escort beylikdüzü beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Ahmet Kale

facebook-paylas
Tarih Devrim Sosyalizm
Tarih: 12-06-2021 17:31:00 Güncelleme: 12-06-2021 17:31:00


 

Tarih-Devrim-Sosyalizm eseri, Kıvılcımlı’nın bütün yaşamını adadığı, bütün eserlerine sinen Tarih Tezi’nin kendi sağlığında basılabilmiş bölümüdür.

 

Burada biz, bütünüyle Tarih Tezi’nin tanıtılmasını değil, sadece onun en derli toplu yayınlanmış hali olan Tarih-Devrim-Sosyalizm eserinin kısa bir tanıtımını yapmaya çalışacağız.

 

Kıvılcımlı’nın eserlerinin yayınlanmasında, onun ölümünden sonra da muhafaza ve tasnifinde önemli emekleri olan Fuat Fegan bir notunda bu eserin yayınlanışını şöyle anlatıyor: “Kıvılcımlı, 1965 yılı ‘Tarih Tezi’ni yayınlamaya girişirken, konuyla ilgili alabildiğine yığılmış malzeme ve etütlerinden belli bir bölüğünü ayırıp düzenlemiş ve matbaaya verilmek üzere daktilo edilmesini sağlamıştı. Ne var ki, bu kadarı bile, o günkü şartlarda epeyce hacimli sayılacak bir kitabın ortaya çıkmasını önleyemiyordu. İster istemez, daha az aktüel olan kimi bölümler ayrılarak, kitap Tarih-Devrim- Sosyalizm adıyla yayınlandı. Çıkarılan bölümler bir kenara kondu. Sonra bu kılıç artıkları belli bir düzen içinde yeniden daktilo edildi.” (Kılıç artığı yazılar konusuna daha sonraki sayfalarda tanıttığımız Tarih Yazıları kitabı esnasında değindik. A. Kale)

 

Daha sonraki yıllarda da konuyla ilgili çeşitli yazıları, makaleleri olmuştur Kıvılcımlı’nın. Ancak “Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi” denince ilk akla gelen eser Tarih-Devrim Sosyalizm’dir.

 

Kıvılcımlı, Tarih tezi araştırmasına girişmesinin ana gerekçesini, eserinin TEZ başlıklı ilk bölümlerinden birinde şöyle açıklıyor:

 

Bugünkü Türkiye’yi anlamak için, onun, dün içinden çıktığı (daha doğrusu bir türlü içinden çıkamadığı) Osmanlı Tarihine inmek gerekti. Osmanlı  Tarihinin  maddesine  girine,  onun  İslâm  Medeniyeti’nde bir  ‘Rönesans’ olduğu  belirdi.  İslâm Medeniyeti: tıpkı  Grek  ve Roma Medeniyetleri gibi, Kent’ten (Cite’den) çıkmış Antika (Kadim) Medeniyetlerden biriydi. İlk Sümer öncesinden (Protosümerlerden) İslâm Medeniyeti’ne gelinceye değin sıralanan Antika “Medeniyetlerin hepsi de hem birbirlerinin aynı, hem birbirlerinin gayri olarak birbirlerinden çıkagelirlerken, hep aynı gidişi-süreci (proseyi) gösteriyorlar ve bir tek kanuna uyuyorlardı.

 

“Günümüze değin uzanmış bütün problemlerin, sebep-sonuç zincirlemesiyle nasıl ta Protosümerlere dek dayanıp çıktığı dupduru anlaşılmadıkça, hiçbir somut (konkret) Tarih olayı gereği gibi aydınlanamıyordu.” (s. 15)

 

Demek ki ana amacı bugün içinde bulunduğumuz toplumu anlamak, anlayıp kavramakla kalmayıp, ona göre örgüt, metot ve biçimlerle toplumu değiştirmenin yollarını aramaktır.

 

Araştırmanın ana konusu Antika Tarih’tir. Günümüz kapitalist toplumlarının tarihi 5-6 yüz yıl, tüm sınıflı toplumların tarihi de yaklaşık 7 bin yıldır dersek, ondan önceki yüz binlerce yılın bilinmesi, sınıflı toplumlarla sınıfsız ilkel komün toplumlarının ilişki ve çelişkilerinin araştırılmasıdır Tarih Tezi. Çalışmasının gerekçelerini şöyle açar:

 

Antika Tarih parça parça edilmiş bir ceset (ölü varlık) gibi verilir. Oysa o parçalı görünüşün üstünde Tarih dinastike bir bütünlük yaşar. Bu gerçeklik üzerinde 1926 yılından beri yeri geldikçe araştırma yapmaktan geri kalmadık. Engels’in Amerikalı Morgan’dan alıp işlediği Tarih Öncesi keşfini o açıdan inceledik. Konu olağanüstü aydınlığa kavuştu.

 

“1940 yılı konuyu yazılı biçime soktuk. Araştırmalarımıza ‘Tarih Tezi’ demiştik.” (Toplum Biçimlerinin Gelişimi kitabı için yazıldığı anlaşılan ancak kullanılmamış olan daktilo metinden. Tarih Yazıları s. 12)

 

Bildiğimiz gibi Kıvılcımlı’nın yaşamı daha çok hapishane ağırlıklı olmuştur. Dışardaki zamanları da çoğunlukla kaç-göç ve polis soruşturmalarıyla uğraşmakla geçer. Bu yaşama biçiminde bırakın bu anıt eserleri yazması, onları polis takibinden ve imhasından koruyup saklayabilmesi bile mucizedir. Yazdığı eserlerin bir kısmını sağlığında yayınlayabilmiş, büyük bir bölümünü kendine has yöntemlerle saklayabilmiş ancak bir kısmının kaybolmasına ve imhasına da engel olamamıştır. Acı acı şöyle yakınır:

 

1939 [1938] Yavuz davasında gerek Osmanlı, gerek İslam ‘Tarihinin Maddesi’ üzerine olan el yazmaları gizli polisçe birer suç belgesi imişçe gaspedildi. Ve bir daha, o el yazmalarının tek tük, eksik taslaklarından başka izini tozunu bulamadık. Hele Kuran-ı Kerimi satır satır izleyerek özenle temiz ettiğimiz ‘İslam Tarihinin Maddesi’ kitabının birinci cildi, bağırta çağırta yok edildi. Söz verilmişken, yıllarca sonra bulunamadığı gerekçesiyle geri verilmedi.” (aynı yazı)

 

Daha 1929 tutuklanması öncesinde yazıp biriktirmeye başladığı Tarih etütlerini toparlayıp yayınlamaya bir türlü imkan bulamaz Kıvılcımlı. Cezaevleri, Vatan Partisi girişimi ve günlük politikanın gerekleri alıkoyar onu. Nihayet 1965 yılında kurduğu Tarihsel Maddecilik Yayınları tarafından yayınlanır Tarih-Devrim-Sosyalizm.

 

Böylece 1926’dan 1965 yılına dek 39 yıllık emekler ya gizli polisin, yahut Marx ve Engels’in, ‘Alman İdeolojisi’ adlı yazılan için söyledikleri gibi – ‘Farelerin Kemirici Eleştirisine’ bırakıldı. Kendimiz kurbanlık koçtuk, yazılarımız, emeklerimiz mi kurtarılırdı?

 

Ancak 1965 yılı son bir çaba ile, ‘Tarih Tezi’nin ‘Bakıyyetüs Suyûf’unu (Kılıç artıklarını) bin telaş ve acele ortasında yayınlama fırsatını kaçırmadık. Çıkan kitap: ‘Tarih-Devrim-Sosyalizm’ oldu. Kimi gençler, kitabın ‘şok etkisi’ yapacağını ummuşlardı. Kendilerine: ‘görürsünüz!’demiştim. Beklediğim oldu:

Tez bir zindan kuyusunun yaş ve taş duvarına vurulmuş yumruk gibi yankısız kaldı.” (aynı yazı)

 

Bir ömür harcanarak geliştirilen bir tez. Elbette şöhret olunmak falan için değil. Başta da belirttiğimiz gibi günümüzü anlamak ve işçi sınıfı yararına dünyayı değiştirmek gibi bir amacı var tezin. Ancak Tez, öncelikle egemen kültürün kireçlenmiş beyinlerince yok sayılır. Kimi roman ve yazılarda belirtilmeden kullanılır da. Ama “doğrudur, yanlıştır, şu gerçeklere uyuyor ya da uymuyor, bilimsel verilere göre şöyledir” türünden bir tartışma hiç olmaz. Zaten  “ölü gözünden yaş ummayacak” kadar tanımaktadır egemen kültürü Kıvılcımlı.

 

Emperyalizm bunalımlarına girmiş yaşlı Kapitalizm çağında idik. Tekellerin aşırı kârına yaramayacak her sosyal araştırma hiçti. ‘Hürriyet’ maskeli kültür kargaşalığı her sosyal emeği kim vurduya getirmek için birebirdi. Karınca kaderince yeni bir şey söylemek girişimini baltalayan kasıtlı kötülükten ve sağırlıktan daha olağan bir şey bulunamazdı. Egemen kültürün damar kireçlenmesine uğramış beyninden başka tepki umulamazdı.” (aynı yazı)

 

Bunlar bilinen ve beklenen şeylerdi. Sosyalistlerin tartışması, benimseyip davranması ya da eleştirip geliştirmesi gerekmez miydi? Ne yazık ki o kulvardan da olumlu olumsuz bir yankı yoktu. Konunu önemi bir yana, sosyalistlerin çeviri kitaplardaki tezlere Türkiye’yi uydurma kaygılarından orijinal tezleri görecek halleri yoktu. Batı’nın anlı şanlı “marksolog”larının  yeterli yetersiz “tez”lerini çevirip duran görevliler vardı nasılsa. Kuş uçmaz kervan geçmez bir ülkenin, adı sanı bilinmeyen bir devrimcisinin ne haddineydi böyle orijinal araştırmalar yapmak.

 

Ne var ki, kendisini geleceğe adamış genç ‘Sosyalist’ kesim de Tarih Tezini olmamış saydı. Nedenleri öylesine çok ki, saymakla tükenmez. En başta geleni: ‘Sen de kim oluyorsun?’ sorusudur.” (aynı yazı)

 

Sosyalistlerimizin de bir egemen kültürü vardı aslında. Herhangi bir konu Marksist literatürün kara kaplılarından birinde varsa amenna. Açar bakar, yüksek tahlillerde kullanırsınız. Yoksa yoktur. Ne haddinize sizin Marx-Engels ya da Lenin’in el atmadığı ya da vakit ayıramadığı bir konuda araştırma yapmak. Yapan ya lanetlenir ya da susulur.

 

Marx o konuda karanlıkça bir nokta görüp ileride “derinliğine ve ayrıntılarıyla” araştırma yapılmasını mı not etmiş? O notun anlamı hiç tartışılamaz. Biçimi, her tercüme edenin “ûlema” tekmesine göre kaytarılır. Sırf sözde “Marksizmin yanılmazlığı” adına, Patrik latası gibi sırta geçirilmiş delinmez bir “büyüklük manisi” ile susulurdu.”(aynı yazı)

 

Tarih-Devrim-Sosyalizm’in ana konusu Antika Tarihin gidiş kanunlarıdır. Sınıflı toplumlar bir sosyal sınıfın örgütlenip diğer sosyal sınıfı alt etmesi demek olan sosyal devrimlerle yürür. Oysa antika tarih, sınıfsız bir toplumun, sınıflaşma aşamasında olan daha ekonomice ileri toplumları yıkıp yeni medeniyetler oluşturmasıyla yürümüştür. İbni Haldun’da işaretleri bulunan, Marx’ın “bu konuya dönülmeli” diye işaret ettiği bu altüstlüklere Kıvılcımlı “Tarihsel Devrimler” der. Tarih-Devrim-Sosyalizm’in özeti sayılabilecek olan “Tartışılacak Tarih Tezi” bölümünde şöyle tanımlar bu devrimleri:

 

