Sayın İ.İ. (İsmet İnönü) Paşa’ya Açık Mektup, Proleter Devrimci Aydınlık dergisinin 16 Şubat 1970 tarihli 2. Sayısında yayınlanmış oldukça uzun bir yazı.
68 Gençlik hareketinin yükselmeye başladığı günlerde o zamanki CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, uzunca bir konuşmayla gençliği eleştirir. Kıvılcımlı da bu açık mektupla Paşa’yı cevaplar. Bu uzun mektup, 2011 yılında 64 sayfalık bir kitap halinde basıldı.
Açık mektup biçiminde yazılmış bu çok önemli yazıda herhangi bir ara başlık düşünmemiş Kıvılcımlı. Bir yandan İ. İnönü’yü eleştirirken, öte yandan gerek yerli, gerekse uluslar arası Finans Kapital’in dünyada ve Türkiye’deki oyunlarını sergilemeye çalışmış.
Mart 2011 tarihinde kitap olarak yayınlarken, tanıtım yazısında şunları yazmıştık:
“1968 Başkaldırısının dorukta olduğu zamanlarda, o zamanki muhalefet lideri ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, gençlere öğütler vererek, onların devrimci coşkularını ve eylemciliklerini törpülemeye çalışıyordu.
“Kıvılcımlı, Proleter Devrimci Aydınlık Dergisi’nin 16 Şubat 1970 tarihli 2. sayısında bu uzun mektubu yayınlayarak, gençlerden yana tavır alıp, İ.İnönü’nün tavrını eleştirir.
“Dergide yayınlanışından bu yana başka hiçbir yerde yayınlanmamış olan bu önemli mektubu, gericilik karşısında bugün de direnen gençliğimize destek olur umuduyla yayınlıyoruz.” (Kitap, s. 3)
Gençlerin devrimci atılımı karşısında öfkeye kapılan İnönü, devleti ve rejimi savunmak adına gençlere saldırır. “Gençleri “aşırı sol ve aşırı sağ” diye yaftalayarak, daha çok, daha fazla özgürlük, emperyalizme karşı bağımsızlık talebiyle sokaklara dökülen devrimci gençleri hedef alır. “Yetiştirdikleri” gençlerin bir önceki nesle yani babalarına benzemediklerinden yakınır.
“Paşa’nın yarım yüzyıllık yaşantısını göz önüne getirerek, dün TBMM’de söylediklerini izleyince neyi öğreniyoruz? O çocukların babalarına benzemeyişini içine sindiremiyor. Bütün üzüntüsü, bütün çırpıntısı oradan geliyor. O zaman sırf kendisi çocuğuna benzemediği için içerleyen bir babanın isyanı ile ‘demokratik rejim’in elden gittiğine kızıyor. Ve her şey birbirine karışıp gidiyor.” (s. 9)
İnönü ve onun misyonu hakkında önemli tespitler yapar. Cumhuriyet burjuvazisinin ünlü demagojisi “biz imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” anlayışının temsilcisidir İnönü:
“Nedir Paşa’nın 40 yıldır sınanmış olduğu için, yanılmaz bildiği politika metodu? Sosyal uçların “aşırı” gidişleri önünde statükoyu bozmayacak “denge”yi sağlamaktır. Bugün Türkiye’de bir “Huzursuzluk” mu var? Onun nedeni Paşa’ya göre hiç değişmez; CHP lideri kalkar, TBMM’de hemen şu besmeleyle söze başlar:
“Bugün memleketin huzuru, aşırı solun gericiliğine karşı ve aşırı sağın gericiliğine karşı savunmasız bir haldedir.” (s. 12)
İnönü’nün belki samimiyetle savunduğu bu “denge” politikasını şiddetle eleştirir:
“Doğru mu? Ortada arka arkaya 8 üniversite genci öldürülüyor. Bunların hepsi “aşırı sol” idiler diyelim. Türkiye’de bir devlet yok mu? Demokrasiden geçtik. En faşist ceza kanunundan daha faşist maddeli kanunlar var. Hepsi yalnız “aşırı sol”lara karşı işletiliyor. Devletin polisi, jandarması, mahkemesi, hapishanesi onlar için. Yetmiyor. Kim olduklarını herkesin bildiği kimseler polisin gözü önünde insanları kurşunluyorlar. Öldürülenler hep solcular. Solcular öldükleri için mi huzur bozuyorlar? Ölen de öldüren kadar “huzur bozucu” ise, Türkiye’de kimin “rejimi” egemendir?” (s. 12)
Daha sonra dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in gerici sağa destek olan açıklamalarını sergiledikten sonra yeniden İnönü’ye döner:
“Bu denli saf mıdır İnönü? Türkiye’de huzursuzluğun 27 Mayıs geleneğini kökünden kazımak isteyen finans-kapital’in Kurtuluş Savaşı geleneğini kökünden kazımak isteyen tefeci-bezirgan sınıflarla komplolar hazırladığını ve bu komploları Amerikan üsleri yetmiyor, Amerikan 6. Filosu ile ikide bir kışkırttığını görmeyecek denli haber almasız mı kalmıştır İnönü?” (s. 14)
Gençler bizi dinlemiyor diye yakınan Paşa”ya sormadan da edemez:
“Halkı aldatılmaktan kurtarmak, oyunu bilmeyerek vurguncu kurtlara vermekten çekindirmek gerekmez mi? Bu uğurda Paşa sekseninden sonra “ecdadımıza layık” olmayı düşünürken gençliğin de kendilerine cumhuriyet ve bağımsızlığı teslim ve emanet etmiş “atalarına layık” olma görevi yok mudur? Sayın İnönü, “beni dinlemeliler” demek istiyor. Kendisi gençliğinde yaşlı Paşaları dinledi mi?” (s. 25)
İsmet Paşa gerek o Meclis konuşmasında, gerekse diğer konuşma ve açıklamalarında bir “aşırı uçlar” söylemi tutturmuştur o günlerde. Özellikle gençleri, “aşırı uçlara saparak, demokrasiye ve rejime” zarar vermekle suçlamaktadır. Ders verircesine bir netlikle şöyle der Kıvılcımlı:
“50 yıldır hep ‘aşırılık’la suç ve ceza görmüş insanların kafaları, ruhları, vicdanları içinde, hep o, ‘aşırı’ denen şeyin ne olabileceğini arıyoruz. ‘Aşırı’lık en çok Marksistlere yüklenir. Marksizm kanlı ihtilal istemekle suçlanır. Marks’ın anıt eseri Das Kapital ise, en başta, sosyal doğumların ‘ılımlıı geçmesi için olgun bilinçliliğe en büyük önemi verir. Ve 19. yüzyıl İngiltere’si, Amerika’sı örneğini vererek, aşırı militarist ve bürokrat olmayan gerçekten demokratik devlet sistemi için devrimin mutlaka kanlı olması gerekmediğini herkesten önce Marksizm yazar.
Bu bakımdan, yeryüzünde tek insan burnunun kanamaması için çırpınan Marksizm’le, hiçbir doktrin demokrasi yarışına giremez. Asıl ‘aşırılık’ her zaman, Marksizm’i aşırılıkla suçlayan doktrinlerden gelir. Devrimin kanlı ve aşırı kanlı olması rejimin aşırı militarist ve bürokrat olmasından ileri gelir.” (s. 51)
“Aşırı için bir mihenk taşı gerekir. Gerçekten halk yararına yapılacak her düşünce ve davranışın aşırısı olamaz. Finans beyleri ile hacıağalar yararına gelecek herşey, bugünkü Türkiye’de artık aşırının aşırısı durumuna gelmiştir.” (s. 53)
Ve nihayet, o günlerde “Ortanın Solu” sloganlarıyla oyalanan CHP’yi de İ. İnönü eleştirisi vesilesiyle uyarmaktan ve sol adına her türlü provakasyona hazır davranan kimilerini “parayla tutulmuş” sayarak reddetmekten de alıkoymaz kendini:
“Ne var ki, işin içyüzünü kavramayan gençlerin önünde, öyle aşırı solu, aşırı sağdan başkaymış gibi lanetlemek, proletarya sosyalizmine gölge düşürmeye varmamalıdır. Proletarya sosyalizmi, ortanın solunu sevgi ve saygı ile kardeşçe selamlarken, ‘parayla tutulmuş’ları, velev ki ‘aşırı’ etiketi altında ‘sol’ diye göstermek, Türkiye’de döner dolaşır ortanın solunu da vurur.
“İntihar, taktik olamaz.” ( s. 63-64)