, sempozyum gibi etkinlikleri kaçırmamaya çalışıyordum. Nitekim daha önceki yıllarda çeşitli alanlarda birlikte çalıştığımız epey arkadaşım yayın sürecinde destek olmaya hazır hale gelmişlerdi. Yeri geldikçe bu arkadaşlardan da gerektiği kadar bahsedeceğim.

 

Bu yıllar ile ilgili yazmadan geçemeyeceğim bir durum daha var. Yıllarca Ankara’da birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlardan 1989 yılında ayrılmıştım. Arkadaşlar İstanbul’da Devrimci Mücadele isimli bir dergi ile mücadelelerini sürdürüyorlardı. Yıllardır görüşmemiştik. Ben İstanbul’a yerleşip yayın için temaslara başladığımda da herhangi bir görüşmemiz olmadı. Görüşmedik ama düşmanca tavırlarını hissediyordum. Bu arada H. Atahan onlarla yakın ilişki içindeydi. Hatta bu binayı onlara tanıtırken laf arasında “Tam parti genel merkezi olabilecek bir bina” demesi bu arkadaşlarca yanlış anlaşılmış, binadan bir dairenin kendilerine verilmesinin taahhüt edildiğini varsaymışlar, bunun üzerine de H. Atahan’la araları açılmıştı. Araları açılmadan önceki görüşmelerinde onlara da yayın işinden bahsetmiş, hatta birlikte olma teklifi götürmüştü. Ancak bu grup, benim varlığımı öne sürerek bu teklifi reddetmişlerdi. Özellikle ben olmazsam birlikte olabileceklerini duyduğumda, H. Atahan’a “abi, gidip onlara neden bu kadar karşı olduklarını sor, yıllarca birlikte çalıştık, kaçaklık yıllarımda bile kopmadık. Bu süre içinde grubu poliste zaafa sokacak bir davranışım mı olmuş, yıllarca dergi ve yayınevi yönettim bir zimmet sorunu mu var, kimseyi taciz mi etmişim? Bunların cevabını aldığında onlara ikna olursan ben bu işten vazgeçerim” demiştim. Görüşüp geldiğinde, “sorduğun sorularda söyledikleri bir şey yok ama sana karşılar, biz işimize bakalım” dedi, işimize baktık.

 

Bu arada 2006 yılının ortalarına gelmiştik. Tadilat-restorasyon büyük ölçüde tamamlanmıştı ama ufak tefek işler hiç bitmiyordu. İzmir’de süren velayet davasını kazanmıştım ama Yargıtay usul eksikliğinden bozmuştu. Mahkemede annesiyle kalmak istemediği yönünde ifade veren kızım 1 yıl daha annesiyle yaşamak zorundaydı. Dava sürüyordu, mahkemeye konut sunabiliyordum ama iş gösteremiyordum. Moralim iyice bozulmaya başlamıştı. Ben sorunlarımı öne sürüp yayınevi kuruluşu için sıkıştırdıkça, H. Atahan yavaş davranmaya devam ediyordu. Nihayet 2006 Nisan-Mayıs aylarında yayınevi kurulması kararı alındı. Yeni bir döneme başlıyorduk.

 

Gelecek yazı: YAYINEVİ KURULUYOR



Bu yazı 731 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Sizce Türkiye'deki en büyük sorun hangisidir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI