2006 yılının sonlarındayız artık. Yayınevi için şirket kurulmuş, yaşadığımız binanın bir dairesi yayınevi ofisi olarak düzenlenmişti. Bu arada kızımın da velayetini almış, yanıma getirmiştim. Artık yayın çalışmaları için bir engelimiz kalmamıştı. Hızla çalışmalara giriştik. H. Atahan, Burhan Elçin ve benim olduğum yayınevi yönetim kurulunda, H. Atahan’ın yerinde önerisiyle Kıvılcımlı’nın Bütün Eserleri dizisine Osmanlı Tarihi’nin Maddesi eserini tam metin olarak basarak başlama kararı aldık. Bu arada da yayınevini çevreye tanıtmak için temaslara giriştik.
Önce kendimize yakın gördüğümüz, bize katkıları olabileceğini düşündüğümüz kimi arkadaşları yayınevi ofisinde toplantıya çağırdık. Ben zaten birçok kişi ve çevre ile epey bir zamandır ikili üçlü görüşmeler yapıyordum. Çağırdığımız arkadaşların neredeyse tamamı geldi toplantıya. Hatırlayabildiklerimi sayayım: Eskilerden dediğimiz Sadık Göksu ağabey katılmıştı. Sorun Yayınları’nı temsilen Sırrı Öztürk ağabey gelmişti. Bordo-Siyah yayınlarının sahipleri Hasan Hüseyin ve Nail Arıkan kardeşler gelmişlerdi. Sarp Kuray ve 1-2 arkadaşı, İmam Bakır Üküş, Ankara’daki öğrencilik yıllarından tanıştığımız Nezih Gençler ve Balıkesirli avukat Necdet Bayhan, belki Kemal Eke ve Kazım Özgenç arkadaşlarımız. Toplantıya katılamamakla birlikte, yayınevini destekleyeceğini söyleyen arkadaşlar da olmuştu.
Oldukça güzel bir toplantı oldu. Konuşulanlara ve vaadlere bakarsak çok da verimli olması gerekiyordu. Öncelikle Sırrı Öztürk ağabeyden sitayişle bahsetmek zorundayım. Toplantıya yazılı bir metinle hazırlanarak gelmişti. Daha sonraki uzun tanışıklığımızda da Sırrı ağabeyin bu ilkeli tavrını hayranlıkla izlemişimdir. Okuduğu yazıdan aklımda kalanlar şunlardı: “Şimdiye kadar Kıvılcımlı yayıncılığı yapanlar ona ya grupsal kaygılarla ya da tecimsel (Sırrı ağabey bu terimi çok severdi) çıkar açısından bakmışlardı. Bu girişimi (Sosyal İnsan Yayınları) bu iki yaklaşımdan uzak, Kıvılcımlı’ya saygılı, dürüst bir girişim olarak görüyoruz. Böyle gördüğümüz için de her yönden desteklemeye karar verdik. Yayınevimizin bütün olanaklarını, teknik, dağıtım vs. sizlerle paylaşırız. Bize düşen ne varsa yapmaya kararlıyız…” Sırrı ağabey sözünün eri bir insandı. Yayınevi süresince desteğini esirgemedi. Yıllarca fuarlarda ortak standlarda olduk. Hep destekçiydi. Ben yayınevinden işsiz ve barınaksız olarak ayrıldığımda da maddi olmasa bile manevi desteğini benden hiç esirgemedi. 27 Ocak 2016 günü kaybettiğimiz bu devrimci yayıncı ağabeyi sevgi ve saygıyla anıyorum.
Toplantıya katılan diğer arkadaşların tavırlarından aklımda kalanları da yazayım: Hasan Hüseyin ve Nail Arıkan kardeşler Kadıköy’de Bordo-Siyah Yayınları isimli büyük bir yayınevi kurmuşlardı. Daha önce ziyaret edip görmüştük yayınevini. Değişik dallarda editörleri, danışmanları, çevirmenleri ve son derece gelişkin bir teknik ekipleri vardı. Hasan Hüseyin matbaacıydı aynı zamanda. Kendi matbaasında basıyordu kitaplarını. Nail ise avukattı, abisiyle beraber yayınevini yönetiyordu. Bu iki kardeş, toplantıda bize teknik ve tecrübe olarak her türlü katkıyı yapacaklarını vadettiler ve yaptılar da. Özellikle ilk kitabımız olan Osmanlı Tarihini Maddesi eserinin dizgisine, mizanpajına büyük katkıları oldu. Ayrıca yayınevinin Kültür Bakanlığı ile ilişkilerinin düzenlenmesini de onlardan öğrendik. Bu güzel kardeşler ne yazık ki o büyük yayınevini sürdüremediler. Birkaç yıl sonra kapandılar. Nail talihsiz bir biçimde Devrimci Karargah operasyonu ile epey tutuklu kaldı. Çok uzun yıllardır görüşmedim, akıbetleri hakkında bilgim yok maalesef.
Kıvılcımlı’nın sağlığında da onun yanında olanlardan, Sadık Göksu ağabey de vardı toplantıda ve genellikle bizleri öven kısa konuşmalar yaptı. Maddi bir desteği söz konusu değildi ama hep yanımızda olacağını ve destekleyeceğini söyledi. Toplantı bitişinde dağılmadan önce Sadık ağabeyin “Bu toplantıda yıkandık, yunduk arındık adeta. Toplantıdan tertemiz çıkıyoruz” cümlesini hatırlıyorum. 15 Temmuz 2021 günü kaybettiğimiz bu ağabeyimi de saygıyla anıyorum.
Sarp Kuray da arkadaşlarıyla beraber katılmıştı toplantıya. Onun da yayınevine yaklaşımı olumluydu. Diğer katılımcılara da hitaben; “Arkadaşlar bir girişimde bulunmuşlar, şirket kurup ofis açmışlar. Bunlar hep masraf. Ben her iki arkadaşı da tanıyorum, bu yayıncılıkta başarılı olacaklarına da inanıyorum. Bizlerin desteği de sözden ibaret olmamalı. Masraflarını çıkarmalarına ve yayınevini sürdürmelerine katkıda bulunmalıyız. Ben katkı olarak yayınlanacak her kitaptan 500 tanesini satın alacağım. Satarım ya da dağıtırım, her kitaptan 500 tanesini bana ayırın…” diyerek bizi yüreklendirdi ama hiçbir zaman bu taahhüdünü yerine getirmedi.
500 kitap lafı geçmişken buraya bir parantez açıp bazı açıklamalar yapmak istiyorum. Biz yayınevi kuruluşunu tartışırken daha ilk konuşmalarımızdan birinde H. Atahan bana “Ahmet senin yayıncılık tecrüben ve yeteneğin var ama paran yok, benim param var ama yayıncılığı bilmem, güçlerimizi birleştirirsek iyi bir yayın yapabiliriz” demişti. Ben de ona “Ağabey sana tek bir şeyi taahhüt ederim, o da çok çalışacağımdır. Mesai falan bilmem, bütün yaşamımı koyarım ortaya” demiştim ve nitekim koyduğumu da herkes görmüştür. O yayınevinde olduğum sürece günde 15-16 saat aralıksız çalıştığım olmuştur. Ayrıntılar ilerde yazdıklarımda görülecektir. Aynı sohbetin içinde H. Atahan bana “bu yayınevi ne kadar zamanda kendini finanse eder?” diye sormuştu. Ben bu konuyu düşünmüştüm. O zamanki maliyetlere göre basılan bir kitabın etiket fiyatından 500 adet satması maliyetini karşılıyordu. Şimdiki maliyetleri ve satış fiyatlarını bilmiyorum ama o zaman öyleydi. Benim kafamdaki hesaplara göre 1000 (bin) adet basacağımız bir kitabın 500 adedinin Kıvılcımlı izleyicilerince hemen alınacağı, bunun da neredeyse maliyeti karşılayacağı yönündeydi. O yüzden sorusunu “6 ay gibi bir zamanda maliyetleri çıkaracak duruma gelebiliriz” diye cevaplamıştım. Bu cevabım yıllar yılı yüzüme vuruldu. Çünkü gerçekleştirememiştik. Bunun nedenleri çok kısa zamanda belirmişti zaten. Daha ilk kitaplarımızdan itibaren Kıvılcımlı izleyicileri tavır almışlardı bize. Derleniş yayınları çevresi (şimdiki HKP) benim yayınevinin ortağı ve yöneticisi olmamdan dolayı tavır almışlardı. Hangi kitabı bastığımızla bile ilgilenmiyorlardı. İlerde o zaman dek hiç yayınlanmamış olan Bergsonizm kitabını bastığımızda aldıkları tavrı da kısa bir anektod olarak yazacağım. Diğer 2 grup olan SODAP (Sosyalist Demokrasi Platformu) açıkça H. Atahan’ı Genelkurmay’ın adamı olarak görüyor, tek bir kitap bile almıyorlardı. TÖP (Toplumsal Özgürlük Platformu- Şimdiki Toplumsal Özgürlük Partisi) ise öyle açıktan tavır almıyordu ama H. Atahan’ın Perinçek’e yaklaşan çizgisine itirazlarını her yerde söylüyor ve yayınevine mesafeli duruyorlardı. Dolayısıyla benim 500 adet kitabı Kıvılcımlı izleyicilerine satıp maliyeti karşılama teorim baştan çökmüştü. Diğer nedenleri de yeri geldiğinde yazarım.
Toplantıdan aldığımız moralle çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Osmanlı Tarihinin Maddesi eseri tam metin olarak ele alındığında 3 cilt 5 kitaptan oluşuyor. Bunlardan birinci ve ikinci ciltler yani ilk dört kitap Kıvılcımlı tarafından yeni harflere aktarılmış ve 1970 yılı Ekim ayında daktilo edilerek yayına hazırlanmaya başlanmış. Bu metinlerden 1. Cilt 1974’te, 2. Cilt ise 1977 yılında Orhan Aksungur ve Süleyman Şaşmaz yönetimindeki Tarihsel Maddecilik Yayınları tarafından basılmıştı. Kalan 3 kitabı içeren 3. Cilt ise yayınlanmamıştı. 1982 yılında S. Şaşmaz’ın Tarih Bilimi Yayınevi bütün ciltleri toparlayıp, Hüseyin Himmet Kırşehirli imzasıyla ve Osmanlı Tarihi başlığıyla basmış. Aynı yayınevi 2000 yılında aynı metni bu defa Osmanlı Tarihinin Maddesi ismiyle basmıştı. Biz Osmanlı Tarihinin Maddesi kitabını basmaya karar verdiğimizde elimizdeki metinler bunlardı. 1974 ve 1977’de basılan 2 cildin Kıvılcımlı tarafından çevrilip, Fuat Fegan tarafından daktilo edilen metinleri, F. Fegan tarafından hazırlanan mikrofişlerde metin olarak vardı. Onların karşılaştırmalarını o fişlerden yapabilirdik ama 3. Cildin metni sadece S. Şaşmaz’ın yayınladığı metindi. Bunlar üzerinden çalışmalarımıza başladık.
Gelecek Yazı: KİTAPLAR ARKA ARKAYA ÇIKIYOR