Antika Medeniyetin kendi içinde -Modern medeniyette görülene benzeyen bir ‘SOSYAL DEVRİM’ imkânsızdır. Yeni bir sosyal sınıf, eski gerici sosyal sınıfı devirip medeniyeti kurtaracak durumda Kollektif Aksiyon gücü sağlayamaz. O zaman eskimiş medeniyetin üretici güçlerini boğan üretim ilişkilerini kökünden kazıyacak Barbar yığınları akına başlar. Barbarlar, Tarihöncesinin en sağlam İlkel Sosyalist (Gelenek-Görenek ve Kollektif Aksiyon) üretici güçlerini harekete geçirirler. Eskimiş medeniyette en az bulunan şeyse özellikle o güçlerdir. Onun için eski medeniyet dayanamayıp, inanılmaz çabuklukla yıkılır. Bu da bir Devrimdir, ama Sosyal Devrimin zıddına, eski medeniyeti kurtaracağı yerde yok ettiği için, ona: TARİHSEL DEVRİM adı verilebilir.

 

“Üretici güçlerden ikisi (Teknik-Coğrafya) MADDE’ye, ikisi (Tarih-Kollektif  Aksiyon)  İNSAN’a  dayanır.  Eskimiş  medeniyetin  insan üstüne çullandırdığı baskı onu, üretici güç niteliği bakımından olumlu Gelenek-Göreneklerle Kollektif Aksiyondan yoksun edince, Medeniyet taze insan gücünü dışarıdan, Barbarlardan sağlamaya kalkışır. Aylıklı Barbar asker, Medeniyet kalesini içinden yıkmaya başlar. O zaman Teknik üretici güçler, dolambaçlı yoldan, dışarıdan rol oynarlar. Çünkü daha önce Medeniyet, hammadde kaynaklarını işletir ve ticaret ilişkilerini geliştirirken, teknik üretici güçlerin bir kolunu Barbarlar içine atmıştır. Teknik üretici güçler şimdi, o dışarıdaki kolu ile, içinden düzelmesi imkânsız olan eski  medeniyeti  yıkarak,  insanlık  için yeni bir medeniyetin kuruluşunu sağlar. Onun için Tarihsel Devrim medeniyetlerin sonu değil, bir çökkün medeniyetin sonu, doğacak bir medeniyetin de başlangıcı olur. Böylece en son duruşmada kesin hükmü gene maddi üretici güçler (Teknik, elverişli Coğrafya) vermiş olur.”(s. 19)

 

Bu Tarihsel Devrimler, devrimleri yapan Barbarların içinde bulundukları aşamaya göre değişik adlar ve biçimler alırlar. Bu iki tür Tarihsel Devrim tanımını da kitaptan aktararak tanıtımı bitirip, herkesi kitabı ve konuyla ilgili diğer Kıvılcımlı eserlerini de okuyarak tartışmaya çağıralım:

 

İKİ ÇEŞİT TARİHSEL DEVRİM

 

Antika Tarihte görülen o yaman, korkunç ve inanılmaz Devrimler başlıca iki tipe girerler:

 

“A) BİRİNCİ ÇEŞİT TARİHSEL DEVRİM Tarihsel Devrimi yapan Barbarlar:

 

“1- Yeni Coğrafya  ve Teknik üretici güçlerine  gebe bir ülkede yaşayan;

 

“2- Yukarı Barbarlık Konağı seviyesine değin yükselmiş KENT (Cité)’den çıkan Barbarlar ise, eski yıkılmış medeniyetin yerine yepyeni bir orijinal medeniyet kurarlar. Çünkü içinden çıktıkları ülke maddi üretici güçlere (Coğrafya ve Teknik üretici güçlerine) gelişim sağlar, içinden çıktıkları Kent ise, hem Tarım (Ziraat) ölçüsünde yüksek teknikli ve işbölümlü bir ekonomi temeli sağlamıştır; hem de yeni bir kültür ve üstyapı için gereken zenginlikte kurum ve kurallar kazandırmıştır. Yıktıkları eski medeniyetin temellerinde, eski üretim ilişkilerinin boğduğu, duralattığı, gerilettiği üretici güçleri kolaylıkla serbest bıraktıkları gibi, kendi geldikleri Coğrafyanın üretici güçlerini de eskilerine aşılayarak daha ileri Teknik üretici güçlerin doğmasına kapı açarlar. Çöken medeniyetin üstyapı kurum ve kurallarını kendi Kentlerinin kurum ve kurallarından aşağı buldukları için, onları hiçe sayar veya alt duruma sokarlar.

 

“Yukarı Barbarlar: yıktıkları medeniyetinden daha ileri üretim ilişkileri kurabildikleri için ve yıktıkları medeniyetin kurum ve kuralları yerine kendi Kentlerinin kurum ve kurallarını dayatacak güçte bulundukları için, hem çöken medeniyetten daha ileri hem de bambaşka çeşitten orijinal yeni bir medeniyet yaratmış olurlar.

 

B) İKİNCİ ÇEŞİT TARİHSEL DEVRİM

 

“Tarihsel Devrimi yapan Barbarlar:

 

“1- Yeni Coğrafya ve Teknik üretici güçlerine gebe olmayan bir ülkede yaşayan,

 

“2-   Orta   Barbarlık   Konağı   seviyesinden   yukarı   çıkamamış Sürücü Çoban Barbarlarsa, yıktıkları medeniyetin yerine orijinal bir medeniyet kuramazlar. Çünkü, içinden çıktıkları ülke, yeni üretici güçler (Coğrafya ve Teknik üretici güçler) sağlayamaz. İçinden geldikleri Toplum, her Antika Medeniyetin üretim temeli olan Tarım ekonomisine ulaşamamıştır. Kendi göçebe kurum ve kuralları da, yüksek teknikli ve işbölümlü medeni ekonomi temeli üzerinde gelişkin üstyapı ilişkilerine çekidüzen verebilecek yeterlikte değildirler. Ne yeni bir Coğrafya, ne yeni bir Teknik üretici gücü sentezleştirecek durumda değillerdir. Bütün becerileri, göçebe gidiş gelişlerine en uygun ideal Ticaret kervancılığıdır. Ama Ticaret yapabilmek için gerekli bol ürün veren yüksek üretim kendilerinde yoktur.

 

O yüzden, ister istemez içine girdikleri çökkün medeniyetin, gerek ekonomi temelini, gerekse üstyapı kurum ve kurallarını oldukları gibi benimsemek zorunda kalırlar. Onun diniyle dinlenirler. Yalnız, üstüne çıktıkları, egemen oldukları çökkün medeniyetin ilk doğuş zamanlarındaki ilişkilerini (kendi Tarihöncesi Toplumlarının Gelenek- Göreneklerine ve Kollektif Aksiyonlarına daha yakın buldukları için) diriltmiş olurlar. Eskimiş üretim ilişkilerinin boğduğu, gerilettiği üretici güçleri, ilk medeniyet doğuşu sıralarındaki serbestliğe kavuştururlar. İhtiyarlıktan çökmüş eski medeniyet canlanır, ölümden sonra dirilime uğrar. Daha ileri ve orijinal bir medeniyet doğmazsa da, eski orijinal medeniyet bir RÖNESANS’a uğramış olur.” (s. 20-21)

 

İşte bütün Antika Tarih toplumları, sosyal devrimler çağına gelinceye dek bu iki çeşit Tarihsel Devrimlerle batmışlar, çıkmışlardır. Günümüz toplumları bütün o altüstlüklerin, o toplum ve toplulukların izlerini taşımaktadırlar. Özellikle Kadim bir coğrafya olan Ortadoğu toplumlarını, İslam medeniyetinin kuruluşu ve etkilerini, İslam ve Bizans Medeniyetlerinin bir rönesansı olan Osmanlı toplumunu tanımadan, onların günümüzdeki etkilerini kavramadan devrim yolunda doğru yönlenmemiz mümkün olmayacaktır. Tarih-Devrim-Sosyalizm kitabının bölümlerinden biri olan “Osmanlılıktan Çıkamadığımızın Şeması” bölümü ne kadar çıkamadığımızın bir ispatlanmasıdır.



Bu yazı 4906 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

ABD-İsrail-İran savaşında en beğendiğiniz savaş muhabiri kimdir?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI