Hayatın en ağır yükü bazen uğradığımız haksızlık değildir. Asıl yük, o haksızlığa tanık olan insanların sessizliğidir.
İnsan, düşmanından kötülük bekler. Düşman zaten karşısındadır; niyeti bellidir. Fakat dost bildiği insanların, haksızlığı görmelerine rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranmaları, insanın ruhunda kolay kolay kapanmayan yaralar açar. Çünkü dostluk, sadece güzel günlerde aynı masayı paylaşmak değildir; zor zamanlarda aynı vicdanda buluşabilmektir.
Ne yazık ki günümüzde "Ben tarafsızım." cümlesi, çoğu zaman erdem gibi sunuluyor. Oysa tarafsızlık her zaman adalet değildir. Bazen yalnızca risk almamaktır. Bazen sessiz kalmanın, rahatını bozmamanın, ilişkilerini kaybetmemenin kibar bir adıdır.
Bir insan sözlü ya da fiziksel şiddete uğradığında çevresindekiler çoğu zaman gerçeği sorgulamak yerine, "Boş ver.", "Özür dilesin, konu kapansın.", "Barışın da bitsin." demeyi tercih ediyor. Çünkü sorunu çözmekten çok, ortamın yeniden sakinleşmesini istiyorlar. Oysa sakinleşen ortamdır; adalet değil.
Psikoloji bu durumu "seyirci etkisi" olarak açıklar. İnsanlar, haksızlığı gören başka kişiler de varsa sorumluluğun kendilerine ait olmadığını düşünürler. Herkes birbirine bakarken kimse ilk adımı atmaz. Sonunda kötülük cesaret bulur; iyilik ise yalnız kalır.
Felsefe ise konuya daha farklı yaklaşır. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Adalet, günlük hayatın içinde, bir arkadaşımızın incindiğini gördüğümüzde de sınanır. Çünkü adalet; güçlüden yana olmak değil, doğru olandan yana durabilmektir.
Sessizlik bazen kelimelerden daha yüksek sesle konuşur. Haksızlık karşısında susan kişi, belki kötülüğü istememektedir. Ama sessizliğiyle kötülüğün önünü açabilir. İşte bu yüzden tarafsızlık her zaman masum değildir. Bazen hiçbir şey yapmamak da bir tercihtir.
Gerçek dost, seni kaybetmemek için değil; doğruyu kaybetmemek için konuşandır. Gerektiğinde "Burada yanlış yapıyorsun." diyebilen de dosttur, "Bu yapılan haksızlıktır." diyerek hakkın yanında duran da…
Toplumları güçlü yapan yalnızca kanunlar değildir. Asıl güç, insanların vicdanlarının ne zaman ve kimin için harekete geçtiğidir. Eğer insanlar haksızlık kendilerine dokunmadığı sürece sessiz kalmayı sürdürürlerse, bir gün o sessizlik herkesin kapısını çalar. Çünkü bugün başkasına yapılan haksızlık, yarın bize yapılmayacağının garantisi değildir.
Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Wiesel ."Tarafsızlık, zalime yardım eder; asla mağdura değil. Sessizlik, işkenceciyi cesaretlendirir; acı çekeni değil."
İnsanlar çoğu zaman adaleti savunmaz; başlarına gelmeyen acıyı küçümserler. Çünkü kendilerini mağdurun yerine koydukları gün, sessiz kalmanın da bir tercih olduğunu fark ederler.
Belki de en büyük eksiklik, kendimizi başkasının yerine koymayı unutmuş olmamızdır. Çünkü insan, yaşamadığı acıyı küçümsemeye meyillidir. Olayı dışarıdan izlerken "Özür dilesin, barışın, konu kapansın." demek kolaydır. Ama aynı sözler kendisine söylense, aynı haksızlığa kendisi uğrasa, aynı rahatlıkla konuşabilir miydi? İşte vicdanın gerçek sınavı burada başlar. Empati, sadece karşındakini anlamak değildir; onun ayakkabılarıyla birkaç adım yürümeyi göze alabilmektir.
Belki de çağımızın en büyük görünmez yarası budur. Kötülüğün artması değil; iyilerin susması…
Martin Luther King Jr. Dediği gibi "Sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız."
İnsan, kendisine yapılan haksızlığı zamanla affedebilir. Ama haksızlığa uğradığında sessiz kalanların bıraktığı hayal kırıklığını kolay kolay unutamaz. Çünkü bazen en derin yara, düşmanın açtığı değil; dostun sustuğu yaradır.
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız